Önünde bulut bulunmayan güneşi görmekte birbirinize zarar verir misiniz? İşte siz O'nu böyle göreceksiniz.

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 7437, 7438, Kitap 97, Hadis 64
Hadis numaraları
7437, 7438
Türkçe meal

Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:

İnsanlar: “Ey Allah'ın Resûlü! Kıyamet günü Rabbimizi görecek miyiz?” dediler. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Dolunay gecesi ayı (görmekte) birbirinize zarar verir misiniz?” buyurdu. “Hayır, ey Allah'ın Resûlü” dediler. “Önünde bulut bulunmayan güneşi (görmekte) birbirinize zarar verir misiniz?” buyurdu. “Hayır, ey Allah'ın Resûlü” dediler. Şöyle buyurdu: “İşte siz O'nu böyle göreceksiniz. Allah kıyamet günü insanları toplar ve: ‘Kim bir şeye tapıyor idiyse ona uysun’ der. Güneşe tapan güneşe, aya tapan aya, tâğûtlara tapan tâğûtlara uyar. Bu ümmet, içinde şefaatçileri -ya da münafıkları; (bu konuda) İbrâhîm şüphe etti- olduğu halde kalır. Allah onlara gelir ve: ‘Ben sizin Rabbinizim’ der. Onlar: ‘Rabbimiz bize gelinceye kadar yerimiz burasıdır. Rabbimiz bize geldiğinde O'nu tanırız’ derler. Allah onlara bildikleri sûrette gelir ve: ‘Ben sizin Rabbinizim’ der. Onlar: ‘Sen bizim Rabbimizsin’ derler ve O'na uyarlar. Sırat cehennemin üzerine kurulur. Onu ilk geçenler ben ve ümmetim oluruz. O gün peygamberlerden başkası konuşmaz. Peygamberlerin o günkü duası: ‘Allah'ım, selâmet ver, selâmet ver!’ olur. Cehennemde sa'dân dikeni gibi çengeller vardır. Sa'dânı gördünüz mü?” “Evet, ey Allah'ın Resûlü” dediler. Şöyle buyurdu: “İşte onlar sa'dân dikeni gibidir; ancak büyüklüklerinin ne kadar olduğunu Allah'tan başkası bilmez. İnsanları amellerine göre kapıp alırlar. Onlardan kimi ameli yüzünden helak olup (orada) kalır -ya da ameli yüzünden bağlanıp kalır-, kimi de parça parça doğranır ya da cezalandırılır veya buna benzer bir şey (olur). Sonra (Allah) tecelli eder. Nihayet Allah kullar arasında hükmü bitirip cehennem ehlinden dilediğini rahmetiyle çıkarmak istediğinde, meleklere, Allah'ın merhamet etmek istediği ve Lâ ilâhe illallah diye şahitlik edenlerden Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamış olanları ateşten çıkarmalarını emreder. Melekler onları ateşte secde izinden tanırlar. Ateş, Âdemoğlunu secde izi dışında yer; Allah, secde izini yemeyi ateşe haram kılmıştır. Onlar kömürleşmiş olarak ateşten çıkarlar. Üzerlerine hayat suyu dökülür; selin getirdiği çamurda tohumun bitmesi gibi onun altında biterler. Sonra Allah kullar arasında hükmü bitirir. Yüzü ateşe dönük bir adam kalır; o, cehennem ehlinin cennete en son giren kişisidir. ‘Ey Rabbim! Yüzümü ateşten çevir; çünkü onun kokusu beni zehirledi, alevi beni yaktı’ der. Allah'a, (Allah'ın) dilediği şekilde dua eder. Sonra Allah: ‘Sana bu verilirse ondan başkasını istemeyecek misin?’ der. O: ‘Hayır, izzetine andolsun, senden başkasını istemem’ der ve Rabbine dilediği kadar ahitler ve teminatlar verir. Allah da yüzünü ateşten çevirir. Cennete yönelip onu görünce, Allah'ın susmasını dilediği kadar susar. Sonra: ‘Ey Rabbim! Beni cennetin kapısına yaklaştır’ der. Allah ona: ‘Sana verilenden başkasını asla istemeyeceğine dair ahitlerini ve teminatlarını vermedin mi? Yazıklar olsun sana ey Âdemoğlu, ne kadar da vefasızsın!’ der. O: ‘Ey Rabbim!’ der ve Allah'a dua eder; sonunda (Allah): ‘Sana bu verilirse ondan başkasını isteyecek misin?’ der. O: ‘Hayır, izzetine andolsun, senden başkasını istemem’ der ve dilediği kadar ahitler ve teminatlar verir. (Allah) onu cennetin kapısına yaklaştırır. Cennetin kapısında durunca cennet ona açılır; içindeki nimet bolluğunu ve sevinci görür. Allah'ın susmasını dilediği kadar susar, sonra: ‘Ey Rabbim! Beni cennete koy’ der. Allah: ‘Sana verilenden başkasını istemeyeceğine dair ahitlerini ve teminatlarını vermedin mi?’ der ve: ‘Yazıklar olsun sana ey Âdemoğlu, ne kadar da vefasızsın!’ der. O: ‘Ey Rabbim! Yarattıklarının en bedbahtı olmayayım’ der ve dua etmeyi sürdürür; sonunda Allah ona güler. Ona gülünce: ‘Gir cennete!’ der. Cennete girince Allah ona: ‘Dile!’ der. O da Rabbinden ister ve diler; hatta Allah ona: ‘Şunu şunu (dile)’ diye hatırlatır. Nihayet dilekleri tükenince Allah: ‘Bu senindir, onunla birlikte bir misli daha (senindir)’ der.”

