Bir şeye yemin edip de başkasını ondan daha hayırlı görürsem, mutlaka daha hayırlı olanı yaparım.

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 4385, Kitap 64, Hadis 408
Türkçe meal

Zehdem (el-Cermî) şöyle rivayet etti:

Ebû Mûsâ (Kûfe'ye) geldiğinde Cerm'den olan şu kabileye ikramda bulundu. Biz onun yanında oturuyorduk; o tavuk ile öğle yemeği yiyordu. Toplulukta oturan bir adam vardı; onu yemeğe çağırdı. (Adam): “Ben onu bir şey yerken gördüm de ondan tiksindim” dedi. (Ebû Mûsâ): “Gel; çünkü ben Peygamber'i (sallallahu aleyhi ve sellem) onu yerken gördüm” dedi. (Adam): “Ben onu yememeye yemin ettim” dedi. (Ebû Mûsâ) şöyle dedi: Gel, sana yeminin hakkında haber vereyim: Biz Eş'arîlerden bir grup olarak Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) geldik ve ondan binek istedik. Bize binek vermekten kaçındı. (Tekrar) binek istedik; bize binek vermeyeceğine yemin etti. Sonra çok geçmeden Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) ganimet develeri getirildi; bize beş deve verilmesini emretti. Onları teslim alınca: “Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) yeminini (unutmasından) faydalandık; bundan sonra ebediyen iflah olmayız” dedik. Ona gelip: “Ey Allah'ın Resûlü! Bize binek vermeyeceğine yemin etmiştin; ama bize binek verdin” dedim. “Evet; fakat ben bir şeye yemin edip de başkasını ondan daha hayırlı görürsem, mutlaka daha hayırlı olanı yaparım” buyurdu.

Sahîh-i Buhârî 4385, Kitap 64, Hadis 408

Arapça metin
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ السَّلاَمِ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ زَهْدَمٍ، قَالَ لَمَّا قَدِمَ أَبُو مُوسَى أَكْرَمَ هَذَا الْحَىَّ مِنْ جَرْمٍ، وَإِنَّا لَجُلُوسٌ عِنْدَهُ وَهْوَ يَتَغَدَّى دَجَاجًا، وَفِي الْقَوْمِ رَجُلٌ جَالِسٌ، فَدَعَاهُ إِلَى الْغَدَاءِ، فَقَالَ إِنِّي رَأَيْتُهُ يَأْكُلُ شَيْئًا فَقَذِرْتُهُ. فَقَالَ هَلُمَّ، فَإِنِّي رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَأْكُلُهُ. فَقَالَ إِنِّي حَلَفْتُ لاَ آكُلُهُ. فَقَالَ هَلُمَّ أُخْبِرْكَ عَنْ يَمِينِكَ، إِنَّا أَتَيْنَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم نَفَرٌ مِنَ الأَشْعَرِيِّينَ، فَاسْتَحْمَلْنَاهُ فَأَبَى أَنْ يَحْمِلَنَا فَاسْتَحْمَلْنَاهُ، فَحَلَفَ أَنْ لاَ يَحْمِلَنَا، ثُمَّ لَمْ يَلْبَثِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ أُتِيَ بِنَهْبِ إِبِلٍ، فَأَمَرَ لَنَا بِخَمْسِ ذَوْدٍ، فَلَمَّا قَبَضْنَاهَا قُلْنَا تَغَفَّلْنَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَمِينَهُ، لاَ نُفْلِحُ بَعْدَهَا أَبَدًا فَأَتَيْتُهُ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّكَ حَلَفْتَ أَنْ لاَ تَحْمِلَنَا وَقَدْ حَمَلْتَنَا. قَالَ " أَجَلْ، وَلَكِنْ لاَ أَحْلِفُ عَلَى يَمِينٍ فَأَرَى غَيْرَهَا خَيْرًا مِنْهَا إِلاَّ أَتَيْتُ الَّذِي هُوَ خَيْرٌ مِنْهَا ".

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 4385 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü