Câbir'in Veda Haccı hadisi: Kanlarınız ve mallarınız bu gününüzün haram oluşu gibi size haramdır.

Kaynak
Sünen-i Ebû Dâvûd 1905, Kitap 11, Hadis 185
Sahih
Türkçe meal

Muhammed b. Ali (b. Hüseyn) şöyle anlattı:

Câbir b. Abdullah'ın yanına girdik. Yanına varınca (gelen) topluluğu (tek tek) sordu; nihayet sıra bana geldi. “Ben Muhammed b. Ali b. Hüseyn'im” dedim. Elini başıma uzattı; (gömleğimin) üst düğmesini çözdü, sonra alt düğmesini çözdü, sonra avucunu iki memem arasına (göğsüme) koydu. Ben o gün genç bir delikanlıydım. “Hoş geldin, safa geldin ey kardeşimin oğlu! Dilediğini sor” dedi. Ona sordum; o âmâ idi. Namaz vakti geldi; bir nisâceye -yani parçalardan dikilmiş bir elbiseye- bürünerek kalktı. Onu omzuna her koyduğunda, küçüklüğünden dolayı iki ucu ona geri dönüyordu. Ridâsı yanında askılıkta dururken bize namaz kıldırdı. “Bana Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) haccını anlat” dedim. Eliyle (işaret ederek parmaklarıyla) dokuz saydı ve şöyle dedi:

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) dokuz yıl haccetmeden kaldı. Sonra onuncu (yıl)da insanlar arasında Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) hacca gideceği ilan edildi. Bunun üzerine Medine'ye pek çok insan geldi; hepsi Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) uymak ve onun yaptığı gibi yapmak istiyordu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yola çıktı, biz de onunla birlikte çıktık ve Zü'l-Huleyfe'ye geldik. (Orada) Esmâ bint Umeys, Muhammed b. Ebû Bekir'i doğurdu ve Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) “Nasıl yapayım?” diye (haber) gönderdi. (Resûlullah): “Gusül yap, bir bezle (kanın yerini) sıkıca bağla ve ihrama gir” buyurdu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) mescitte namaz kıldı, sonra Kasvâ'ya bindi. Nihayet devesi onu sırtında taşıyarak Beydâ üzerinde dikleşince -Câbir dedi ki- gözümün alabildiğine baktım: Önünde binekli ve yaya (insanlar) vardı; sağında da bu kadar, solunda da bu kadar, arkasında da bu kadar. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) aramızdaydı; Kur'an ona iniyordu ve o onun tevilini biliyordu. O ne yaptıysa biz de onu yaptık. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) tevhid ile telbiye getirdi: “Lebbeyk Allahümme lebbeyk, lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk; inne'l-hamde ve'n-ni'mete leke ve'l-mülk, lâ şerîke lek (Buyur Allah'ım buyur! Buyur, senin ortağın yoktur, buyur! Şüphesiz hamd de nimet de senindir, mülk de; senin ortağın yoktur).” İnsanlar da (kendi) getirdikleri bu telbiye ile telbiye getirdiler; Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onlara bundan hiçbir şeyi reddetmedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de kendi telbiyesine devam etti.

Câbir dedi ki: Biz yalnızca haccı niyet ediyorduk; umreyi bilmiyorduk. Nihayet onunla birlikte Beyt'e geldiğimizde (Hacerü'l-esved) rüknünü istilâm etti; üç (şavt) remel yaptı, dört (şavt) yürüdü. Sonra Makâm-ı İbrâhîm'e ilerledi ve “Makâm-ı İbrâhîm'den kendinize bir namazgâh edinin” (Bakara 2/125) âyetini okudu; Makam'ı kendisiyle Beyt arasına aldı.

(Ca'fer) dedi ki: Babam şöyle derdi -İbn Nüfeyl ve Osmân dedi ki: Onun bunu ancak Peygamber'den (sallallahu aleyhi ve sellem) zikrettiğini biliyorum. Süleyman dedi ki: Onun ancak şöyle dediğini biliyorum-: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) iki rekâtta “Kul hüvallahü ehad” ve “Kul yâ eyyühe'l-kâfirûn” (sûrelerini) okurdu.

Sonra Beyt'e döndü ve rüknü istilâm etti. Sonra kapıdan Safâ'ya çıktı. Safâ'ya yaklaşınca “Şüphesiz Safâ ile Merve Allah'ın nişanlarındandır” (Bakara 2/158) âyetini okudu ve “Allah'ın başladığı ile başlıyoruz” (buyurdu). Safâ'dan başladı; Beyt'i görünceye kadar onun üzerine çıktı; Allah'ı tekbir etti, O'nu birledi ve şöyle dedi: “Allah'tan başka ilah yoktur; O tektir, ortağı yoktur. Mülk O'nundur, hamd O'nadır; diriltir ve öldürür; O her şeye kadirdir. Allah'tan başka ilah yoktur; O tektir. Vaadini yerine getirdi, kuluna yardım etti ve (düşman) toplulukları tek başına bozguna uğrattı.” Sonra bunların arasında dua etti ve bunun gibi üç defa söyledi. Sonra Merve'ye (doğru) indi; nihayet ayakları vadinin içine inince vadinin ortasında remel yaptı (koştu); (yokuşa) çıkınca da yürüdü ve Merve'ye geldi. Merve'de de Safâ'da yaptığının aynısını yaptı. Nihayet son tavaf (şavt) Merve'de olunca şöyle buyurdu: “Bu işimden sonradan anladığımı önceden bilseydim, kurbanlığı (hedy) sevk etmezdim ve onu umreye çevirirdim. Sizden kimin yanında kurbanlık yoksa ihramdan çıksın ve onu umre yapsın.” Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ve yanında kurbanlık bulunanlar dışında bütün insanlar ihramdan çıktılar ve saçlarını kısalttılar. Sürâka b. Cu'şum kalkıp “Ey Allah'ın Resûlü! (Bu) bu yılımıza mı mahsus, yoksa ebedî mi?” dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) parmaklarını birbirine geçirdi, sonra “Umre hacca girdi” buyurdu. İki defa böyle (dedi): “Hayır, bilakis ebedler ebedi için! Hayır, bilakis ebedler ebedi için!”

(Câbir) dedi ki: Ali (radıyallahu anh) Yemen'den Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) kurbanlık develeriyle geldi. Fâtıma'yı (radıyallahu anhâ) ihramdan çıkanlar arasında buldu; boyalı elbiseler giymiş ve sürme çekmişti. Ali bunu ona yadırgadı ve “Bunu sana kim emretti?” dedi. “Babam” dedi. Ali Irak'ta şöyle derdi: “Fâtıma'yı yaptığı şeyden dolayı şikâyet etmek ve onun Resûlullah'tan (sallallahu aleyhi ve sellem) naklettiği şey hakkında Resûlullah'tan (sallallahu aleyhi ve sellem) fetva istemek üzere Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) gittim. Bunu ona yadırgadığımı, onun da ‘Babam bana bunu emretti’ dediğini haber verdim. (Resûlullah) ‘Doğru söylemiş, doğru söylemiş! Haccı (kendine) farz kıldığın zaman ne dedin?’ buyurdu. ‘Allah'ım! Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ihrama girdiği şeyle ihrama giriyorum’ dedim. ‘Benim yanımda kurbanlık var; o hâlde sen de ihramdan çıkma’ buyurdu.”

(Câbir) dedi ki: Ali'nin Yemen'den getirdiği ile Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) Medine'den getirdiği kurbanlıkların toplamı yüz idi. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ve yanında kurbanlık bulunanlar dışında bütün insanlar ihramdan çıktılar ve saçlarını kısalttılar.

(Câbir) dedi ki: Terviye günü olup Mina'ya yöneldiklerinde hac için ihrama girdiler. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bindi ve Mina'da öğle, ikindi, akşam, yatsı ve sabah namazlarını kıldı. Sonra güneş doğuncaya kadar biraz bekledi ve kendisi için kıldan bir çadırın Nemire'de kurulmasını emretti; (çadır) kuruldu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yola koyuldu. Kureyş, Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem), Kureyş'in cahiliye döneminde yaptığı gibi Müzdelife'de Meş'ar-i Harâm'ın yanında vakfe yapacağından şüphe etmiyordu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ise (orayı) geçip Arafat'a geldi; çadırın kendisi için Nemire'de kurulmuş olduğunu gördü ve oraya indi. Güneş (zevalden) kayınca Kasvâ'nın getirilmesini emretti; onun için semer vuruldu. Bindi ve vadinin ortasına geldi; insanlara hutbe verip şöyle buyurdu: “Kanlarınız ve mallarınız, bu beldenizde, bu ayınızda, bu gününüzün haram (dokunulmaz) oluşu gibi size haramdır. Dikkat edin! Cahiliye işinden her şey ayaklarımın altında kaldırılmıştır. Cahiliye kanları (kan davaları) da kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan, bizim kanlarımızdan (şu kişinin) kanıdır.” -Osmân “İbn Rebîa'nın kanı” dedi; Süleyman “Rebîa b. el-Hâris b. Abdülmuttalib'in kanı” dedi. Bunlardan bazıları da şöyle dedi: (O çocuk) Sa'doğulları arasında sütanneye verilmişti; onu Hüzeyl (kabilesi) öldürdü.- “Cahiliye ribâsı (faizi) da kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk ribâ, bizim ribâmız, Abbâs b. Abdülmuttalib'in ribâsıdır; o tamamen kaldırılmıştır. Kadınlar hakkında Allah'tan korkun! Çünkü siz onları Allah'ın emaneti olarak aldınız ve onların ferclerini Allah'ın kelimesiyle helal kıldınız. Sizin onlar üzerindeki hakkınız, hoşlanmadığınız hiç kimseyi yataklarınıza çiğnetmemeleridir. Eğer bunu yaparlarsa, onları iz bırakmayan bir şekilde dövün. Onların da sizin üzerinizdeki hakları, örfe uygun şekilde yiyecekleri ve giyecekleridir. Size, ona sımsıkı sarıldığınız takdirde ondan sonra asla sapmayacağınız bir şey bıraktım: Allah'ın Kitabı. Siz benden sorulacaksınız; ne diyeceksiniz?” Onlar: “Senin (risaleti) tebliğ ettiğine, (emaneti) eda ettiğine ve nasihat ettiğine şahitlik ederiz” dediler. Sonra şehadet parmağını göğe kaldırıp insanlara doğru indirerek “Allah'ım şahit ol! Allah'ım şahit ol! Allah'ım şahit ol!” buyurdu.

Sonra Bilâl ezan okudu, sonra kamet getirdi; (Resûlullah) öğleyi kıldı. Sonra kamet getirdi, ikindiyi kıldı; ikisinin arasında hiçbir (nafile) namaz kılmadı. Sonra Kasvâ'ya binip vakfe yerine geldi; devesi Kasvâ'nın karnını kayalara doğru çevirdi, yayaların yolunu önüne aldı ve kıbleye yöneldi. Güneş batıp, (güneşin) yuvarlağı kaybolduğu sırada sarılık biraz gidinceye kadar vakfede durmaya devam etti. Üsâme'yi arkasına (terkisine) bindirdi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Kasvâ'nın yularını başı semerinin ön kısmına değecek kadar çekmiş olduğu hâlde (Arafat'tan) ayrıldı. Sağ eliyle (işaret ederek) “Sükûnet ey insanlar! Sükûnet ey insanlar!” diyordu. Kum tepelerinden birine her geldiğinde, çıkabilsin diye (yuları) ona biraz gevşetiyordu. Nihayet Müzdelife'ye geldi ve akşam ile yatsıyı bir ezan ve iki kametle birleştirerek kıldı. -Osmân dedi ki: İkisinin arasında hiçbir nafile kılmadı. Sonra (râviler) ittifak ettiler.- Sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) fecir doğuncaya kadar yattı; sabah kendisine belirince sabah namazını kıldı. -Süleyman dedi ki: Bir ezan ve bir kametle. Sonra (râviler) ittifak ettiler.- Sonra Kasvâ'ya bindi, Meş'ar-i Harâm'a gelip onun üzerine çıktı. -Osmân ve Süleyman dedi ki:- Kıbleye yöneldi; Allah'a hamd etti, O'nu tekbir ve tehlil etti. Osmân “ve O'nu birledi” (sözünü) ilave etti. Ortalık iyice ağarıncaya kadar vakfede durmaya devam etti. Sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) güneş doğmadan önce (Müzdelife'den) ayrıldı ve Fadl b. Abbâs'ı terkisine aldı. (Fadl) güzel saçlı, beyaz tenli, yakışıklı bir adamdı. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ayrılınca hevdeçlerdeki kadınlar hızla geçmeye başladılar; Fadl da onlara bakmaya koyuldu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) elini Fadl'ın yüzüne koydu; Fadl yüzünü öbür tarafa çevirdi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) elini öbür tarafa çevirdi; Fadl (yine) bakarak yüzünü öbür tarafa çevirdi. Nihayet Muhassir'e geldi ve (devesini) biraz hızlandırdı. Sonra seni büyük cemreye çıkaran orta yolu tuttu; ağacın yanındaki cemreye geldi ve ona hazef taşı (parmakla fırlatılan küçük çakıl) büyüklüğünde yedi çakıl taşı attı; her bir taşla birlikte tekbir getiriyordu. Vadinin ortasından attı. Sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) kurban kesim yerine döndü ve kendi eliyle altmış üç (deve) nahretti. Ali'ye emretti; o da geri kalanını (mâ ğabera) -kalanı demek istiyor- nahretti. (Resûlullah) onu kurbanına ortak etti. Sonra her deveden bir parça (alınmasını) emretti; (parçalar) bir tencereye konup pişirildi. İkisi onun etinden yediler ve suyundan içtiler. -Süleyman dedi ki: Sonra bindi.- Sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Beyt'e (doğru) ifâda etti ve öğleyi Mekke'de kıldı. Sonra Zemzem başında su dağıtmakta olan Abdülmuttaliboğullarına geldi ve şöyle buyurdu: “Ey Abdülmuttaliboğulları! (Su) çekin. İnsanların su dağıtma işinizde size galebe çalması (endişesi) olmasaydı, ben de sizinle birlikte (su) çekerdim.” Ona bir kova verdiler; ondan içti.

Sünen-i Ebû Dâvûd 1905, Kitap 11, Hadis 185

Arapça metin
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ النُّفَيْلِيُّ، وَعُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَهِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، وَسُلَيْمَانُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الدِّمَشْقِيَّانِ، - وَرُبَّمَا زَادَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ الْكَلِمَةَ وَالشَّىْءَ - قَالُوا حَدَّثَنَا حَاتِمُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ حَدَّثَنَا جَعْفَرُ بْنُ مُحَمَّدٍ عَنْ أَبِيهِ قَالَ دَخَلْنَا عَلَى جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ فَلَمَّا انْتَهَيْنَا إِلَيْهِ سَأَلَ عَنِ الْقَوْمِ حَتَّى انْتَهَى إِلَىَّ فَقُلْتُ أَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَلِيِّ بْنِ حُسَيْنٍ . فَأَهْوَى بِيَدِهِ إِلَى رَأْسِي فَنَزَعَ زِرِّي الأَعْلَى ثُمَّ نَزَعَ زِرِّي الأَسْفَلَ ثُمَّ وَضَعَ كَفَّهُ بَيْنَ ثَدْيَىَّ وَأَنَا يَوْمَئِذٍ غُلاَمٌ شَابٌّ . فَقَالَ مَرْحَبًا بِكَ وَأَهْلاً يَا ابْنَ أَخِي سَلْ عَمَّا شِئْتَ . فَسَأَلْتُهُ وَهُوَ أَعْمَى وَجَاءَ وَقْتُ الصَّلاَةِ فَقَامَ فِي نِسَاجَةٍ مُلْتَحِفًا بِهَا يَعْنِي ثَوْبًا مُلَفَّقًا كُلَّمَا وَضَعَهَا عَلَى مَنْكِبِهِ رَجَعَ طَرَفَاهَا إِلَيْهِ مِنْ صِغَرِهَا فَصَلَّى بِنَا وَرِدَاؤُهُ إِلَى جَنْبِهِ عَلَى الْمِشْجَبِ . فَقُلْتُ أَخْبِرْنِي عَنْ حَجَّةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . فَقَالَ بِيَدِهِ فَعَقَدَ تِسْعًا . ثُمَّ قَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَكَثَ تِسْعَ سِنِينَ لَمْ يَحُجَّ ثُمَّ أُذِّنَ فِي النَّاسِ فِي الْعَاشِرَةِ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَاجٌّ فَقَدِمَ الْمَدِينَةَ بَشَرٌ كَثِيرٌ كُلُّهُمْ يَلْتَمِسُ أَنْ يَأْتَمَّ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَيَعْمَلَ بِمِثْلِ عَمَلِهِ فَخَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَخَرَجْنَا مَعَهُ حَتَّى أَتَيْنَا ذَا الْحُلَيْفَةِ فَوَلَدَتْ أَسْمَاءُ بِنْتُ عُمَيْسٍ مُحَمَّدَ بْنَ أَبِي بَكْرٍ فَأَرْسَلَتْ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَيْفَ أَصْنَعُ قَالَ " اغْتَسِلِي وَاسْتَذْفِرِي بِثَوْبٍ وَأَحْرِمِي " . فَصَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْمَسْجِدِ ثُمَّ رَكِبَ الْقَصْوَاءَ حَتَّى إِذَا اسْتَوَتْ بِهِ نَاقَتُهُ عَلَى الْبَيْدَاءِ . قَالَ جَابِرٌ نَظَرْتُ إِلَى مَدِّ بَصَرِي مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ مِنْ رَاكِبٍ وَمَاشٍ وَعَنْ يَمِينِهِ مِثْلَ ذَلِكَ وَعَنْ يَسَارِهِ مِثْلَ ذَلِكَ وَمِنْ خَلْفِهِ مِثْلَ ذَلِكَ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ أَظْهُرِنَا وَعَلَيْهِ يَنْزِلُ الْقُرْآنُ وَهُوَ يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ فَمَا عَمِلَ بِهِ مِنْ شَىْءٍ عَمِلْنَا بِهِ فَأَهَلَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالتَّوْحِيدِ " لَبَّيْكَ اللَّهُمَّ لَبَّيْكَ لَبَّيْكَ لاَ شَرِيكَ لَكَ لَبَّيْكَ إِنَّ الْحَمْدَ وَالنِّعْمَةَ لَكَ وَالْمُلْكَ لاَ شَرِيكَ لَكَ " . وَأَهَلَّ النَّاسُ بِهَذَا الَّذِي يُهِلُّونَ بِهِ فَلَمْ يَرُدَّ عَلَيْهِمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم شَيْئًا مِنْهُ وَلَزِمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم تَلْبِيَتَهُ . قَالَ جَابِرٌ لَسْنَا نَنْوِي إِلاَّ الْحَجَّ لَسْنَا نَعْرِفُ الْعُمْرَةَ حَتَّى إِذَا أَتَيْنَا الْبَيْتَ مَعَهُ اسْتَلَمَ الرُّكْنَ فَرَمَلَ ثَلاَثًا وَمَشَى أَرْبَعًا ثُمَّ تَقَدَّمَ إِلَى مَقَامِ إِبْرَاهِيمَ فَقَرَأَ { وَاتَّخِذُوا مِنْ مَقَامِ إِبْرَاهِيمَ مُصَلًّى } فَجَعَلَ الْمَقَامَ بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْبَيْتِ قَالَ فَكَانَ أَبِي يَقُولُ قَالَ ابْنُ نُفَيْلٍ وَعُثْمَانُ وَلاَ أَعْلَمُهُ ذَكَرَهُ إِلاَّ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم . قَالَ سُلَيْمَانُ وَلاَ أَعْلَمُهُ إِلاَّ قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقْرَأُ فِي الرَّكْعَتَيْنِ بِـ { قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ } وَبِـ { قُلْ يَا أَيُّهَا الْكَافِرُونَ } ثُمَّ رَجَعَ إِلَى الْبَيْتِ فَاسْتَلَمَ الرُّكْنَ ثُمَّ خَرَجَ مِنَ الْبَابِ إِلَى الصَّفَا فَلَمَّا دَنَا مِنَ الصَّفَا قَرَأَ { إِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَائِرِ اللَّهِ } " نَبْدَأُ بِمَا بَدَأَ اللَّهُ بِهِ " . فَبَدَأَ بِالصَّفَا فَرَقِيَ عَلَيْهِ حَتَّى رَأَى الْبَيْتَ فَكَبَّرَ اللَّهَ وَوَحَّدَهُ وَقَالَ " لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِي وَيُمِيتُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ أَنْجَزَ وَعْدَهُ وَنَصَرَ عَبْدَهُ وَهَزَمَ الأَحْزَابَ وَحْدَهُ " . ثُمَّ دَعَا بَيْنَ ذَلِكَ وَقَالَ مِثْلَ هَذَا ثَلاَثَ مَرَّاتٍ ثُمَّ نَزَلَ إِلَى الْمَرْوَةِ حَتَّى إِذَا انْصَبَّتْ قَدَمَاهُ رَمَلَ فِي بَطْنِ الْوَادِي حَتَّى إِذَا صَعِدَ مَشَى حَتَّى أَتَى الْمَرْوَةَ فَصَنَعَ عَلَى الْمَرْوَةِ مِثْلَ مَا صَنَعَ عَلَى الصَّفَا حَتَّى إِذَا كَانَ آخِرُ الطَّوَافِ عَلَى الْمَرْوَةِ قَالَ " إِنِّي لَوِ اسْتَقْبَلْتُ مِنْ أَمْرِي مَا اسْتَدْبَرْتُ لَمْ أَسُقِ الْهَدْىَ وَلَجَعَلْتُهَا عُمْرَةً فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ لَيْسَ مَعَهُ هَدْىٌ فَلْيَحْلِلْ وَلْيَجْعَلْهَا عُمْرَةً " . فَحَلَّ النَّاسُ كُلُّهُمْ وَقَصَّرُوا إِلاَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَمَنْ كَانَ مَعَهُ هَدْىٌ فَقَامَ سُرَاقَةُ بْنُ جُعْشُمٍ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَلِعَامِنَا هَذَا أَمْ لِلأَبَدِ فَشَبَّكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَصَابِعَهُ فِي الأُخْرَى ثُمَّ قَالَ " دَخَلَتِ الْعُمْرَةُ فِي الْحَجِّ " . هَكَذَا مَرَّتَيْنِ " لاَ بَلْ لأَبَدِ أَبَدٍ لاَ بَلْ لأَبَدِ أَبَدٍ " . قَالَ وَقَدِمَ عَلِيٌّ - رضى الله عنه - مِنَ الْيَمَنِ بِبُدْنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَوَجَدَ فَاطِمَةَ - رضى الله عنها - مِمَّنْ حَلَّ وَلَبِسَتْ ثِيَابًا صَبِيغًا وَاكْتَحَلَتْ فَأَنْكَرَ عَلِيٌّ ذَلِكَ عَلَيْهَا وَقَالَ مَنْ أَمَرَكِ بِهَذَا فَقَالَتْ أَبِي . فَكَانَ عَلِيٌّ يَقُولُ بِالْعِرَاقِ ذَهَبْتُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مُحَرِّشًا عَلَى فَاطِمَةَ فِي الأَمْرِ الَّذِي صَنَعَتْهُ مُسْتَفْتِيًا لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الَّذِي ذَكَرَتْ عَنْهُ فَأَخْبَرْتُهُ أَنِّي أَنْكَرْتُ ذَلِكَ عَلَيْهَا فَقَالَتْ إِنَّ أَبِي أَمَرَنِي بِهَذَا . فَقَالَ " صَدَقَتْ صَدَقَتْ مَاذَا قُلْتَ حِينَ فَرَضْتَ الْحَجَّ " . قَالَ قُلْتُ اللَّهُمَّ إِنِّي أُهِلُّ بِمَا أَهَلَّ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . قَالَ " فَإِنَّ مَعِيَ الْهَدْىَ فَلاَ تَحْلِلْ " . قَالَ وَكَانَ جَمَاعَةُ الْهَدْىِ الَّذِي قَدِمَ بِهِ عَلِيٌّ مِنَ الْيَمَنِ وَالَّذِي أَتَى بِهِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مِنَ الْمَدِينَةِ مِائَةً فَحَلَّ النَّاسُ كُلُّهُمْ وَقَصَّرُوا إِلاَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَمَنْ كَانَ مَعَهُ هَدْىٌ قَالَ فَلَمَّا كَانَ يَوْمُ التَّرْوِيَةِ وَوَجَّهُوا إِلَى مِنًى أَهَلُّوا بِالْحَجِّ فَرَكِبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَصَلَّى بِمِنًى الظُّهْرَ وَالْعَصْرَ وَالْمَغْرِبَ وَالْعِشَاءَ وَالصُّبْحَ ثُمَّ مَكَثَ قَلِيلاً حَتَّى طَلَعَتِ الشَّمْسُ وَأَمَرَ بِقُبَّةٍ لَهُ مِنْ شَعَرٍ فَضُرِبَتْ بِنَمِرَةَ فَسَارَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلاَ تَشُكُّ قُرَيْشٌ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَاقِفٌ عِنْدَ الْمَشْعَرِ الْحَرَامِ بِالْمُزْدَلِفَةِ كَمَا كَانَتْ قُرَيْشٌ تَصْنَعُ فِي الْجَاهِلِيَّةِ فَأَجَازَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى أَتَى عَرَفَةَ فَوَجَدَ الْقُبَّةَ قَدْ ضُرِبَتْ لَهُ بِنَمِرَةَ فَنَزَلَ بِهَا حَتَّى إِذَا زَاغَتِ الشَّمْسُ أَمَرَ بِالْقَصْوَاءِ فَرُحِلَتْ لَهُ فَرَكِبَ حَتَّى أَتَى بَطْنَ الْوَادِي فَخَطَبَ النَّاسَ فَقَالَ " إِنَّ دِمَاءَكُمْ وَأَمْوَالَكُمْ عَلَيْكُمْ حَرَامٌ كَحُرْمَةِ يَوْمِكُمْ هَذَا فِي شَهْرِكُمْ هَذَا فِي بَلَدِكُمْ هَذَا أَلاَ إِنَّ كُلَّ شَىْءٍ مِنْ أَمْرِ الْجَاهِلِيَّةِ تَحْتَ قَدَمَىَّ مَوْضُوعٌ وَدِمَاءُ الْجَاهِلِيَّةِ مَوْضُوعَةٌ وَأَوَّلُ دَمٍ أَضَعُهُ دِمَاؤُنَا دَمُ " . قَالَ عُثْمَانُ " دَمُ ابْنِ رَبِيعَةَ " . وَقَالَ سُلَيْمَانُ " دَمُ رَبِيعَةَ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ " . وَقَالَ بَعْضُ هَؤُلاَءِ كَانَ مُسْتَرْضَعًا فِي بَنِي سَعْدٍ فَقَتَلَتْهُ هُذَيْلٌ " وَرِبَا الْجَاهِلِيَّةِ مَوْضُوعٌ وَأَوَّلُ رِبًا أَضَعُهُ رِبَانَا رِبَا عَبَّاسِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ فَإِنَّهُ مَوْضُوعٌ كُلُّهُ اتَّقُوا اللَّهَ فِي النِّسَاءِ فَإِنَّكُمْ أَخَذْتُمُوهُنَّ بِأَمَانَةِ اللَّهِ وَاسْتَحْلَلْتُمْ فُرُوجَهُنَّ بِكَلِمَةِ اللَّهِ وَإِنَّ لَكُمْ عَلَيْهِنَّ أَنْ لاَ يُوطِئْنَ فُرُشَكُمْ أَحَدًا تَكْرَهُونَهُ فَإِنْ فَعَلْنَ فَاضْرِبُوهُنَّ ضَرْبًا غَيْرَ مُبَرِّحٍ وَلَهُنَّ عَلَيْكُمْ رِزْقُهُنَّ وَكِسْوَتُهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَإِنِّي قَدْ تَرَكْتُ فِيكُمْ مَا لَنْ تَضِلُّوا بَعْدَهُ إِنِ اعْتَصَمْتُمْ بِهِ كِتَابَ اللَّهِ وَأَنْتُمْ مَسْئُولُونَ عَنِّي فَمَا أَنْتُمْ قَائِلُونَ " . قَالُوا نَشْهَدُ أَنَّكَ قَدْ بَلَّغْتَ وَأَدَّيْتَ وَنَصَحْتَ . ثُمَّ قَالَ بِأُصْبُعِهِ السَّبَّابَةِ يَرْفَعُهَا إِلَى السَّمَاءِ وَيَنْكِبُهَا إِلَى النَّاسِ " اللَّهُمَّ اشْهَدِ اللَّهُمَّ اشْهَدِ اللَّهُمَّ اشْهَدْ " . ثُمَّ أَذَّنَ بِلاَلٌ ثُمَّ أَقَامَ فَصَلَّى الظُّهْرَ ثُمَّ أَقَامَ فَصَلَّى الْعَصْرَ وَلَمْ يُصَلِّ بَيْنَهُمَا شَيْئًا ثُمَّ رَكِبَ الْقَصْوَاءَ حَتَّى أَتَى الْمَوْقِفَ فَجَعَلَ بَطْنَ نَاقَتِهِ الْقَصْوَاءَ إِلَى الصَّخَرَاتِ وَجَعَلَ حَبْلَ الْمُشَاةِ بَيْنَ يَدَيْهِ فَاسْتَقْبَلَ الْقِبْلَةَ فَلَمْ يَزَلْ وَاقِفًا حَتَّى غَرَبَتِ الشَّمْسُ وَذَهَبَتِ الصُّفْرَةُ قَلِيلاً حِينَ غَابَ الْقُرْصُ وَأَرْدَفَ أُسَامَةَ خَلْفَهُ فَدَفَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ شَنَقَ لِلْقَصْوَاءِ الزِّمَامَ حَتَّى إِنَّ رَأْسَهَا لَيُصِيبُ مَوْرِكَ رَحْلِهِ وَهُوَ يَقُولُ بِيَدِهِ الْيُمْنَى " السَّكِينَةَ أَيُّهَا النَّاسُ السَّكِينَةَ أَيُّهَا النَّاسُ " . كُلَّمَا أَتَى حَبْلاً مِنَ الْحِبَالِ أَرْخَى لَهَا قَلِيلاً حَتَّى تَصْعَدَ حَتَّى أَتَى الْمُزْدَلِفَةَ فَجَمَعَ بَيْنَ الْمَغْرِبِ وَالْعِشَاءِ بِأَذَانٍ وَاحِدٍ وَإِقَامَتَيْنِ - قَالَ عُثْمَانُ وَلَمْ يُسَبِّحْ بَيْنَهُمَا شَيْئًا ثُمَّ اتَّفَقُوا - ثُمَّ اضْطَجَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى طَلَعَ الْفَجْرُ فَصَلَّى الْفَجْرَ حِينَ تَبَيَّنَ لَهُ الصُّبْحُ - قَالَ سُلَيْمَانُ بِنِدَاءٍ وَإِقَامَةٍ ثُمَّ اتَّفَقُوا - ثُمَّ رَكِبَ الْقَصْوَاءَ حَتَّى أَتَى الْمَشْعَرَ الْحَرَامَ فَرَقِيَ عَلَيْهِ قَالَ عُثْمَانُ وَسُلَيْمَانُ فَاسْتَقْبَلَ الْقِبْلَةَ فَحَمِدَ اللَّهَ وَكَبَّرَهُ وَهَلَّلَهُ زَادَ عُثْمَانُ وَوَحَّدَهُ فَلَمْ يَزَلْ وَاقِفًا حَتَّى أَسْفَرَ جِدًّا ثُمَّ دَفَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَبْلَ أَنْ تَطْلُعَ الشَّمْسُ وَأَرْدَفَ الْفَضْلَ بْنَ عَبَّاسٍ وَكَانَ رَجُلاً حَسَنَ الشَّعْرِ أَبْيَضَ وَسِيمًا فَلَمَّا دَفَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَرَّ الظُّعُنُ يَجْرِينَ فَطَفِقَ الْفَضْلُ يَنْظُرُ إِلَيْهِنَّ فَوَضَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدَهُ عَلَى وَجْهِ الْفَضْلِ وَصَرَفَ الْفَضْلُ وَجْهَهُ إِلَى الشِّقِّ الآخَرِ وَحَوَّلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدَهُ إِلَى الشِّقِّ الآخَرِ وَصَرَفَ الْفَضْلُ وَجْهَهُ إِلَى الشِّقِّ الآخَرِ يَنْظُرُ حَتَّى أَتَى مُحَسِّرًا فَحَرَّكَ قَلِيلاً ثُمَّ سَلَكَ الطَّرِيقَ الْوُسْطَى الَّذِي يُخْرِجُكَ إِلَى الْجَمْرَةِ الْكُبْرَى حَتَّى أَتَى الْجَمْرَةَ الَّتِي عِنْدَ الشَّجَرَةِ فَرَمَاهَا بِسَبْعِ حَصَيَاتٍ يُكَبِّرُ مَعَ كُلِّ حَصَاةٍ مِنْهَا بِمِثْلِ حَصَى الْخَذْفِ فَرَمَى مِنْ بَطْنِ الْوَادِي ثُمَّ انْصَرَفَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى الْمَنْحَرِ فَنَحَرَ بِيَدِهِ ثَلاَثًا وَسِتِّينَ وَأَمَرَ عَلِيًّا فَنَحَرَ مَا غَبَرَ - يَقُولُ مَا بَقِيَ - وَأَشْرَكَهُ فِي هَدْيِهِ ثُمَّ أَمَرَ مِنْ كُلِّ بَدَنَةٍ بِبَضْعَةٍ فَجُعِلَتْ فِي قِدْرٍ فَطُبِخَتْ فَأَكَلاَ مِنْ لَحْمِهَا وَشَرِبَا مِنْ مَرَقِهَا قَالَ سُلَيْمَانُ ثُمَّ رَكِبَ ثُمَّ أَفَاضَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى الْبَيْتِ فَصَلَّى بِمَكَّةَ الظُّهْرَ ثُمَّ أَتَى بَنِي عَبْدِ الْمُطَّلِبِ وَهُمْ يَسْقُونَ عَلَى زَمْزَمَ فَقَالَ " انْزِعُوا بَنِي عَبْدِ الْمُطَّلِبِ فَلَوْلاَ أَنْ يَغْلِبَكُمُ النَّاسُ عَلَى سِقَايَتِكُمْ لَنَزَعْتُ مَعَكُمْ " . فَنَاوَلُوهُ دَلْوًا فَشَرِبَ مِنْهُ .

Hata bildir

Sünen-i Ebû Dâvûd 1905 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü