Resûlullah öğle sıcağında başını örtmüş olarak Ebû Bekir'e geldi ve: "Bana çıkmak için izin verildi" buyurdu.

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 5807, Kitap 77, Hadis 25
Türkçe meal

Âişe (radıyallahu anhâ) şöyle rivayet etti:

Müslümanlardan bazı kimseler Habeşistan'a hicret etti. Ebû Bekir de hicret etmek üzere hazırlandı. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): “Acele etme; çünkü bana da (hicret için) izin verilmesini umuyorum” buyurdu. Ebû Bekir: “Babam sana feda olsun, sen bunu umuyor musun?” dedi. “Evet” buyurdu. Ebû Bekir arkadaşlık etmek için kendini Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) ayırdı ve yanında bulunan iki binek devesini dört ay semür ağacının yapraklarıyla besledi.

Urve dedi ki: Âişe şöyle dedi: Bir gün öğle sıcağının tam ortasında evimizde otururken birisi Ebû Bekir'e: “İşte Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) başını örtmüş olarak, bize gelmediği bir saatte geliyor” dedi. Ebû Bekir: “Anam babam ona feda olsun! Vallahi onu bu saatte ancak önemli bir iş getirmiştir” dedi. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) geldi ve izin istedi; ona izin verildi, içeri girdi. Girince Ebû Bekir'e: “Yanındakileri çıkar” buyurdu. (Ebû Bekir): “Babam sana feda olsun ey Allah'ın Resûlü! Onlar ancak senin ailendir” dedi. “Bana (Mekke'den) çıkmak için izin verildi” buyurdu. (Ebû Bekir): “Babam sana feda olsun ey Allah'ın Resûlü! Arkadaşlık (edebilir miyim)?” dedi. “Evet” buyurdu. (Ebû Bekir): “Babam sana feda olsun ey Allah'ın Resûlü! Şu iki binek devemden birini al” dedi. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): “Bedeliyle (alırım)” buyurdu. (Âişe) dedi ki: Onları en hızlı şekilde hazırladık ve bir dağarcık içinde onlara azık koyduk. Esmâ bint Ebî Bekir kuşağından (nitâk) bir parça kesip dağarcığın ağzını onunla bağladı; bu yüzden ona “Zâtü'n-nitâk” (kuşak sahibi) denirdi. Sonra Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ve Ebû Bekir, Sevr denilen bir dağdaki mağaraya ulaştılar ve orada üç gece kaldılar. Zeki ve kavrayışlı bir genç olan Abdullah b. Ebî Bekir yanlarında gecelerdi. Seher vakti yanlarından ayrılır, sabahı Mekke'de Kureyş ile birlikte, sanki orada gecelemiş gibi geçirirdi. Onlara karşı kurulan herhangi bir tuzağı işittiğinde mutlaka onu belleğine alır, karanlık bastığında onlara bunun haberini getirirdi. Ebû Bekir'in azatlısı Âmir b. Füheyre de onlar için sağmal bir koyun sürüsü güderdi; yatsıdan bir saat geçince onu yanlarına getirirdi. Âmir b. Füheyre seher karanlığında (sürüyü) bağırıp sürünceye kadar onlar (koyunların) sütüyle gecelerlerdi. O üç gecenin her birinde bunu yapardı.

Sahîh-i Buhârî 5807, Kitap 77, Hadis 25

Arapça metin
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ هَاجَرَ إِلَى الْحَبَشَةِ نَاسٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ، وَتَجَهَّزَ أَبُو بَكْرٍ مُهَاجِرًا، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " عَلَى رِسْلِكَ، فَإِنِّي أَرْجُو أَنْ يُؤْذَنَ لِي ". فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ أَوَ تَرْجُوهُ بِأَبِي أَنْتَ قَالَ " نَعَمْ ". فَحَبَسَ أَبُو بَكْرٍ نَفْسَهُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لِصُحْبَتِهِ، وَعَلَفَ رَاحِلَتَيْنِ كَانَتَا عِنْدَهُ وَرَقَ السَّمُرِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ. قَالَ عُرْوَةُ قَالَتْ عَائِشَةُ فَبَيْنَا نَحْنُ يَوْمًا جُلُوسٌ فِي بَيْتِنَا فِي نَحْرِ الظَّهِيرَةِ فَقَالَ قَائِلٌ لأَبِي بَكْرٍ هَذَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مُقْبِلاً مُتَقَنِّعًا، فِي سَاعَةٍ لَمْ يَكُنْ يَأْتِينَا فِيهَا. قَالَ أَبُو بَكْرٍ فِدًا لَهُ بِأَبِي وَأُمِّي، وَاللَّهِ إِنْ جَاءَ بِهِ فِي هَذِهِ السَّاعَةِ إِلاَّ لأَمْرٍ. فَجَاءَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَأْذَنَ، فَأَذِنَ لَهُ فَدَخَلَ، فَقَالَ حِينَ دَخَلَ لأَبِي بَكْرٍ " أَخْرِجْ مَنْ عِنْدَكَ ". قَالَ إِنَّمَا هُمْ أَهْلُكَ بِأَبِي أَنْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " فَإِنِّي قَدْ أُذِنَ لِي فِي الْخُرُوجِ ". قَالَ فَالصُّحْبَةُ بِأَبِي أَنْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " نَعَمْ ". قَالَ فَخُذْ بِأَبِي أَنْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِحْدَى رَاحِلَتَىَّ هَاتَيْنِ. قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " بِالثَّمَنِ ". قَالَتْ فَجَهَّزْنَاهُمَا أَحَثَّ الْجِهَازِ، وَضَعْنَا لَهُمَا سُفْرَةً فِي جِرَابٍ، فَقَطَعَتْ أَسْمَاءُ بِنْتُ أَبِي بَكْرٍ قِطْعَةً مِنْ نِطَاقِهَا، فَأَوْكَتْ بِهِ الْجِرَابَ، وَلِذَلِكَ كَانَتْ تُسَمَّى ذَاتَ النِّطَاقِ، ثُمَّ لَحِقَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو بَكْرٍ بِغَارٍ فِي جَبَلٍ يُقَالُ لَهُ ثَوْرٌ، فَمَكُثَ فِيهِ ثَلاَثَ لَيَالٍ يَبِيتُ عِنْدَهُمَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي بَكْرٍ، وَهْوَ غُلاَمٌ شَابٌّ لَقِنٌ ثَقِفٌ، فَيَرْحَلُ مِنْ عِنْدِهِمَا سَحَرًا، فَيُصْبِحُ مَعَ قُرَيْشٍ بِمَكَّةَ كَبَائِتٍ، فَلاَ يَسْمَعُ أَمْرًا يُكَادَانِ بِهِ إِلاَّ وَعَاهُ، حَتَّى يَأْتِيَهُمَا بِخَبَرِ ذَلِكَ حِينَ يَخْتَلِطُ الظَّلاَمُ، وَيَرْعَى عَلَيْهِمَا عَامِرُ بْنُ فُهَيْرَةَ مَوْلَى أَبِي بَكْرٍ مِنْحَةً مِنْ غَنَمٍ، فَيُرِيحُهَا عَلَيْهِمَا حِينَ تَذْهَبُ سَاعَةٌ مِنَ الْعِشَاءِ، فَيَبِيتَانِ فِي رِسْلِهَا حَتَّى يَنْعِقَ بِهَا عَامِرُ بْنُ فُهَيْرَةَ بِغَلَسٍ، يَفْعَلُ ذَلِكَ كُلَّ لَيْلَةٍ مِنْ تِلْكَ اللَّيَالِي الثَّلاَثِ.

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 5807 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü