Cerîr, Peygamber'in duasından sonra bir daha attan düşmedi ve Yemen'deki Zü'l-Halasa'yı yakıp kırdı.

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 4357, Kitap 64, Hadis 383
Türkçe meal

Cerîr (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bana: “Beni Zü'l-Halasa'dan kurtarmaz mısın?” buyurdu. “Elbette” dedim. Ahmes'ten yüz elli atlı içinde yola çıktım; onlar at sahibi kimselerdi. Ben ise at üzerinde sabit duramıyordum. Bunu Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) söyledim; elini göğsüme vurdu, öyle ki elinin izini göğsümde gördüm ve: “Allah'ım! Onu sabit kıl; onu hidayete erdiren ve hidayete ermiş bir kimse kıl” buyurdu. (Cerîr) dedi ki: Ondan sonra bir daha attan düşmedim. (Cerîr) dedi ki: Zü'l-Halasa, Yemen'de Has'am ve Becîle'ye ait bir evdi; içinde tapınılan dikili taşlar vardı; ona Kâbe denilirdi. (Kays) dedi ki: (Cerîr) oraya varıp onu ateşle yaktı ve kırdı. (Kays) dedi ki: Cerîr Yemen'e geldiğinde orada fal oklarıyla kısmet arayan bir adam vardı. Ona: “Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) elçisi buradadır; sana gücü yeterse boynunu vurur” denildi. Adam okları atarken Cerîr gelip başında durdu ve: “Onları mutlaka kıracak ve Allah'tan başka ilah olmadığına mutlaka şahitlik edeceksin; yoksa boynunu vururum” dedi. Adam onları kırdı ve şahitlik etti. Sonra Cerîr, Ahmes'ten Ebû Ertât künyeli bir adamı bunu müjdelemek üzere Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) gönderdi. Adam Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) gelince: “Ey Allah'ın Resûlü! Seni hak ile gönderene yemin ederim ki onu uyuz bir deve gibi bırakmadıkça gelmedim” dedi. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Ahmes'in atlarına ve adamlarına beş kez bereket diledi.

Sahîh-i Buhârî 4357, Kitap 64, Hadis 383

Arapça metin
حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ، عَنْ قَيْسٍ، عَنْ جَرِيرٍ، قَالَ قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَلاَ تُرِيحُنِي مِنْ ذِي الْخَلَصَةِ ". فَقُلْتُ بَلَى. فَانْطَلَقْتُ فِي خَمْسِينَ وَمِائَةِ فَارِسٍ مِنْ أَحْمَسَ وَكَانُوا أَصْحَابَ خَيْلٍ وَكُنْتُ لاَ أَثْبُتُ عَلَى الْخَيْلِ، فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَضَرَبَ يَدَهُ عَلَى صَدْرِي حَتَّى رَأَيْتُ أَثَرَ يَدِهِ فِي صَدْرِي وَقَالَ " اللَّهُمَّ ثَبِّتْهُ وَاجْعَلْهُ هَادِيًا مَهْدِيًّا " . قَالَ فَمَا وَقَعْتُ عَنْ فَرَسٍ بَعْدُ. قَالَ وَكَانَ ذُو الْخَلَصَةِ بَيْتًا بِالْيَمَنِ لِخَثْعَمَ وَبَجِيلَةَ، فِيهِ نُصُبٌ تُعْبَدُ، يُقَالُ لَهُ الْكَعْبَةُ. قَالَ فَأَتَاهَا فَحَرَّقَهَا بِالنَّارِ وَكَسَرَهَا. قَالَ وَلَمَّا قَدِمَ جَرِيرٌ الْيَمَنَ كَانَ بِهَا رَجُلٌ يَسْتَقْسِمُ بِالأَزْلاَمِ فَقِيلَ لَهُ إِنَّ رَسُولَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم هَا هُنَا فَإِنْ قَدَرَ عَلَيْكَ ضَرَبَ عُنُقَكَ. قَالَ فَبَيْنَمَا هُوَ يَضْرِبُ بِهَا إِذْ وَقَفَ عَلَيْهِ جَرِيرٌ فَقَالَ لَتَكْسِرَنَّهَا وَلَتَشْهَدَنَّ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَوْ لأَضْرِبَنَّ عُنُقَكَ. قَالَ فَكَسَرَهَا وَشَهِدَ، ثُمَّ بَعَثَ جَرِيرٌ رَجُلاً مِنْ أَحْمَسَ يُكْنَى أَبَا أَرْطَاةَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يُبَشِّرُهُ بِذَلِكَ، فَلَمَّا أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ مَا جِئْتُ حَتَّى تَرَكْتُهَا كَأَنَّهَا جَمَلٌ أَجْرَبُ. قَالَ فَبَرَّكَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى خَيْلِ أَحْمَسَ وَرِجَالِهَا خَمْسَ مَرَّاتٍ.

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 4357 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü