Mesrûk şöyle rivayet etti:
Kinde (kabilesinde) bir adam konuşuyor ve: “Kıyamet günü bir duman gelecek, münafıkların kulaklarını ve gözlerini alacak; mümini ise nezle gibi tutacak” diyordu. Korktuk. İbn Mes'ûd'a geldim; yaslanmış oturuyordu. Öfkelendi, doğrulup oturdu ve şöyle dedi: “Bilen söylesin; bilmeyen ‘Allah daha iyi bilir’ desin. Çünkü kişinin bilmediği şey için ‘Bilmiyorum’ demesi ilimdendir. Allah, Peygamberine (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: ‘De ki: Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; ben kendiliğinden uyduranlardan da değilim’ (Sâd 38/86). Kureyş İslam'a girmekte ağır davrandı. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) onlara beddua ederek: ‘Allah'ım! Yûsuf'un yedi (yılı) gibi yedi (yılla) onlara karşı bana yardım et’ dedi. Onları bir kıtlık yılı yakaladı; o (kıtlık) içinde helak oldular, leşleri ve kemikleri yediler. Kişi gökle yer arasını duman gibi görüyordu. Ebû Süfyân ona gelip: ‘Ey Muhammed! Sen bize akrabalık bağını gözetmeyi emretmek için geldin; kavmin ise helak oldu, Allah'a dua et’ dedi. Bunun üzerine (İbn Mes'ûd) ‘Göğün apaçık bir duman getireceği günü gözle’ (Duhân 44/10) âyetini ‘...(küfre) dönecekleriniz’ (Duhân 44/15) sözüne kadar okudu. Âhiret azabı geldiğinde onlardan kaldırılır mı? (Azap kaldırıldı,) sonra küfürlerine döndüler. İşte Yüce Allah'ın ‘Büyük yakalamayla yakalayacağımız gün’ (Duhân 44/16) sözü budur; (o da) Bedir günüdür. Lizâm da Bedir günüdür. ‘Elif lâm mîm. Rumlar yenildi’ (Rûm 30/1-2) sözünden ‘...galip gelecekler’ (Rûm 30/3) sözüne kadar (olan da), Rûm (olayı) da geçmiştir.”
Sahîh-i Buhârî 4774, Kitap 65, Hadis 296