Atâ b. Yezîd şöyle dedi: Ebû Saîd el-Hudrî, Ebû Hüreyre ile birlikteydi ve onun anlattıklarından hiçbirini reddetmiyordu. Nihayet Ebû Hüreyre, Allah Tebâreke ve Teâlâ'nın: “Bu senindir, onunla birlikte bir misli daha” dediğini anlatınca Ebû Saîd el-Hudrî: “Onunla birlikte on misli daha, ey Ebû Hüreyre!” dedi. Ebû Hüreyre: “Ben onun ‘Bu senindir, onunla birlikte bir misli daha’ sözünden başkasını ezberlemedim” dedi. Ebû Saîd el-Hudrî: “Şahitlik ederim ki ben Resûlullah'tan (sallallahu aleyhi ve sellem) onun ‘Bu senindir, on misli daha’ sözünü ezberledim” dedi. Ebû Hüreyre: “İşte o adam, cennet ehlinin cennete en son giren kişisidir” dedi.

Sahîh-i Buhârî 7437, 7438, Kitap 97, Hadis 64

Arapça metin
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَزِيدَ اللَّيْثِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّاسَ، قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ هَلْ نَرَى رَبَّنَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " هَلْ تُضَارُّونَ فِي الْقَمَرِ لَيْلَةَ الْبَدْرِ ". قَالُوا لاَ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " فَهَلْ تُضَارُّونَ فِي الشَّمْسِ لَيْسَ دُونَهَا سَحَابٌ ". قَالُوا لاَ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " فَإِنَّكُمْ تَرَوْنَهُ كَذَلِكَ، يَجْمَعُ اللَّهُ النَّاسَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيَقُولُ مَنْ كَانَ يَعْبُدُ شَيْئًا فَلْيَتَّبِعْهُ. فَيَتْبَعُ مَنْ كَانَ يَعْبُدُ الشَّمْسَ الشَّمْسَ، وَيَتْبَعُ مَنْ كَانَ يَعْبُدُ الْقَمَرَ الْقَمَرَ، وَيَتْبَعُ مَنْ كَانَ يَعْبُدُ الطَّوَاغِيتَ الطَّوَاغِيتَ، وَتَبْقَى هَذِهِ الأُمَّةُ فِيهَا شَافِعُوهَا ـ أَوْ مُنَافِقُوهَا شَكَّ إِبْرَاهِيمُ ـ فَيَأْتِيهِمُ اللَّهُ فَيَقُولُ أَنَا رَبُّكُمْ. فَيَقُولُونَ هَذَا مَكَانُنَا حَتَّى يَأْتِيَنَا رَبُّنَا فَإِذَا جَاءَنَا رَبُّنَا عَرَفْنَاهُ فَيَأْتِيهِمُ اللَّهُ فِي صُورَتِهِ الَّتِي يَعْرِفُونَ فَيَقُولُ أَنَا رَبُّكُمْ. فَيَقُولُونَ أَنْتَ رَبُّنَا. فَيَتْبَعُونَهُ وَيُضْرَبُ الصِّرَاطُ بَيْنَ ظَهْرَىْ جَهَنَّمَ، فَأَكُونُ أَنَا وَأُمَّتِي أَوَّلَ مَنْ يُجِيزُهَا، وَلاَ يَتَكَلَّمُ يَوْمَئِذٍ إِلاَّ الرُّسُلُ، وَدَعْوَى الرُّسُلِ يَوْمَئِذٍ اللَّهُمَّ سَلِّمْ سَلِّمْ. وَفِي جَهَنَّمَ كَلاَلِيبُ مِثْلُ شَوْكِ السَّعْدَانِ، هَلْ رَأَيْتُمُ السَّعْدَانَ ". قَالُوا نَعَمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " فَإِنَّهَا مِثْلُ شَوْكِ السَّعْدَانِ، غَيْرَ أَنَّهُ لاَ يَعْلَمُ مَا قَدْرُ عِظَمِهَا إِلاَّ اللَّهُ، تَخْطَفُ النَّاسَ بِأَعْمَالِهِمْ، فَمِنْهُمُ الْمُوبَقُ بَقِيَ بِعَمَلِهِ، أَوِ الْمُوثَقُ بِعَمَلِهِ، وَمِنْهُمُ الْمُخَرْدَلُ أَوِ الْمُجَازَى أَوْ نَحْوُهُ، ثُمَّ يَتَجَلَّى حَتَّى إِذَا فَرَغَ اللَّهُ مِنَ الْقَضَاءِ بَيْنَ الْعِبَادِ وَأَرَادَ أَنْ يُخْرِجَ بِرَحْمَتِهِ مَنْ أَرَادَ مِنْ أَهْلِ النَّارِ أَمَرَ الْمَلاَئِكَةَ أَنْ يُخْرِجُوا مِنَ النَّارِ مَنْ كَانَ لاَ يُشْرِكُ بِاللَّهِ شَيْئًا، مِمَّنْ أَرَادَ اللَّهُ أَنْ يَرْحَمَهُ مِمَّنْ يَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، فَيَعْرِفُونَهُمْ فِي النَّارِ بِأَثَرِ السُّجُودِ، تَأْكُلُ النَّارُ ابْنَ آدَمَ إِلاَّ أَثَرَ السُّجُودِ، حَرَّمَ اللَّهُ عَلَى النَّارِ أَنْ تَأْكُلَ أَثَرَ السُّجُودِ، فَيَخْرُجُونَ مِنَ النَّارِ قَدِ امْتُحِشُوا، فَيُصَبُّ عَلَيْهِمْ مَاءُ الْحَيَاةِ فَيَنْبُتُونَ تَحْتَهُ كَمَا تَنْبُتُ الْحِبَّةُ فِي حَمِيلِ السَّيْلِ، ثُمَّ يَفْرُغُ اللَّهُ مِنَ الْقَضَاءِ بَيْنَ الْعِبَادِ، وَيَبْقَى رَجُلٌ مُقْبِلٌ بِوَجْهِهِ عَلَى النَّارِ هُوَ آخِرُ أَهْلِ النَّارِ دُخُولاً الْجَنَّةَ فَيَقُولُ أَىْ رَبِّ اصْرِفْ وَجْهِي عَنِ النَّارِ، فَإِنَّهُ قَدْ قَشَبَنِي رِيحُهَا وَأَحْرَقَنِي ذَكَاؤُهَا. فَيَدْعُو اللَّهَ بِمَا شَاءَ أَنْ يَدْعُوَهُ ثُمَّ يَقُولُ اللَّهُ هَلْ عَسَيْتَ إِنْ أُعْطِيتَ ذَلِكَ أَنْ تَسْأَلَنِي غَيْرَهُ. فَيَقُولُ لاَ وَعِزَّتِكَ لاَ أَسْأَلُكَ غَيْرَهُ، وَيُعْطِي رَبَّهُ مِنْ عُهُودٍ وَمَوَاثِيقَ مَا شَاءَ، فَيَصْرِفُ اللَّهُ وَجْهَهُ عَنِ النَّارِ، فَإِذَا أَقْبَلَ عَلَى الْجَنَّةِ وَرَآهَا سَكَتَ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَسْكُتَ ثُمَّ يَقُولُ أَىْ رَبِّ قَدِّمْنِي إِلَى باب الْجَنَّةِ. فَيَقُولُ اللَّهُ لَهُ أَلَسْتَ قَدْ أَعْطَيْتَ عُهُودَكَ وَمَوَاثِيقَكَ أَنْ لاَ تَسْأَلَنِي غَيْرَ الَّذِي أُعْطِيتَ أَبَدًا، وَيْلَكَ يَا ابْنَ آدَمَ مَا أَغْدَرَكَ. فَيَقُولُ أَىْ رَبِّ. وَيَدْعُو اللَّهَ حَتَّى يَقُولَ هَلْ عَسَيْتَ إِنْ أُعْطِيتَ ذَلِكَ أَنْ تَسْأَلَ غَيْرَهُ. فَيَقُولُ لاَ وَعِزَّتِكَ لاَ أَسْأَلُكَ غَيْرَهُ، وَيُعْطِي مَا شَاءَ مِنْ عُهُودٍ وَمَوَاثِيقَ، فَيُقَدِّمُهُ إِلَى باب الْجَنَّةِ، فَإِذَا قَامَ إِلَى باب الْجَنَّةِ انْفَهَقَتْ لَهُ الْجَنَّةُ فَرَأَى مَا فِيهَا مِنَ الْحَبْرَةِ وَالسُّرُورِ، فَيَسْكُتُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَسْكُتَ ثُمَّ يَقُولُ أَىْ رَبِّ أَدْخِلْنِي الْجَنَّةَ. فَيَقُولُ اللَّهُ أَلَسْتَ قَدْ أَعْطَيْتَ عُهُودَكَ وَمَوَاثِيقَكَ أَنْ لاَ تَسْأَلَ غَيْرَ مَا أُعْطِيتَ ـ فَيَقُولُ ـ وَيْلَكَ يَا ابْنَ آدَمَ مَا أَغْدَرَكَ. فَيَقُولُ أَىْ رَبِّ لاَ أَكُونَنَّ أَشْقَى خَلْقِكَ فَلاَ يَزَالُ يَدْعُو حَتَّى يَضْحَكَ اللَّهُ مِنْهُ فَإِذَا ضَحِكَ مِنْهُ قَالَ لَهُ ادْخُلِ الْجَنَّةَ. فَإِذَا دَخَلَهَا قَالَ اللَّهُ لَهُ تَمَنَّهْ. فَسَأَلَ رَبَّهُ وَتَمَنَّى حَتَّى إِنَّ اللَّهَ لَيُذَكِّرُهُ يَقُولُ كَذَا وَكَذَا، حَتَّى انْقَطَعَتْ بِهِ الأَمَانِيُّ قَالَ اللَّهُ ذَلِكَ لَكَ وَمِثْلُهُ مَعَهُ " . قَالَ عَطَاءُ بْنُ يَزِيدَ وَأَبُو سَعِيدٍ الْخُدْرِيُّ مَعَ أَبِي هُرَيْرَةَ لاَ يَرُدُّ عَلَيْهِ مِنْ حَدِيثِهِ شَيْئًا حَتَّى إِذَا حَدَّثَ أَبُو هُرَيْرَةَ أَنَّ اللَّهَ تَبَارَكَ وَتَعَالَى قَالَ " ذَلِكَ لَكَ وَمِثْلُهُ مَعَهُ ". قَالَ أَبُو سَعِيدٍ الْخُدْرِيُّ " وَعَشَرَةُ أَمْثَالِهِ مَعَهُ ". يَا أَبَا هُرَيْرَةَ. قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ مَا حَفِظْتُ إِلاَّ قَوْلَهُ " ذَلِكَ لَكَ وَمِثْلُهُ مَعَهُ ". قَالَ أَبُو سَعِيدٍ الْخُدْرِيُّ أَشْهَدُ أَنِّي حَفِظْتُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَوْلَهُ " ذَلِكَ لَكَ وَعَشَرَةُ أَمْثَالِهِ ". قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ فَذَلِكَ الرَّجُلُ آخِرُ أَهْلِ الْجَنَّةِ دُخُولاً الْجَنَّةَ.

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 7437, 7438 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü