Yanınızda ondan bir şey kaldı mı? Yiyin; o, Allah'ın size yedirdiği bir yiyecektir.

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 5492, Kitap 72, Hadis 18
Türkçe meal

Ebû Katâde (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:

Mekke ile Medine arasında Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikteydim. Onlar ihramlıydı, ben ise ihramsız bir adamdım ve bir at üzerindeydim. Dağlara çok tırmanan biriydim. Ben bu haldeyken bir de baktım ki insanlar bir şeye (boyunlarını uzatıp) bakıyorlar. Gidip baktım; bir de ne göreyim, bir yaban eşeği! Onlara “Bu nedir?” dedim. “Bilmiyoruz” dediler. “O bir yaban eşeğidir” dedim. “O, senin gördüğündür” dediler. Kamçımı unutmuştum; onlara “Kamçımı bana verin” dedim. “Ona karşı sana yardım etmeyiz” dediler. Bunun üzerine inip onu aldım. Sonra (atımı) onun peşinden sürdüm; çok geçmeden onu yaraladım (öldürdüm). Onlara gelip “Kalkın, taşıyın” dedim. “Ona dokunmayız” dediler. Onu taşıyıp onlara getirdim. Bazıları (yemekten) kaçındı, bazıları yedi. “Ben sizin için Peygamber'i (sallallahu aleyhi ve sellem) durdurup (sorayım)” dedim. Ona yetiştim ve olanı anlattım. Bana şöyle buyurdu: “Yanınızda ondan bir şey kaldı mı?” “Evet” dedim. “Yiyin; o, Allah'ın size yedirdiği bir yiyecektir” buyurdu.

Sahîh-i Buhârî 5492, Kitap 72, Hadis 18

Arapça metin
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنَا عَمْرٌو، أَنَّ أَبَا النَّضْرِ، حَدَّثَهُ عَنْ نَافِعٍ، مَوْلَى أَبِي قَتَادَةَ وَأَبِي صَالِحٍ مَوْلَى التَّوْأَمَةِ سَمِعْتُ أَبَا قَتَادَةَ، قَالَ كُنْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِيمَا بَيْنَ مَكَّةَ وَالْمَدِينَةِ وَهُمْ مُحْرِمُونَ وَأَنَا رَجُلٌ حِلٌّ عَلَى فَرَسٍ، وَكُنْتُ رَقَّاءً عَلَى الْجِبَالِ، فَبَيْنَا أَنَا عَلَى ذَلِكَ إِذْ رَأَيْتُ النَّاسَ مُتَشَوِّفِينَ لِشَىْءٍ، فَذَهَبْتُ أَنْظُرُ، فَإِذَا هُوَ حِمَارُ وَحْشٍ فَقُلْتُ لَهُمْ مَا هَذَا قَالُوا لاَ نَدْرِي. قُلْتُ هُوَ حِمَارٌ وَحْشِيٌّ. فَقَالُوا هُوَ مَا رَأَيْتَ. وَكُنْتُ نَسِيتُ سَوْطِي فَقُلْتُ لَهُمْ نَاوِلُونِي سَوْطِي. فَقَالُوا لاَ نُعِينُكَ عَلَيْهِ. فَنَزَلْتُ فَأَخَذْتُهُ، ثُمَّ ضَرَبْتُ فِي أَثَرِهِ، فَلَمْ يَكُنْ إِلاَّ ذَاكَ، حَتَّى عَقَرْتُهُ، فَأَتَيْتُ إِلَيْهِمْ فَقُلْتُ لَهُمْ قُومُوا فَاحْتَمِلُوا. قَالُوا لاَ نَمَسُّهُ. فَحَمَلْتُهُ حَتَّى جِئْتُهُمْ بِهِ، فَأَبَى بَعْضُهُمْ، وَأَكَلَ بَعْضُهُمْ، فَقُلْتُ أَنَا أَسْتَوْقِفُ لَكُمُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَدْرَكْتُهُ فَحَدَّثْتُهُ الْحَدِيثَ فَقَالَ لِي " أَبَقِيَ مَعَكُمْ شَىْءٌ مِنْهُ ". قُلْتُ نَعَمْ. فَقَالَ " كُلُوا فَهْوَ طُعْمٌ أَطْعَمَكُمُوهَا اللَّهُ ".

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 5492 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü