Ben sana, Ebû Zer'in Ümmü Zer'e olduğu gibiyim.

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 5189, Kitap 67, Hadis 123
Türkçe meal

Âişe (radıyallahu anhâ) şöyle rivayet etti:

On bir kadın bir araya oturdu ve kocalarının haberlerinden hiçbir şeyi gizlememek üzere aralarında söz verip anlaştılar.

Birincisi şöyle dedi: “Kocam, sarp bir dağın tepesindeki cılız bir deve etidir; (dağ) kolay değil ki çıkılsın, (et) semiz değil ki taşınsın.”

İkincisi şöyle dedi: “Kocamın haberini yaymam; çünkü (başlarsam) onu bitirememekten korkarım. Onu anarsam açık ve gizli kusurlarını anarım.”

Üçüncüsü şöyle dedi: “Kocam sırık gibi uzundur. Konuşursam boşanırım, susarsam askıda kalırım.”

Dördüncüsü şöyle dedi: “Kocam Tihâme gecesi gibidir: Ne sıcak ne soğuk; ne korku var ne usanç.”

Beşincisi şöyle dedi: “Kocam içeri girerse pars olur, dışarı çıkarsa aslan kesilir; (evde) bıraktığı şeyi sormaz.”

Altıncısı şöyle dedi: “Kocam yerse silip süpürür, içerse dibine kadar içer, yatarsa (tek başına) sarınır; derdimi bilmek için elini (koynuma) sokmaz.”

Yedincisi şöyle dedi: “Kocam şaşkın -ya da âciz-, ahmak biridir. Her dert onda bir derttir. Ya başını yarar ya bir yerini kırar ya da ikisini birden sana yapar.”

Sekizincisi şöyle dedi: “Kocamın dokunuşu tavşan dokunuşu, kokusu zernep kokusudur.”

Dokuzuncusu şöyle dedi: “Kocam yüksek direklidir, kılıç kayışı uzundur, külü boldur, evi meclise yakındır.”

Onuncusu şöyle dedi: “Kocam Mâlik'tir; Mâlik nedir (bir bilsen)! Mâlik bundan (söyleyeceklerimden) daha hayırlıdır. Çok sayıda çöktürülen, az otlağa salınan develeri vardır. (Develer) ud sesini işittiklerinde helak olacaklarını (kesileceklerini) anlarlar.”

On birincisi şöyle dedi: “Kocam Ebû Zer'dir; Ebû Zer' nedir (bir bilsen)! Kulaklarımı ziynetle sallandırdı, pazularımı yağla doldurdu. Beni sevindirdi, ben de kendimle övündüm. Beni zorluk içinde, birkaç koyuncuğu olan bir ailenin arasında buldu da at kişnemesi, deve böğürmesi olan, harman döven ve (tahıl) ayıklayan bir ailenin arasına getirdi. Onun yanında konuşurum, kınanmam; uyurum, sabahı ederim; içerim, kanarım. Ebû Zer'in annesi; Ebû Zer'in annesi nedir (bir bilsen)! Yük denkleri dolgun, evi geniştir. Ebû Zer'in oğlu; Ebû Zer'in oğlu nedir (bir bilsen)! Yattığı yer, kınından çekilmiş bir hurma dalı (kadar dar)dır; onu bir oğlağın kolu doyurur. Ebû Zer'in kızı; Ebû Zer'in kızı nedir (bir bilsen)! Babasına itaatkâr, annesine itaatkârdır; elbisesini doldurur, kumasını kıskandırır. Ebû Zer'in câriyesi; Ebû Zer'in câriyesi nedir (bir bilsen)! Sözümüzü hiç yaymaz, erzakımızı hiç bozup saçmaz, evimizi çerçöple doldurmaz.”

(Ümmü Zer') şöyle dedi: “Süt tulumları çalkalanırken Ebû Zer' dışarı çıktı ve beli altında iki nar ile oynayan, iki pars gibi iki çocuğu olan bir kadına rastladı. Beni boşayıp onunla evlendi. Ondan sonra ben de şerefli bir adamla evlendim. O, cins bir ata bindi, hattî bir mızrak aldı, akşamleyin bana pek çok hayvan getirdi, her (getirilen) hayvandan bana bir çift verdi ve: ‘Ye ey Ümmü Zer', ailene de erzak gönder' dedi.”

(Ümmü Zer') şöyle dedi: “Onun bana verdiği her şeyi bir araya toplasam, Ebû Zer'in en küçük kabına bile ulaşmaz.”

Âişe şöyle dedi: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) (bana): “Ben sana, Ebû Zer'in Ümmü Zer'e olduğu gibiyim” buyurdu.

Ebû Abdullah (Buhârî) dedi ki: Saîd b. Seleme, Hişâm'dan (bu ifadeyi) “ve lâ tuaşşişu beytenâ ta'şîşâ” (evimizi çerçöple doldurmaz) şeklinde rivayet etti.

Ebû Abdullah (Buhârî) dedi ki: Bazıları (içerim, kanarım ifadesini) mim ile “fe-etekammahu” dedi; bu daha sahihtir.

Sahîh-i Buhârî 5189, Kitap 67, Hadis 123

Arapça metin
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، وَعَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، قَالاَ أَخْبَرَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ جَلَسَ إِحْدَى عَشْرَةَ امْرَأَةً، فَتَعَاهَدْنَ وَتَعَاقَدْنَ أَنْ لاَ يَكْتُمْنَ مِنْ أَخْبَارِ أَزْوَاجِهِنَّ شَيْئًا. قَالَتِ الأُولَى زَوْجِي لَحْمُ جَمَلٍ، غَثٌّ عَلَى رَأْسِ جَبَلٍ، لاَ سَهْلٍ فَيُرْتَقَى، وَلاَ سَمِينٍ فَيُنْتَقَلُ. قَالَتِ الثَّانِيَةُ زَوْجِي لاَ أَبُثُّ خَبَرَهُ، إِنِّي أَخَافُ أَنْ لاَ أَذَرَهُ، إِنْ أَذْكُرْهُ أَذْكُرْ عُجَرَهُ وَبُجَرَهُ. قَالَتِ الثَّالِثَةُ زَوْجِي الْعَشَنَّقُ، إِنْ أَنْطِقْ أُطَلَّقْ وَإِنْ أَسْكُتْ أُعَلَّقْ. قَالَتِ الرَّابِعَةُ زَوْجِي كَلَيْلِ تِهَامَةَ، لاَ حَرٌّ، وَلاَ قُرٌّ، وَلاَ مَخَافَةَ، وَلاَ سَآمَةَ. قَالَتِ الْخَامِسَةُ زَوْجِي إِنْ دَخَلَ فَهِدَ، وَإِنْ خَرَجَ أَسِدَ، وَلاَ يَسْأَلُ عَمَّا عَهِدَ. قَالَتِ السَّادِسَةُ زَوْجِي إِنْ أَكَلَ لَفَّ، وَإِنْ شَرِبَ اشْتَفَّ، وَإِنِ اضْطَجَعَ الْتَفَّ، وَلاَ يُولِجُ الْكَفَّ لِيَعْلَمَ الْبَثَّ، قَالَتِ السَّابِعَةُ زَوْجِي غَيَايَاءُ أَوْ عَيَايَاءُ طَبَاقَاءُ، كُلُّ دَاءٍ لَهُ دَاءٌ، شَجَّكِ أَوْ فَلَّكِ أَوْ جَمَعَ كُلاًّ لَكِ. قَالَتِ الثَّامِنَةُ زَوْجِي الْمَسُّ مَسُّ أَرْنَبٍ، وَالرِّيحُ رِيحُ زَرْنَبٍ. قَالَتِ التَّاسِعَةُ زَوْجِي رَفِيعُ الْعِمَادِ، طَوِيلُ النِّجَادِ، عَظِيمُ الرَّمَادِ، قَرِيبُ الْبَيْتِ مِنَ النَّادِ. قَالَتِ الْعَاشِرَةُ زَوْجِي مَالِكٌ وَمَا مَالِكٌ، مَالِكٌ خَيْرٌ مِنْ ذَلِكِ، لَهُ إِبِلٌ كَثِيرَاتُ الْمَبَارِكِ قَلِيلاَتُ الْمَسَارِحِ، وَإِذَا سَمِعْنَ صَوْتَ الْمِزْهَرِ أَيْقَنَّ أَنَّهُنَّ هَوَالِكُ. قَالَتِ الْحَادِيَةَ عَشْرَةَ زَوْجِي أَبُو زَرْعٍ فَمَا أَبُو زَرْعٍ أَنَاسَ مِنْ حُلِيٍّ أُذُنَىَّ، وَمَلأَ مِنْ شَحْمٍ عَضُدَىَّ، وَبَجَّحَنِي فَبَجِحَتْ إِلَىَّ نَفْسِي، وَجَدَنِي فِي أَهْلِ غُنَيْمَةٍ بِشِقٍّ، فَجَعَلَنِي فِي أَهْلِ صَهِيلٍ وَأَطِيطٍ وَدَائِسٍ وَمُنَقٍّ، فَعِنْدَهُ أَقُولُ فَلاَ أُقَبَّحُ وَأَرْقُدُ فَأَتَصَبَّحُ، وَأَشْرَبُ فَأَتَقَنَّحُ، أُمُّ أَبِي زَرْعٍ فَمَا أُمُّ أَبِي زَرْعٍ عُكُومُهَا رَدَاحٌ، وَبَيْتُهَا فَسَاحٌ، ابْنُ أَبِي زَرْعٍ، فَمَا ابْنُ أَبِي زَرْعٍ مَضْجِعُهُ كَمَسَلِّ شَطْبَةٍ، وَيُشْبِعُهُ ذِرَاعُ الْجَفْرَةِ، بِنْتُ أَبِي زَرْعٍ فَمَا بِنْتُ أَبِي زَرْعٍ طَوْعُ أَبِيهَا، وَطَوْعُ أُمِّهَا، وَمِلْءُ كِسَائِهَا، وَغَيْظُ جَارَتِهَا، جَارِيَةُ أَبِي زَرْعٍ، فَمَا جَارِيَةُ أَبِي زَرْعٍ لاَ تَبُثُّ حَدِيثَنَا تَبْثِيثًا، وَلاَ تُنَقِّثُ مِيرَتَنَا تَنْقِيثًا، وَلاَ تَمْلأُ بَيْتَنَا تَعْشِيشًا، قَالَتْ خَرَجَ أَبُو زَرْعٍ وَالأَوْطَابُ تُمْخَضُ، فَلَقِيَ امْرَأَةً مَعَهَا وَلَدَانِ لَهَا كَالْفَهْدَيْنِ يَلْعَبَانِ مِنْ تَحْتِ خَصْرِهَا بِرُمَّانَتَيْنِ، فَطَلَّقَنِي وَنَكَحَهَا، فَنَكَحْتُ بَعْدَهُ رَجُلاً سَرِيًّا، رَكِبَ شَرِيًّا وَأَخَذَ خَطِّيًّا وَأَرَاحَ عَلَىَّ نَعَمًا ثَرِيًّا، وَأَعْطَانِي مِنْ كُلِّ رَائِحَةٍ زَوْجًا وَقَالَ كُلِي أُمَّ زَرْعٍ، وَمِيرِي أَهْلَكِ. قَالَتْ فَلَوْ جَمَعْتُ كُلَّ شَىْءٍ أَعْطَانِيهِ مَا بَلَغَ أَصْغَرَ آنِيَةِ أَبِي زَرْعٍ. قَالَتْ عَائِشَةُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " كُنْتُ لَكِ كَأَبِي زَرْعٍ لأُمِّ زَرْعٍ " . قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ قَالَ سَعِيدُ بْنُ سَلَمَةَ عَنْ هِشَامٍ وَلاَ تُعَشِّشُ بَيْتَنَا تَعْشِيشًا. قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ قَالَ بَعْضُهُمْ فَأَتَقَمَّحُ. بِالْمِيمِ، وَهَذَا أَصَحُّ.

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 5189 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü