Dâvûd, Peygamberinizin uyması emredilenlerdendi; Dâvûd secde etti, Resûlullah da secde etti

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 4807, Kitap 65, Hadis 329
Türkçe meal

Avvâm şöyle rivayet etti:

Mücâhid'e Sâd (sûresinin) secdesini sordum. Şöyle dedi: İbn Abbas'a: “Neye dayanarak secde ettin?” diye sordum. “(Şu âyetleri) okumuyor musun: ‘Onun soyundan Dâvûd'u, Süleymân'ı...’ (En'âm 6/84), ‘İşte onlar Allah'ın hidayet ettiği kimselerdir; sen de onların yoluna uy’ (En'âm 6/90). Dâvûd, Peygamberiniz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) uyması emredilenlerdendi. Dâvûd orada secde etti, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de orada secde etti” dedi.

“Ucâb” (Sâd 38/5) acîb (şaşılacak şey) demektir. “El-Kıtt” sahife demektir; burada iyilikler sahifesi kastedilir. Mücâhid şöyle dedi: “Fî izzetin” (Sâd 38/2) direnip ululananlar demektir. “El-milleti'l-âhira” (Sâd 38/7) Kureyş'in dinidir. “El-ihtilâk” (Sâd 38/7) yalandır. “El-esbâb” (Sâd 38/10) göğün kapılarındaki yollardır. “Cündün mâ hünâlike mehzûm” (Sâd 38/11) Kureyş'i kasteder. “Ülâike'l-ahzâb” (Sâd 38/13) geçmiş nesillerdir. “Fevâk” (Sâd 38/15) dönüş demektir. “Kıttanâ” (Sâd 38/16) azabımız demektir. “Ettehaznâhüm sıhriyyâ” (Sâd 38/63) onları kuşattık demektir. “Etrâb” (Sâd 38/52) denkler demektir.

İbn Abbas şöyle dedi: “El-eyd” (Sâd 38/17) ibadetteki kuvvettir. “El-ebsâr” (Sâd 38/45) Allah'ın emrindeki basirettir. “Hubbe'l-hayri an zikri rabbî” (Sâd 38/32) (âyetindeki “an”) “zikirden” anlamındadır. “Tafika meshan” (Sâd 38/33) atların yelelerini ve topuk sinirlerini sıvazlamaya başladı demektir. “El-asfâd” (Sâd 38/38) bağlardır.

Sahîh-i Buhârî 4807, Kitap 65, Hadis 329

Arapça metin
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدٍ الطَّنَافِسِيُّ، عَنِ الْعَوَّامِ، قَالَ سَأَلْتُ مُجَاهِدًا عَنْ سَجْدَةِ، ص فَقَالَ سَأَلْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ مِنْ أَيْنَ سَجَدْتَ فَقَالَ أَوَمَا تَقْرَأُ {وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِ دَاوُدَ وَسُلَيْمَانَ} {أُولَئِكَ الَّذِينَ هَدَى اللَّهُ فَبِهُدَاهُمُ اقْتَدِهْ} فَكَانَ دَاوُدُ مِمَّنْ أُمِرَ نَبِيُّكُمْ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَقْتَدِيَ بِهِ، فَسَجَدَهَا دَاوُدُ فَسَجَدَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. {عُجَابٌ} عَجِيبٌ. الْقِطُّ الصَّحِيفَةُ هُوَ هَا هُنَا صَحِيفَةُ الْحَسَنَاتِ. وَقَالَ مُجَاهِدٌ {فِي عِزَّةٍ} مُعَازِّينَ. {الْمِلَّةِ الآخِرَةِ} مِلَّةُ قُرَيْشٍ. الاِخْتِلاَقُ الْكَذِبُ. الأَسْبَابُ طُرُقُ السَّمَاءِ فِي أَبْوَابِهَا {جُنْدٌ مَا هُنَالِكَ مَهْزُومٌ} يَعْنِي قُرَيْشًا {أُولَئِكَ الأَحْزَابُ} الْقُرُونُ الْمَاضِيَةُ. {فَوَاقٍ} رُجُوعٍ. {قِطَّنَا} عَذَابَنَا {اتَّخَذْنَاهُمْ سُخْرِيًّا} أَحَطْنَا بِهِمْ أَتْرَابٌ أَمْثَالٌ. وَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ الأَيْدُ الْقُوَّةُ فِي الْعِبَادَةِ الأَبْصَارُ الْبَصَرُ فِي أَمْرِ اللَّهِ، {حُبَّ الْخَيْرِ عَنْ ذِكْرِ رَبِّي} مِنْ ذِكْرٍ. {طَفِقَ مَسْحًا} يَمْسَحُ أَعْرَافَ الْخَيْلِ وَعَرَاقِيبَهَا. {الأَصْفَادِ} الْوَثَاقِ.

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 4807 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü