Ali b. el-Hüseyn şöyle anlattı:
Hüseyin b. Ali'nin (radıyallahu anhümâ) öldürülmesinden sonra Yezîd b. Muâviye'nin yanından Medine'ye geldiğimizde Misver b. Mahreme beni karşıladı ve: “Bana emredeceğin bir ihtiyacın var mı?” dedi. Ben de ona: “Hayır” dedim. (Misver) şöyle dedi: “Bana Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) kılıcını verir misin? Çünkü bu topluluğun onu senden zorla almasından korkuyorum. Allah'a yemin ederim ki onu bana verirsen, canıma ulaşmadıkça ona asla ulaşılamaz. Ali b. Ebû Tâlib (radıyallahu anh), Fâtıma'nın (radıyallahu anhâ) üzerine Ebû Cehil'in kızına talip olmuştu. O gün ben buluğa ermiş biriyken Resûlullah'ı (sallallahu aleyhi ve sellem) bu hususta şu minberinin üzerinde insanlara hutbe verirken işittim. Şöyle buyurdu: ‘Fâtıma bendendir; ben onun dininde fitneye düşürülmesinden endişe ediyorum.’” (Misver) dedi ki: “Sonra Abdişemsoğulları'ndan olan bir damadını andı ve onun kendisiyle olan damatlığından dolayı onu güzelce övdü. Şöyle buyurdu: ‘Bana söz söyledi, sözünde doğru çıktı; bana vaatte bulundu, vaadini yerine getirdi. Ben helali haram kılmam, haramı da helal kılmam. Fakat Allah'a yemin ederim ki Allah'ın Resûlü'nün kızı ile Allah düşmanının kızı asla bir yerde bir araya gelmez.’”
Sünen-i Ebû Dâvûd 2069, Kitap 12, Hadis 24