Kıyamet günü insanlar Âdem, Nûh, İbrâhîm, Mûsâ ve Îsâ'dan şefaat ister; sonunda Muhammed'e gelirler.

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 6565, Kitap 81, Hadis 154
Türkçe meal

Enes (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah kıyamet günü insanları toplar. Onlar: ‘Rabbimizin katında bize şefaat edecek birini arasak da (Rabbimiz) bizi bu yerimizden kurtarsa!’ derler. Âdem'e gelip: ‘Sen Allah'ın kendi eliyle yarattığı, sana ruhundan üflediği ve meleklere emredip de sana secde ettikleri kimsesin. Rabbimizin katında bize şefaat et’ derler. O: ‘Ben (bu iş için) sizin aradığınız yerde değilim’ der -ve hatasını anar- ve: ‘Allah'ın gönderdiği ilk resul olan Nûh'a gidin’ der. Ona gelirler. O: ‘Ben sizin aradığınız yerde değilim’ der -ve hatasını anar-: ‘Allah'ın dost edindiği İbrâhîm'e gidin.’ Ona gelirler. O: ‘Ben sizin aradığınız yerde değilim’ der -ve hatasını anar-: ‘Allah'ın konuştuğu Mûsâ'ya gidin.’ Ona gelirler. O: ‘Ben sizin aradığınız yerde değilim’ der ve hatasını anar: ‘Îsâ'ya gidin.’ Ona gelirler. O: ‘Ben sizin aradığınız yerde değilim. Muhammed'e (sallallahu aleyhi ve sellem) gidin; onun geçmiş ve gelecek günahları bağışlanmıştır’ der. Bunun üzerine bana gelirler. Ben de Rabbimin huzuruna girmek için izin isterim. O'nu görünce secdeye kapanırım. Allah dilediği kadar beni (o halde) bırakır. Sonra: ‘Başını kaldır! İste, verilsin; söyle, dinlensin; şefaat et, şefaatin kabul edilsin’ denilir. Başımı kaldırır, Rabbime bana öğreteceği bir hamd ile hamd ederim. Sonra şefaat ederim; (Rabbim) bana bir sınır belirler. Sonra onları ateşten çıkarır, cennete sokarım. Sonra döner, aynı şekilde secdeye kapanırım. Üçüncü ya da dördüncü defada nihayet ateşte, Kur'an'ın hapsettiği kimseden başkası kalmaz.”

Katâde bu noktada: “Yani ebedî kalması gerekmiş olan kimse” derdi.

Sahîh-i Buhârî 6565, Kitap 81, Hadis 154

Arapça metin
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَجْمَعُ اللَّهُ النَّاسَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيَقُولُونَ لَوِ اسْتَشْفَعْنَا عَلَى رَبِّنَا حَتَّى يُرِيحَنَا مِنْ مَكَانِنَا. فَيَأْتُونَ آدَمَ فَيَقُولُونَ أَنْتَ الَّذِي خَلَقَكَ اللَّهُ بِيَدِهِ، وَنَفَخَ فِيكَ مِنْ رُوحِهِ، وَأَمَرَ الْمَلاَئِكَةَ فَسَجَدُوا لَكَ، فَاشْفَعْ لَنَا عِنْدَ رَبِّنَا. فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ ـ وَيَذْكُرُ خَطِيئَتَهُ وَيَقُولُ ـ ائْتُوا نُوحًا أَوَّلَ رَسُولٍ بَعَثَهُ اللَّهُ. فَيَأْتُونَهُ فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ ـ وَيَذْكُرُ خَطِيئَتَهُ ـ ائْتُوا إِبْرَاهِيمَ الَّذِي اتَّخَذَهُ اللَّهُ خَلِيلاً. فَيَأْتُونَهُ، فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ ـ وَيَذْكُرُ خَطِيئَتَهُ ـ ائْتُوا مُوسَى الَّذِي كَلَّمَهُ اللَّهُ فَيَأْتُونَهُ فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ، فَيَذْكُرُ خَطِيئَتَهُ ـ ائْتُوا عِيسَى فَيَأْتُونَهُ فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ، ائْتُوا مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم فَقَدْ غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ وَمَا تَأَخَّرَ فَيَأْتُونِي فَأَسْتَأْذِنُ عَلَى رَبِّي، فَإِذَا رَأَيْتُهُ وَقَعْتُ سَاجِدًا، فَيَدَعُنِي مَا شَاءَ اللَّهُ، ثُمَّ يُقَالُ ارْفَعْ رَأْسَكَ، سَلْ تُعْطَهْ، وَقُلْ يُسْمَعْ، وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ. فَأَرْفَعُ رَأْسِي، فَأَحْمَدُ رَبِّي بِتَحْمِيدٍ يُعَلِّمُنِي، ثُمَّ أَشْفَعُ فَيَحُدُّ لِي حَدًّا، ثُمَّ أُخْرِجُهُمْ مِنَ النَّارِ، وَأُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ، ثُمَّ أَعُودُ فَأَقَعُ سَاجِدًا مِثْلَهُ فِي الثَّالِثَةِ أَوِ الرَّابِعَةِ حَتَّى مَا بَقِيَ فِي النَّارِ إِلاَّ مَنْ حَبَسَهُ الْقُرْآنُ " . وَكَانَ قَتَادَةُ يَقُولُ عِنْدَ هَذَا أَىْ وَجَبَ عَلَيْهِ الْخُلُودُ.

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 6565 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü