Benî İsrâîl, Kehf, Meryem, Tâhâ ve Enbiyâ sûreleri ilk inen eski sûrelerdendir.

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 4739, Kitap 65, Hadis 261
Türkçe meal

Abdullah b. Mes'ûd (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:

Benî İsrâîl, Kehf, Meryem, Tâhâ ve Enbiyâ (sûreleri) ilk inen eski (ve değerli) sûrelerdendir; onlar benim ilk edindiklerimdendir.

Katâde dedi ki: “Cuzâzen” (Enbiyâ 21/58): onları parça parça etti. Hasan (el-Basrî) dedi ki: “Fî felekin” (Enbiyâ 21/33): iğin ağırşağı gibi; “yesbehûn” (Enbiyâ 21/33): dönerler. İbn Abbâs dedi ki: “Nefeşet” (Enbiyâ 21/78): (geceleyin) otladı. “Yushabûn” (Enbiyâ 21/43): korunurlar. “Ümmetüküm ümmeten vâhideten” (Enbiyâ 21/92) hakkında: “Dininiz tek bir dindir” dedi. İkrime dedi ki: “Hasab” (Enbiyâ 21/98): Habeşçe odun (demektir). Başkası dedi ki: “Ehassû” (Enbiyâ 21/12): onu beklediler; “ehsestu” (hissettim) kökündendir. “Hâmidîn” (Enbiyâ 21/15): sönmüşler. “Hasîd” (Enbiyâ 21/15): kökünden kesilmiş; tekil, ikil ve çoğul için kullanılır. “Lâ yestahsirûn” (Enbiyâ 21/19): yorulmazlar; “hasîr” (yorgun) ve “hasertu ba'îrî” (devemi yordum) bundandır. “Amîk” (Hac 22/27): uzak. “Nukisû” (Enbiyâ 21/65): geri döndürüldüler. “San'ate lebûsin” (Enbiyâ 21/80): zırhlar. “Tekatta'û emrahum” (Enbiyâ 21/93): ihtilafa düştüler. “Hasîs” (Enbiyâ 21/102), hiss, cers ve hems aynı anlamdadır; gizli sestir. “Âzennâke” (Fussilet 41/47): sana bildirdik. “Âzentukum” (Enbiyâ 21/109): Birine (bir şeyi) bildirdiğinde sen ve o eşit durumda olursunuz; (ona) hainlik etmemiş olursun. Mücâhid dedi ki: “Le'allekum tus'elûn” (Enbiyâ 21/13): anlaşılasınız (diye). “İrtazâ” (Enbiyâ 21/28): razı oldu. “et-Temâsîl” (Enbiyâ 21/52): putlar. “es-Sicill” (Enbiyâ 21/104): sahife.

Sahîh-i Buhârî 4739, Kitap 65, Hadis 261

Arapça metin
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ يَزِيدَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ بَنِي إِسْرَائِيلَ وَالْكَهْفُ وَمَرْيَمُ وَطَهَ وَالأَنْبِيَاءُ هُنَّ مِنَ الْعِتَاقِ الأُوَلِ، وَهُنَّ مِنْ تِلاَدِي. وَقَالَ قَتَادَةُ {جُذَاذًا} قَطَّعَهُنَّ. وَقَالَ الْحَسَنُ {فِي فَلَكٍ} مِثْلِ فَلْكَةِ الْمِغْزَلِ {يَسْبَحُونَ} يَدُورُونَ. قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ {نَفَشَتْ} رَعَتْ {يُصْحَبُونَ} يُمْنَعُونَ. {أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً} قَالَ دِينُكُمْ دِينٌ وَاحِدٌ. وَقَالَ عِكْرِمَةُ. {حَصَبُ} حَطَبُ بِالْحَبَشِيَّةِ. وَقَالَ غَيْرُهُ {أَحَسُّوا} تَوَقَّعُوهُ مِنْ أَحْسَسْتُ. {خَامِدِينَ} هَامِدِينَ. حَصِيدٌ مُسْتَأْصَلٌ يَقَعُ عَلَى الْوَاحِدِ وَالاِثْنَيْنِ وَالْجَمِيعِ. {لاَ يَسْتَحْسِرُونَ} لاَ يُعْيُونَ، وَمِنْهُ حَسِيرٌ، وَحَسَرْتُ بَعِيرِي. عَمِيقٌ بَعِيدٌ. {نُكِسُوا} رُدُّوا. {صَنْعَةَ لَبُوسٍ} الدُّرُوعُ. {تَقَطَّعُوا أَمْرَهُمْ} اخْتَلَفُوا، الْحَسِيسُ وَالْحِسُّ وَالْجَرْسُ وَالْهَمْسُ وَاحِدٌ، وَهْوَ مِنَ الصَّوْتِ الْخَفِيِّ {آذَنَّاكَ} أَعْلَمْنَاكَ {آذَنْتُكُمْ} إِذَا أَعْلَمْتَهُ فَأَنْتَ وَهْوَ عَلَى سَوَاءٍ لَمْ تَغْدِرْ. وَقَالَ مُجَاهِدٌ {لَعَلَّكُمْ تُسْأَلُونَ} تُفْهَمُونَ {ارْتَضَى} رَضِيَ. {التَّمَاثِيلُ} الأَصْنَامُ، السِّجِلُّ الصَّحِيفَةُ.

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 4739 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü