Gidin, kalbinde zerre ağırlığında iman bulduğunuz kimseyi (ateşten) çıkarın.

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 7439, Kitap 97, Hadis 65
Türkçe meal

Ebû Saîd el-Hudrî (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:

Biz: “Ey Allah'ın Resûlü! Kıyamet günü Rabbimizi görecek miyiz?” dedik. Şöyle buyurdu: “Hava açık olduğunda güneşi ve ayı görmekte birbirinize zarar verir misiniz?” “Hayır” dedik. Şöyle buyurdu: “O gün Rabbinizi görmekte de ancak onları görmekte birbirinize zarar verdiğiniz kadar zarar verirsiniz.” Sonra şöyle buyurdu: “Bir münâdi: ‘Her topluluk tapmakta olduğu şeye gitsin!’ diye seslenir. Haç sahipleri haçlarıyla, putperestler putlarıyla, her ilahın sahipleri de ilahlarıyla birlikte giderler. Sonunda iyi ya da günahkâr, Allah'a ibadet edenler ve ehl-i kitaptan geriye kalan birtakım kimseler kalır. Sonra cehennem getirilir; sanki bir serapmış gibi (onlara) gösterilir. Yahudilere: ‘Neye tapıyordunuz?’ denir. ‘Allah'ın oğlu Üzeyr'e tapıyorduk’ derler. ‘Yalan söylediniz; Allah'ın ne eşi ne de çocuğu olmuştur. Ne istiyorsunuz?’ denir. ‘Bize su vermeni istiyoruz’ derler. ‘İçin!’ denir; onlar da cehenneme dökülürler. Sonra Hristiyanlara: ‘Neye tapıyordunuz?’ denir. ‘Allah'ın oğlu Mesîh'e tapıyorduk’ derler. ‘Yalan söylediniz; Allah'ın ne eşi ne de çocuğu olmuştur. Ne istiyorsunuz?’ denir. ‘Bize su vermeni istiyoruz’ derler. ‘İçin!’ denir; onlar da (cehenneme) dökülürler. Sonunda iyi ya da günahkâr, Allah'a ibadet edenler kalır. Onlara: ‘İnsanlar gittiği halde sizi alıkoyan nedir?’ denir. Onlar: ‘Biz (dünyada) onlardan, bugün ona olduğumuzdan daha muhtaç iken ayrıldık. Biz bir münâdinin: Her topluluk tapmakta olduğu şeye katılsın! diye seslendiğini işittik. Biz ancak Rabbimizi bekliyoruz’ derler. Bunun üzerine Cebbâr onlara gelir ve: ‘Ben sizin Rabbinizim’ der. Onlar: ‘Sen bizim Rabbimizsin’ derler. O'nunla peygamberlerden başkası konuşmaz. (Allah): ‘Sizinle O'nun arasında, O'nu tanıyacağınız bir alâmet var mı?’ der. ‘Sâk (incik)’ derler. Bunun üzerine (Allah) sâkını açar; her mümin O'na secde eder. Allah'a gösteriş ve duyurmak için secde eden kimseler kalır; (o kimse) secde etmek için davranır, fakat sırtı tek bir levha haline gelir. Sonra köprü getirilir ve cehennemin üzerine kurulur.” Biz: “Ey Allah'ın Resûlü! Köprü nedir?” dedik. Şöyle buyurdu: “Ayakların kaydığı, kaygan bir yerdir. Üzerinde kancalar, çengeller ve geniş, eğri dikenli bir diken vardır; Necid'de bulunur, ona sa'dân denir. Mümin onun üzerinden göz açıp kapayıncaya kadar, şimşek gibi, rüzgâr gibi, cins atlar ve develer gibi geçer. Kimi kurtulup selâmete erer, kimi tırmalanmış olarak kurtulur, kimi de cehennem ateşine yığılır. Nihayet en sonuncuları sürüklenerek geçer. Size açıkça belli olmuş bir hak hususunda benden ısrarla istemeniz, o gün müminlerin Cebbâr'dan istemesinden daha şiddetli değildir. Kurtulduklarını gördüklerinde kardeşleri hakkında: ‘Rabbimiz! Kardeşlerimiz bizimle birlikte namaz kılıyor, bizimle birlikte oruç tutuyor ve bizimle birlikte (salih) amel işliyorlardı’ derler. Yüce Allah: ‘Gidin, kalbinde bir dinar ağırlığında iman bulduğunuz kimseyi çıkarın’ der. Allah onların sûretlerini ateşe haram kılar. Onların yanına varırlar; bazıları ateşe ayağına kadar, bazıları baldırlarının yarısına kadar gömülmüştür. Tanıdıklarını çıkarırlar, sonra dönerler. (Allah): ‘Gidin, kalbinde yarım dinar ağırlığında (iman) bulduğunuz kimseyi çıkarın’ der. Tanıdıklarını çıkarırlar, sonra dönerler. (Allah): ‘Gidin, kalbinde zerre ağırlığında iman bulduğunuz kimseyi çıkarın’ der. Tanıdıklarını çıkarırlar.”

Ebû Saîd şöyle dedi: Bana inanmıyorsanız şu âyeti okuyun: “Şüphesiz Allah zerre kadar haksızlık etmez. (Yapılan) bir iyilik olursa onu kat kat artırır” (Nisâ 4/40).

(Peygamber devamla şöyle buyurdu): “Peygamberler, melekler ve müminler şefaat ederler. Cebbâr: ‘Benim şefaatim kaldı’ der ve ateşten bir avuç alır; kömürleşmiş birtakım toplulukları çıkarır. Onlar cennetin ağızlarında bulunan, adına hayat suyu denilen bir nehre atılırlar. Selin getirdiği çamurda tohumun bitmesi gibi onun iki kıyısında biterler. Onu bir kayanın ya da bir ağacın yanında görmüşsünüzdür; güneşe bakan tarafı yeşil, gölgeye bakan tarafı beyaz olur. İnci gibi çıkarlar; boyunlarına mühürler takılır ve cennete girerler. Cennet ehli: ‘Bunlar Rahmân'ın azatlılarıdır; onları işledikleri bir amel ve önceden gönderdikleri bir hayır olmaksızın cennete koydu’ derler. Onlara: ‘Gördüğünüz şey ve onunla birlikte bir misli daha sizindir’ denir.”

Sahîh-i Buhârî 7439, Kitap 97, Hadis 65

Arapça metin
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ خَالِدِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي هِلاَلٍ، عَنْ زَيْدٍ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ هَلْ نَرَى رَبَّنَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ قَالَ " هَلْ تُضَارُونَ فِي رُؤْيَةِ الشَّمْسِ وَالْقَمَرِ إِذَا كَانَتْ صَحْوًا ". قُلْنَا لاَ. قَالَ " فَإِنَّكُمْ لاَ تُضَارُونَ فِي رُؤْيَةِ رَبِّكُمْ يَوْمَئِذٍ، إِلاَّ كَمَا تُضَارُونَ فِي رُؤْيَتِهِمَا ـ ثُمَّ قَالَ ـ يُنَادِي مُنَادٍ لِيَذْهَبْ كُلُّ قَوْمٍ إِلَى مَا كَانُوا يَعْبُدُونَ. فَيَذْهَبُ أَصْحَابُ الصَّلِيبِ مَعَ صَلِيبِهِمْ، وَأَصْحَابُ الأَوْثَانِ مَعَ أَوْثَانِهِمْ، وَأَصْحَابُ كُلِّ آلِهَةٍ مَعَ آلِهَتِهِمْ حَتَّى يَبْقَى مَنْ كَانَ يَعْبُدُ اللَّهَ مِنْ بَرٍّ أَوْ فَاجِرٍ، وَغُبَّرَاتٌ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ، ثُمَّ يُؤْتَى بِجَهَنَّمَ تُعْرَضُ كَأَنَّهَا سَرَابٌ فَيُقَالُ لِلْيَهُودِ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَ قَالُوا كُنَّا نَعْبُدُ عُزَيْرَ ابْنَ اللَّهِ. فَيُقَالُ كَذَبْتُمْ لَمْ يَكُنْ لِلَّهِ صَاحِبَةٌ وَلاَ وَلَدٌ فَمَا تُرِيدُونَ قَالُوا نُرِيدُ أَنْ تَسْقِيَنَا، فَيُقَالُ اشْرَبُوا فَيَتَسَاقَطُونَ فِي جَهَنَّمَ ثُمَّ يُقَالُ لِلنَّصَارَى مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَ فَيَقُولُونَ كُنَّا نَعْبُدُ الْمَسِيحَ ابْنَ اللَّهِ. فَيُقَالُ كَذَبْتُمْ لَمْ يَكُنْ لِلَّهِ صَاحِبَةٌ وَلاَ وَلَدٌ، فَمَا تُرِيدُونَ فَيَقُولُونَ نُرِيدُ أَنْ تَسْقِيَنَا. فَيُقَالُ اشْرَبُوا. فَيَتَسَاقَطُونَ حَتَّى يَبْقَى مَنْ كَانَ يَعْبُدُ اللَّهَ مِنْ بَرٍّ أَوْ فَاجِرٍ فَيُقَالُ لَهُمْ مَا يَحْبِسُكُمْ وَقَدْ ذَهَبَ النَّاسُ فَيَقُولُونَ فَارَقْنَاهُمْ وَنَحْنُ أَحْوَجُ مِنَّا إِلَيْهِ الْيَوْمَ وَإِنَّا سَمِعْنَا مُنَادِيًا يُنَادِي لِيَلْحَقْ كُلُّ قَوْمٍ بِمَا كَانُوا يَعْبُدُونَ. وَإِنَّمَا نَنْتَظِرُ رَبَّنَا ـ قَالَ ـ فَيَأْتِيهِمُ الْجَبَّارُ. فَيَقُولُ أَنَا رَبُّكُمْ. فَيَقُولُونَ أَنْتَ رَبُّنَا. فَلاَ يُكَلِّمُهُ إِلاَّ الأَنْبِيَاءُ فَيَقُولُ هَلْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُ آيَةٌ تَعْرِفُونَهُ فَيَقُولُونَ السَّاقُ. فَيَكْشِفُ عَنْ سَاقِهِ فَيَسْجُدُ لَهُ كُلُّ مُؤْمِنٍ، وَيَبْقَى مَنْ كَانَ يَسْجُدُ لِلَّهِ رِيَاءً وَسُمْعَةً، فَيَذْهَبُ كَيْمَا يَسْجُدَ فَيَعُودُ ظَهْرُهُ طَبَقًا وَاحِدًا، ثُمَّ يُؤْتَى بِالْجَسْرِ فَيُجْعَلُ بَيْنَ ظَهْرَىْ جَهَنَّمَ ". قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا الْجَسْرُ قَالَ " مَدْحَضَةٌ مَزِلَّةٌ، عَلَيْهِ خَطَاطِيفُ وَكَلاَلِيبُ وَحَسَكَةٌ مُفَلْطَحَةٌ، لَهَا شَوْكَةٌ عُقَيْفَاءُ تَكُونُ بِنَجْدٍ يُقَالُ لَهَا السَّعْدَانُ، الْمُؤْمِنُ عَلَيْهَا كَالطَّرْفِ وَكَالْبَرْقِ وَكَالرِّيحِ وَكَأَجَاوِيدِ الْخَيْلِ وَالرِّكَابِ، فَنَاجٍ مُسَلَّمٌ وَنَاجٍ مَخْدُوشٌ وَمَكْدُوسٌ فِي نَارِ جَهَنَّمَ، حَتَّى يَمُرَّ آخِرُهُمْ يُسْحَبُ سَحْبًا، فَمَا أَنْتُمْ بِأَشَدَّ لِي مُنَاشَدَةً فِي الْحَقِّ، قَدْ تَبَيَّنَ لَكُمْ مِنَ الْمُؤْمِنِ يَوْمَئِذٍ لِلْجَبَّارِ، وَإِذَا رَأَوْا أَنَّهُمْ قَدْ نَجَوْا فِي إِخْوَانِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا إِخْوَانُنَا كَانُوا يُصَلُّونَ مَعَنَا وَيَصُومُونَ مَعَنَا وَيَعْمَلُونَ مَعَنَا. فَيَقُولُ اللَّهُ تَعَالَى اذْهَبُوا فَمَنْ وَجَدْتُمْ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالَ دِينَارٍ مِنْ إِيمَانٍ فَأَخْرِجُوهُ. وَيُحَرِّمُ اللَّهُ صُوَرَهُمْ عَلَى النَّارِ، فَيَأْتُونَهُمْ وَبَعْضُهُمْ قَدْ غَابَ فِي النَّارِ إِلَى قَدَمِهِ وَإِلَى أَنْصَافِ سَاقَيْهِ، فَيُخْرِجُونَ مَنْ عَرَفُوا، ثُمَّ يَعُودُونَ فَيَقُولُ اذْهَبُوا فَمَنْ وَجَدْتُمْ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالَ نِصْفِ دِينَارٍ فَأَخْرِجُوهُ. فَيُخْرِجُونَ مَنْ عَرَفُوا، ثُمَّ يَعُودُونَ فَيَقُولُ اذْهَبُوا فَمَنْ وَجَدْتُمْ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ مِنْ إِيمَانٍ فَأَخْرِجُوهُ. فَيُخْرِجُونَ مَنْ عَرَفُوا ". قَالَ أَبُو سَعِيدٍ فَإِنْ لَمْ تُصَدِّقُونِي فَاقْرَءُوا {إِنَّ اللَّهَ لاَ يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ وَإِنْ تَكُ حَسَنَةً يُضَاعِفْهَا} " فَيَشْفَعُ النَّبِيُّونَ وَالْمَلاَئِكَةُ وَالْمُؤْمِنُونَ فَيَقُولُ الْجَبَّارُ بَقِيَتْ شَفَاعَتِي. فَيَقْبِضُ قَبْضَةً مِنَ النَّارِ فَيُخْرِجُ أَقْوَامًا قَدِ امْتُحِشُوا، فَيُلْقَوْنَ فِي نَهَرٍ بِأَفْوَاهِ الْجَنَّةِ يُقَالُ لَهُ مَاءُ الْحَيَاةِ، فَيَنْبُتُونَ فِي حَافَتَيْهِ كَمَا تَنْبُتُ الْحِبَّةُ فِي حَمِيلِ السَّيْلِ، قَدْ رَأَيْتُمُوهَا إِلَى جَانِبِ الصَّخْرَةِ إِلَى جَانِبِ الشَّجَرَةِ، فَمَا كَانَ إِلَى الشَّمْسِ مِنْهَا كَانَ أَخْضَرَ، وَمَا كَانَ مِنْهَا إِلَى الظِّلِّ كَانَ أَبْيَضَ، فَيَخْرُجُونَ كَأَنَّهُمُ اللُّؤْلُؤُ، فَيُجْعَلُ فِي رِقَابِهِمُ الْخَوَاتِيمُ فَيَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ فَيَقُولُ أَهْلُ الْجَنَّةِ هَؤُلاَءِ عُتَقَاءُ الرَّحْمَنِ أَدْخَلَهُمُ الْجَنَّةَ بِغَيْرِ عَمَلٍ عَمِلُوهُ وَلاَ خَيْرٍ قَدَّمُوهُ. فَيُقَالُ لَهُمْ لَكُمْ مَا رَأَيْتُمْ وَمِثْلُهُ مَعَهُ " .

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 7439 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü