Peygamber'i, yanında iz bırakmış bir hasır üzerinde, başının altında içi lif dolu deriden bir yastıkla gördüm.

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 5843, Kitap 77, Hadis 60
Türkçe meal

İbn Abbâs (radıyallahu anhümâ) şöyle rivayet etti:

Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) karşı birbirine arka çıkan iki kadını Ömer'e sormak isteyerek bir yıl bekledim; ondan çekiniyordum. Bir gün bir konak yerinde konakladı ve erak ağaçlarının arasına girdi. Çıkınca ona sordum. “Âişe ile Hafsa” dedi. Sonra şöyle dedi: Biz cahiliye döneminde kadınları bir şey saymazdık. İslam gelip Allah onları anınca, bu sebeple onların bizim üzerimizde bir hakkı olduğunu gördük; ancak onları işlerimizden hiçbirine karıştırmazdık. Benimle hanımım arasında bir konuşma geçti; bana sert konuştu. Ona: “Demek sen de o noktaya geldin ha!” dedim. “Bunu bana mı söylüyorsun? Hâlbuki kızın Peygamber'i (sallallahu aleyhi ve sellem) incitiyor” dedi. Bunun üzerine Hafsa'ya gittim ve ona: “Allah'a ve Resûlü'ne isyan etmenden seni sakındırıyorum” dedim. Onu incitmesi hususunda ona önceden uyarıda bulundum. Sonra Ümmü Seleme'ye gittim ve ona da söyledim. “Sana şaşıyorum ey Ömer! İşlerimize karıştın; Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile hanımlarının arasına girmekten başka bir şey kalmadı” dedi ve (sözümü) geri çevirdi. Ensâr'dan bir adam vardı; o Resûlullah'tan (sallallahu aleyhi ve sellem) uzak kalıp ben yanında bulunduğumda, olup biteni ona ben getirirdim; ben Resûlullah'tan (sallallahu aleyhi ve sellem) uzak kalıp o yanında bulunduğunda, Resûlullah'tan (sallallahu aleyhi ve sellem) olup biteni bana o getirirdi. Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) çevresindekiler ona boyun eğmişti; yalnızca Şam'daki Gassân kralı kalmıştı, onun bize saldırmasından korkuyorduk. Bir de baktım ki Ensârî: “Bir iş oldu!” diyor. Ona: “Nedir o? Gassânî mi geldi?” dedim. “Ondan daha büyüğü! Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) hanımlarını boşadı” dedi. Geldim; bir de ne göreyim, bütün odalarından ağlama sesleri yükseliyor. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) de kendisine ait bir yukarı odaya (meşrübe) çıkmış; meşrübenin kapısında da bir hizmetçi var. Ona varıp: “Benim için izin iste” dedim. İçeri girdim; bir de ne göreyim, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hasırın üzerinde, (hasır) yanında iz bırakmış; başının altında içi lif dolu deriden bir yastık var; asılı birkaç ham deri ve (tabaklamak için) karaz yaprağı var. Hafsa'ya ve Ümmü Seleme'ye söylediğimi ve Ümmü Seleme'nin bana verdiği cevabı anlattım. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) güldü. Yirmi dokuz gece (orada) kaldı, sonra indi.

Sahîh-i Buhârî 5843, Kitap 77, Hadis 60

Arapça metin
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ حُنَيْنٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَبِثْتُ سَنَةً وَأَنَا أُرِيدُ أَنْ أَسْأَلَ عُمَرَ عَنِ الْمَرْأَتَيْنِ اللَّتَيْنِ تَظَاهَرَتَا عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَجَعَلْتُ أَهَابُهُ، فَنَزَلَ يَوْمًا مَنْزِلاً فَدَخَلَ الأَرَاكَ، فَلَمَّا خَرَجَ سَأَلْتُهُ فَقَالَ عَائِشَةُ وَحَفْصَةُ ـ ثُمَّ قَالَ ـ كُنَّا فِي الْجَاهِلِيَّةِ لاَ نَعُدُّ النِّسَاءَ شَيْئًا، فَلَمَّا جَاءَ الإِسْلاَمُ وَذَكَرَهُنَّ اللَّهُ، رَأَيْنَا لَهُنَّ بِذَلِكَ عَلَيْنَا حَقًّا، مِنْ غَيْرِ أَنْ نُدْخِلَهُنَّ فِي شَىْءٍ مِنْ أُمُورِنَا، وَكَانَ بَيْنِي وَبَيْنَ امْرَأَتِي كَلاَمٌ فَأَغْلَظَتْ لِي فَقُلْتُ لَهَا وَإِنَّكِ لَهُنَاكِ. قَالَتْ تَقُولُ هَذَا لِي وَابْنَتُكَ تُؤْذِي النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَتَيْتُ حَفْصَةَ فَقُلْتُ لَهَا إِنِّي أُحَذِّرُكِ أَنْ تَعْصِي اللَّهَ وَرَسُولَهُ. وَتَقَدَّمْتُ إِلَيْهَا فِي أَذَاهُ، فَأَتَيْتُ أُمَّ سَلَمَةَ فَقُلْتُ لَهَا. فَقَالَتْ أَعْجَبُ مِنْكَ يَا عُمَرُ قَدْ دَخَلْتَ فِي أُمُورِنَا، فَلَمْ يَبْقَ إِلاَّ أَنْ تَدْخُلَ بَيْنَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَزْوَاجِهِ، فَرَدَّدَتْ، وَكَانَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ إِذَا غَابَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَشَهِدْتُهُ أَتَيْتُهُ بِمَا يَكُونُ، وَإِذَا غِبْتُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَشَهِدَ أَتَانِي بِمَا يَكُونُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَكَانَ مَنْ حَوْلَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدِ اسْتَقَامَ لَهُ، فَلَمْ يَبْقَ إِلاَّ مَلِكُ غَسَّانَ بِالشَّأْمِ، كُنَّا نَخَافُ أَنْ يَأْتِيَنَا، فَمَا شَعَرْتُ إِلاَّ بِالأَنْصَارِيِّ وَهْوَ يَقُولُ إِنَّهُ قَدْ حَدَثَ أَمْرٌ. قُلْتُ لَهُ وَمَا هُوَ أَجَاءَ الْغَسَّانِيُّ قَالَ أَعْظَمُ مِنْ ذَاكَ، طَلَّقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نِسَاءَهُ. فَجِئْتُ فَإِذَا الْبُكَاءُ مِنْ حُجَرِهَا كُلِّهَا، وَإِذَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَدْ صَعِدَ فِي مَشْرُبَةٍ لَهُ، وَعَلَى باب الْمَشْرُبَةِ وَصِيفٌ فَأَتَيْتُهُ فَقُلْتُ اسْتَأْذِنْ لِي. فَدَخَلْتُ فَإِذَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى حَصِيرٍ قَدْ أَثَّرَ فِي جَنْبِهِ، وَتَحْتَ رَأْسِهِ مِرْفَقَةٌ مِنْ أَدَمٍ، حَشْوُهَا لِيفٌ، وَإِذَا أُهُبٌ مُعَلَّقَةٌ وَقَرَظٌ، فَذَكَرْتُ الَّذِي قُلْتُ لِحَفْصَةَ وَأُمِّ سَلَمَةَ، وَالَّذِي رَدَّتْ عَلَىَّ أُمُّ سَلَمَةَ، فَضَحِكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَبِثَ تِسْعًا وَعِشْرِينَ لَيْلَةً، ثُمَّ نَزَلَ.

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 5843 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü