Ömer: "Hanımlarını boşadın mı?" dedi; Peygamber gözünü ona kaldırıp "Hayır" buyurdu.

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 5191, Kitap 67, Hadis 125
Türkçe meal

Abdullah b. Abbâs (radıyallahu anhümâ) şöyle rivayet etti:

Yüce Allah'ın haklarında “Eğer ikiniz Allah'a tövbe ederseniz (ne iyi), çünkü kalpleriniz kaymıştır” (Tahrîm 66/4) buyurduğu, Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) hanımlarından olan iki kadını Ömer b. Hattâb'a sormaya hep hevesliydim. Nihayet (Ömer) hacca gitti, ben de onunla birlikte hac ettim. (Yolda) o yoldan saptı, ben de bir su kabıyla onunla birlikte saptım. Def-i hâcet etti, sonra geldi; ben de ondan ellerine su döktüm, o da abdest aldı. Ona: “Ey mü'minlerin emîri! Yüce Allah'ın haklarında ‘Eğer ikiniz Allah'a tövbe ederseniz (ne iyi), çünkü kalpleriniz kaymıştır' buyurduğu, Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) hanımlarından olan iki kadın kimdir?” dedim. “Hayret sana ey İbn Abbâs! Onlar Âişe ile Hafsa'dır” dedi.

Sonra Ömer olayı baştan alıp anlatmaya başladı ve şöyle dedi: Ben ve Ensar'dan Ümeyye b. Zeyd oğulları arasında oturan bir komşum -onlar Medine'nin Avâlî (yukarı) kesimindendir- Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) yanına sırayla inerdik; o bir gün iner, ben bir gün inerdim. Ben indiğimde o günün vahiy ve diğer haberlerini ona getirirdim; o indiğinde de aynısını yapardı. Biz Kureyş topluluğu kadınlara baskın gelirdik. Ensar'ın yanına geldiğimizde bir de gördük ki onlar, kadınlarının kendilerine baskın geldiği bir topluluk. Bizim kadınlarımız da Ensar kadınlarının âdetlerinden almaya başladılar. Hanımıma bağırdım, o da bana karşılık verdi. Bana karşılık vermesini yadırgadım. O: “Sana karşılık vermemi niye yadırgıyorsun? Vallahi Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) hanımları ona karşılık veriyorlar; hatta onlardan biri bugün geceye kadar ona küs duruyor” dedi. Bu beni korkuttu ve ona: “Onlardan bunu yapan zarara uğramıştır” dedim. Sonra elbiselerimi üzerime toplayıp indim ve Hafsa'nın yanına girdim. Ona: “Ey Hafsa! Sizden biri bugün geceye kadar Peygamber'i (sallallahu aleyhi ve sellem) kızdırıyor mu?” dedim. “Evet” dedi. Ben de şöyle dedim: “Sen zarara uğradın, kaybettin! Allah'ın, Resûlü'nün (sallallahu aleyhi ve sellem) öfkesi sebebiyle öfkelenip helak olmaktan emin misin? Peygamber'den (sallallahu aleyhi ve sellem) çok şey isteme, hiçbir konuda ona karşılık verme, ona küsme; aklına geleni benden iste. Komşunun senden daha güzel ve Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) daha sevimli olması seni aldatmasın.” -Âişe'yi kastediyordu.-

Ömer şöyle dedi: Gassânîlerin bizimle savaşmak için atlarını nalladıkları konuşuluyordu. Ensarlı arkadaşım nöbet gününde (Peygamber'in yanına) indi, yatsı vakti yanımıza döndü, kapımı şiddetle çaldı ve: “O burada mı?” dedi. Korktum ve yanına çıktım. “Bugün büyük bir iş oldu” dedi. “Nedir o? Gassânîler mi geldi?” dedim. “Hayır, ondan daha büyük ve daha korkunç: Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) hanımlarını boşadı” dedi. Ben: “Hafsa zarara uğradı, kaybetti. Bunun olacağını zaten zannediyordum” dedim. Elbiselerimi üzerime toplayıp sabah namazını Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte kıldım. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) kendisine ait bir yukarı odaya girdi ve orada (hanımlarından) uzak durdu. Ben de Hafsa'nın yanına girdim; bir de baktım ki ağlıyor. “Seni ağlatan nedir? Ben seni bundan sakındırmamış mıydım? Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) sizi boşadı mı?” dedim. “Bilmiyorum. İşte o, yukarı odada (bizden) uzak duruyor” dedi. Çıktım, minbere geldim; bir de gördüm ki etrafında bir grup var, bazıları ağlıyor. Onlarla biraz oturdum, sonra içimdeki (sıkıntı) bana galip geldi. Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) bulunduğu yukarı odaya gittim ve onun siyahî bir kölesine: “Ömer için izin iste” dedim. Köle içeri girdi, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ile konuştu, sonra dönüp: “Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ile konuştum ve seni ona andım; sustu” dedi. Dönüp minberin yanındaki grupla oturdum. Sonra içimdeki (sıkıntı) bana galip geldi; gelip köleye: “Ömer için izin iste” dedim. İçeri girdi, sonra dönüp: “Seni ona andım; sustu” dedi. Yine dönüp minberin yanındaki grupla oturdum. Sonra içimdeki (sıkıntı) bana galip geldi; köleye gelip: “Ömer için izin iste” dedim. İçeri girdi, sonra bana dönüp: “Seni ona andım; sustu” dedi. Arkamı dönüp giderken -dedi ki- bir de baktım köle beni çağırıyor ve: “Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) sana izin verdi” dedi. Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yanına girdim; bir de gördüm ki hasır örgüsü üzerinde yatıyor, onunla hasır arasında bir yatak yok; hasır örgüsü yanında iz bırakmış, içi hurma lifiyle dolu deriden bir yastığa yaslanmış. Ona selam verdim, sonra ayakta iken: “Ey Allah'ın Resûlü! Hanımlarını boşadın mı?” dedim. Gözünü bana kaldırdı ve: “Hayır” buyurdu. “Allahu ekber!” dedim. Sonra ayakta iken (gönlünü hoş etmek için) sohbet ederek: “Ey Allah'ın Resûlü! Bir görseydin! Biz Kureyş topluluğu kadınlara baskın gelirdik. Medine'ye geldiğimizde bir de gördük ki onlar, kadınlarının kendilerine baskın geldiği bir topluluk” dedim. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) gülümsedi. Sonra: “Ey Allah'ın Resûlü! Bir görseydin! Hafsa'nın yanına girdim ve ona: ‘Komşunun senden daha güzel ve Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) daha sevimli olması seni aldatmasın' dedim” dedim. -Âişe'yi kastediyordu.- Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bir kez daha gülümsedi. Onun gülümsediğini görünce oturdum. Gözümü evinin içinde gezdirdim. Vallahi evinde üç deriden başka göze çarpan bir şey görmedim. “Ey Allah'ın Resûlü! Allah'a dua et de ümmetine genişlik versin. Çünkü Farslara ve Rumlara, Allah'a ibadet etmedikleri hâlde genişlik verildi ve dünya verildi” dedim. Yaslanmış olan Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) doğrulup oturdu ve: “Sen bu (düşünce)de misin ey Hattâb'ın oğlu! Onlar, güzel şeyleri dünya hayatında peşin verilmiş bir topluluktur” buyurdu. “Ey Allah'ın Resûlü! Benim için istiğfar et” dedim.

Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Hafsa'nın Âişe'ye ifşa ettiği o söz sebebiyle hanımlarından yirmi dokuz gece uzak durdu. Allah kendisini kınadığında onlara karşı duyduğu şiddetli öfkeden dolayı: “Bir ay onların yanına girmeyeceğim” demişti. Yirmi dokuz gece geçince Âişe'nin yanına girdi ve ondan başladı. Âişe ona: “Ey Allah'ın Resûlü! Bir ay yanımıza girmemeye yemin etmiştin; hâlbuki yirmi dokuzuncu geceyi sabahladın, onları tek tek sayıyorum” dedi. (Peygamber): “Ay yirmi dokuz (gece)dir” buyurdu. O ay da yirmi dokuz gece idi. Âişe şöyle dedi: Sonra Yüce Allah muhayyerlik âyetini indirdi. (Peygamber) hanımlarından ilk olarak benden başladı, ben de onu seçtim. Sonra bütün hanımlarını muhayyer bıraktı; onlar da Âişe'nin dediği gibi dediler.

Sahîh-i Buhârî 5191, Kitap 67, Hadis 125

Arapça metin
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي ثَوْرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَمْ أَزَلْ حَرِيصًا أَنْ أَسْأَلَ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ عَنِ الْمَرْأَتَيْنِ مِنْ أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم اللَّتَيْنِ قَالَ اللَّهُ تَعَالَى {إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا} حَتَّى حَجَّ وَحَجَجْتُ مَعَهُ، وَعَدَلَ وَعَدَلْتُ مَعَهُ بِإِدَاوَةٍ، فَتَبَرَّزَ، ثُمَّ جَاءَ فَسَكَبْتُ عَلَى يَدَيْهِ مِنْهَا فَتَوَضَّأَ فَقُلْتُ لَهُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ مَنِ الْمَرْأَتَانِ مِنْ أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم اللَّتَانِ قَالَ اللَّهُ تَعَالَى {إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا} قَالَ وَاعَجَبًا لَكَ يَا ابْنَ عَبَّاسٍ، هُمَا عَائِشَةُ وَحَفْصَةُ. ثُمَّ اسْتَقْبَلَ عُمَرُ الْحَدِيثَ يَسُوقُهُ قَالَ كُنْتُ أَنَا وَجَارٌ لِي مِنَ الأَنْصَارِ فِي بَنِي أُمَيَّةَ بْنِ زَيْدٍ، وَهُمْ مِنْ عَوَالِي الْمَدِينَةِ، وَكُنَّا نَتَنَاوَبُ النُّزُولَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَيَنْزِلُ يَوْمًا وَأَنْزِلُ يَوْمًا، فَإِذَا نَزَلْتُ جِئْتُهُ بِمَا حَدَثَ مِنْ خَبَرِ ذَلِكَ الْيَوْمِ مِنَ الْوَحْىِ أَوْ غَيْرِهِ، وَإِذَا نَزَلَ فَعَلَ مِثْلَ ذَلِكَ، وَكُنَّا مَعْشَرَ قُرَيْشٍ نَغْلِبُ النِّسَاءَ، فَلَمَّا قَدِمْنَا عَلَى الأَنْصَارِ إِذَا قَوْمٌ تَغْلِبُهُمْ نِسَاؤُهُمْ، فَطَفِقَ نِسَاؤُنَا يَأْخُذْنَ مِنْ أَدَبِ نِسَاءِ الأَنْصَارِ، فَصَخِبْتُ عَلَى امْرَأَتِي فَرَاجَعَتْنِي فَأَنْكَرْتُ أَنْ تُرَاجِعَنِي قَالَتْ وَلِمَ تُنْكِرُ أَنْ أُرَاجِعَكَ فَوَاللَّهِ إِنَّ أَزْوَاجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لَيُرَاجِعْنَهُ، وَإِنَّ إِحْدَاهُنَّ لَتَهْجُرُهُ الْيَوْمَ حَتَّى اللَّيْلِ. فَأَفْزَعَنِي ذَلِكَ وَقُلْتُ لَهَا وَقَدْ خَابَ مَنْ فَعَلَ ذَلِكَ مِنْهُنَّ. ثُمَّ جَمَعْتُ عَلَىَّ ثِيَابِي فَنَزَلْتُ فَدَخَلْتُ عَلَى حَفْصَةَ فَقُلْتُ لَهَا أَىْ حَفْصَةُ أَتُغَاضِبُ إِحْدَاكُنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم الْيَوْمَ حَتَّى اللَّيْلِ قَالَتْ نَعَمْ. فَقُلْتُ قَدْ خِبْتِ وَخَسِرْتِ، أَفَتَأْمَنِينَ أَنْ يَغْضَبَ اللَّهُ لِغَضَبِ رَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم فَتَهْلِكِي لاَ تَسْتَكْثِرِي النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَلاَ تُرَاجِعِيهِ فِي شَىْءٍ، وَلاَ تَهْجُرِيهِ، وَسَلِينِي مَا بَدَا لَكِ، وَلاَ يَغُرَّنَّكِ أَنْ كَانَتْ جَارَتُكِ أَوْضَأَ مِنْكِ، وَأَحَبَّ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ـ يُرِيدُ عَائِشَةَ ـ قَالَ عُمَرُ وَكُنَّا قَدْ تَحَدَّثْنَا أَنَّ غَسَّانَ تُنْعِلُ الْخَيْلَ لِغَزْوِنَا، فَنَزَلَ صَاحِبِي الأَنْصَارِيُّ يَوْمَ نَوْبَتِهِ، فَرَجَعَ إِلَيْنَا عِشَاءً فَضَرَبَ بَابِي ضَرْبًا شَدِيدًا وَقَالَ أَثَمَّ هُوَ فَفَزِعْتُ فَخَرَجْتُ إِلَيْهِ، فَقَالَ قَدْ حَدَثَ الْيَوْمَ أَمْرٌ عَظِيمٌ. قُلْتُ مَا هُوَ، أَجَاءَ غَسَّانُ قَالَ لاَ بَلْ أَعْظَمُ مِنْ ذَلِكَ وَأَهْوَلُ، طَلَّقَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم نِسَاءَهُ. فَقُلْتُ خَابَتْ حَفْصَةُ وَخَسِرَتْ، قَدْ كُنْتُ أَظُنُّ هَذَا يُوشِكُ أَنْ يَكُونَ، فَجَمَعْتُ عَلَىَّ ثِيَابِي فَصَلَّيْتُ صَلاَةَ الْفَجْرِ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَدَخَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مَشْرُبَةً لَهُ، فَاعْتَزَلَ فِيهَا، وَدَخَلْتُ عَلَى حَفْصَةَ فَإِذَا هِيَ تَبْكِي فَقُلْتُ مَا يُبْكِيكِ أَلَمْ أَكُنْ حَذَّرْتُكِ هَذَا أَطَلَّقَكُنَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ لاَ أَدْرِي هَا هُوَ ذَا مُعْتَزِلٌ فِي الْمَشْرُبَةِ. فَخَرَجْتُ فَجِئْتُ إِلَى الْمِنْبَرِ فَإِذَا حَوْلَهُ رَهْطٌ يَبْكِي بَعْضُهُمْ، فَجَلَسْتُ مَعَهُمْ قَلِيلاً ثُمَّ غَلَبَنِي مَا أَجِدُ، فَجِئْتُ الْمَشْرُبَةَ الَّتِي فِيهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ لِغُلاَمٍ لَهُ أَسْوَدَ اسْتَأْذِنْ لِعُمَرَ. فَدَخَلَ الْغُلاَمُ فَكَلَّمَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ رَجَعَ فَقَالَ كَلَّمْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَذَكَرْتُكَ لَهُ، فَصَمَتَ. فَانْصَرَفْتُ حَتَّى جَلَسْتُ مَعَ الرَّهْطِ الَّذِينَ عِنْدَ الْمِنْبَرِ، ثُمَّ غَلَبَنِي مَا أَجِدُ فَجِئْتُ فَقُلْتُ لِلْغُلاَمِ اسْتَأْذِنْ لِعُمَرَ. فَدَخَلَ ثُمَّ رَجَعَ فَقَالَ قَدْ ذَكَرْتُكَ لَهُ فَصَمَتَ. فَرَجَعْتُ فَجَلَسْتُ مَعَ الرَّهْطِ الَّذِينَ عِنْدَ الْمِنْبَرِ، ثُمَّ غَلَبَنِي مَا أَجِدُ فَجِئْتُ الْغُلاَمَ فَقُلْتُ اسْتَأْذِنْ لِعُمَرَ. فَدَخَلَ ثُمَّ رَجَعَ إِلَىَّ فَقَالَ قَدْ ذَكَرْتُكَ لَهُ فَصَمَتَ. فَلَمَّا وَلَّيْتُ مُنْصَرِفًا ـ قَالَ ـ إِذَا الْغُلاَمُ يَدْعُونِي فَقَالَ قَدْ أَذِنَ لَكَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَدَخَلْتُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَإِذَا هُوَ مُضْطَجِعٌ عَلَى رِمَالِ حَصِيرٍ، لَيْسَ بَيْنَهُ وَبَيْنَهُ فِرَاشٌ، قَدْ أَثَّرَ الرِّمَالُ بِجَنْبِهِ مُتَّكِئًا عَلَى وِسَادَةٍ مِنْ أَدَمٍ حَشْوُهَا لِيفٌ، فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ ثُمَّ قُلْتُ وَأَنَا قَائِمٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَطَلَّقْتَ نِسَاءَكَ. فَرَفَعَ إِلَىَّ بَصَرَهُ فَقَالَ " لاَ ". فَقُلْتُ اللَّهُ أَكْبَرُ. ثُمَّ قُلْتُ وَأَنَا قَائِمٌ أَسْتَأْنِسُ يَا رَسُولَ اللَّهِ لَوْ رَأَيْتَنِي، وَكُنَّا مَعْشَرَ قُرَيْشٍ نَغْلِبُ النِّسَاءَ فَلَمَّا قَدِمْنَا الْمَدِينَةَ إِذَا قَوْمٌ تَغْلِبُهُمْ نِسَاؤُهُمْ، فَتَبَسَّمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ لَوْ رَأَيْتَنِي وَدَخَلْتُ عَلَى حَفْصَةَ فَقُلْتُ لَهَا لاَ يَغُرَّنَّكِ أَنْ كَانَتْ جَارَتُكِ أَوْضَأَ مِنْكِ وَأَحَبَّ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يُرِيدُ عَائِشَةَ فَتَبَسَّمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم تَبَسُّمَةً أُخْرَى، فَجَلَسْتُ حِينَ رَأَيْتُهُ تَبَسَّمَ، فَرَفَعْتُ بَصَرِي فِي بَيْتِهِ، فَوَاللَّهِ مَا رَأَيْتُ فِي بَيْتِهِ شَيْئًا يَرُدُّ الْبَصَرَ غَيْرَ أَهَبَةٍ ثَلاَثَةٍ، فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ ادْعُ اللَّهَ فَلْيُوَسِّعْ عَلَى أُمَّتِكَ، فَإِنَّ فَارِسًا وَالرُّومَ قَدْ وُسِّعَ عَلَيْهِمْ، وَأُعْطُوا الدُّنْيَا وَهُمْ لاَ يَعْبُدُونَ اللَّهَ. فَجَلَسَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَكَانَ مُتَّكِئًا. فَقَالَ " أَوَفِي هَذَا أَنْتَ يَا ابْنَ الْخَطَّابِ، إِنَّ أُولَئِكَ قَوْمٌ عُجِّلُوا طَيِّبَاتِهِمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا ". فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ اسْتَغْفِرْ لِي. فَاعْتَزَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم نِسَاءَهُ مِنْ أَجْلِ ذَلِكَ الْحَدِيثِ حِينَ أَفْشَتْهُ حَفْصَةُ إِلَى عَائِشَةَ تِسْعًا وَعِشْرِينَ لَيْلَةً وَكَانَ قَالَ " مَا أَنَا بِدَاخِلٍ عَلَيْهِنَّ شَهْرًا ". مِنْ شِدَّةِ مَوْجِدَتِهِ عَلَيْهِنَّ حِينَ عَاتَبَهُ اللَّهُ، فَلَمَّا مَضَتْ تِسْعٌ وَعِشْرُونَ لَيْلَةً دَخَلَ عَلَى عَائِشَةَ فَبَدَأَ بِهَا فَقَالَتْ لَهُ عَائِشَةُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّكَ كُنْتَ قَدْ أَقْسَمْتَ أَنْ لاَ تَدْخُلَ عَلَيْنَا شَهْرًا، وَإِنَّمَا أَصْبَحْتَ مِنْ تِسْعٍ وَعِشْرِينَ لَيْلَةً أَعُدُّهَا عَدًّا. فَقَالَ " الشَّهْرُ تِسْعٌ وَعِشْرُونَ ". فَكَانَ ذَلِكَ الشَّهْرُ تِسْعًا وَعِشْرِينَ لَيْلَةً. قَالَتْ عَائِشَةُ ثُمَّ أَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى آيَةَ التَّخَيُّرِ فَبَدَأَ بِي أَوَّلَ امْرَأَةٍ مِنْ نِسَائِهِ فَاخْتَرْتُهُ، ثُمَّ خَيَّرَ نِسَاءَهُ كُلَّهُنَّ فَقُلْنَ مِثْلَ مَا قَالَتْ عَائِشَةُ.

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 5191 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü