Yetim kıza rağbet etmeyince onu bıraktıkları gibi, en tam mehrini vermedikçe onunla evlenmeleri de caiz değildir.

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 5092, Kitap 67, Hadis 30
Türkçe meal

Urve şöyle rivayet etti:

Âişe'ye (radıyallahu anhâ) “Eğer yetimler hakkında adaleti gözetemeyeceğinizden korkarsanız” (Nisâ 4/3) (âyetini) sordu. (Âişe) şöyle dedi: “Ey kız kardeşimin oğlu! Bu, velîsinin himayesinde bulunan yetim kızdır. (Velîsi) onun güzelliğine ve malına rağbet eder, mehrini eksik vermek ister. Bu yüzden mehri tam vermek hususunda adaleti gözetmedikçe onlarla evlenmekten nehyedildiler ve onlardan başkalarıyla evlenmeleri emredildi.” (Âişe) dedi ki: “Bundan sonra insanlar Resûlullah'tan (sallallahu aleyhi ve sellem) fetva istediler. Allah da ”Senden kadınlar hakkında fetva istiyorlar“ sözünden ”...ve onlarla evlenmeyi arzuluyorsunuz“ sözüne kadar (âyeti) indirdi (Nisâ 4/127). Allah onlara şunu indirdi: Yetim kız güzellik ve mal sahibi olduğunda onunla evlenmeye ve soyuna rağbet ederlerdi; (bu da) mehrin tamamlanmasıyla (olmalıdır). Az malı ve güzelliği sebebiyle kendisine rağbet edilmeyen biri olduğunda ise onu bırakıp başka kadınları alırlardı.” (Âişe) dedi ki: “Ona rağbet etmedikleri zaman onu bıraktıkları gibi, ona rağbet ettikleri zaman da, ona karşı adaletli davranıp mehirdeki en tam hakkını vermedikçe onunla evlenmeleri caiz değildir.”

Sahîh-i Buhârî 5092, Kitap 67, Hadis 30

Arapça metin
حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ، أَنَّهُ سَأَلَ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ {وَإِنْ خِفْتُمْ أَنْ لاَ تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَى} قَالَتْ يَا ابْنَ أُخْتِي هَذِهِ الْيَتِيمَةُ تَكُونُ فِي حَجْرِ وَلِيِّهَا فَيَرْغَبُ فِي جَمَالِهَا وَمَالِهَا، وَيُرِيدُ أَنْ يَنْتَقِصَ صَدَاقَهَا، فَنُهُوا عَنْ نِكَاحِهِنَّ إِلاَّ أَنْ يُقْسِطُوا فِي إِكْمَالِ الصَّدَاقِ، وَأُمِرُوا بِنِكَاحِ مَنْ سِوَاهُنَّ، قَالَتْ وَاسْتَفْتَى النَّاسُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعْدَ ذَلِكَ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ {وَيَسْتَفْتُونَكَ فِي النِّسَاءِ} إِلَى {وَتَرْغَبُونَ أَنْ تَنْكِحُوهُنَّ} فَأَنْزَلَ اللَّهُ لَهُمْ أَنَّ الْيَتِيمَةَ إِذَا كَانَتْ ذَاتَ جَمَالٍ وَمَالٍ رَغِبُوا فِي نِكَاحِهَا وَنَسَبِهَا فِي إِكْمَالِ الصَّدَاقِ، وَإِذَا كَانَتْ مَرْغُوبَةً عَنْهَا فِي قِلَّةِ الْمَالِ وَالْجَمَالِ تَرَكُوهَا وَأَخَذُوا غَيْرَهَا مِنَ النِّسَاءِ، قَالَتْ فَكَمَا يَتْرُكُونَهَا حِينَ يَرْغَبُونَ عَنْهَا فَلَيْسَ لَهُمْ أَنْ يَنْكِحُوهَا إِذَا رَغِبُوا فِيهَا إِلاَّ أَنْ يُقْسِطُوا لَهَا وَيُعْطُوهَا حَقَّهَا الأَوْفَى فِي الصَّدَاقِ.

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 5092 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü