Müjde ey Hilâl! Allah sana bir ferahlık ve çıkış yolu verdi; yeminler olmasaydı benimle onun arasında bir durum olurdu.

Kaynak
Sünen-i Ebû Dâvûd 2256, Kitap 13, Hadis 82
Zayıf
Türkçe meal

Abdullah b. Abbâs (radıyallahu anhümâ) şöyle rivayet etti:

Allah'ın tövbelerini kabul ettiği üç kişiden biri olan Hilâl b. Ümeyye geldi. Akşam vakti arazisinden gelmiş, ailesinin yanında bir adam bulmuştu. Gözleriyle görmüş, kulaklarıyla işitmişti. Sabaha kadar ona dokunmadı. Sonra sabah erkenden Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) gidip şöyle dedi: “Ey Allah'ın Resûlü! Ben akşam vakti ailemin yanına geldim, onların yanında bir adam buldum. Gözümle gördüm, kulağımla işittim.” Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onun getirdiği (haberden) hoşlanmadı ve bu ona ağır geldi. Bunun üzerine “Eşlerine (zina) iftira atıp da kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onlardan birinin şahitliği...” (Nûr 24/6-7) iki âyetin ikisi de indi. Resûlullah'tan (sallallahu aleyhi ve sellem) (vahyin ağırlığı) açılınca: “Müjde ey Hilâl! Aziz ve celil olan Allah sana bir ferahlık ve çıkış yolu verdi” buyurdu. Hilâl: “Ben de bunu Rabbimden umuyordum” dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Kadına haber gönderin” buyurdu. Kadın geldi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onlara (âyetleri) okudu, onlara öğüt verdi ve ahiret azabının dünya azabından daha şiddetli olduğunu haber verdi. Hilâl: “Allah'a yemin ederim ki onun hakkında doğru söyledim” dedi. Kadın da: “Yalan söyledi” dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Aralarında lânetleştirin” buyurdu. Hilâl'e: “Şahitlik et” denildi. O da kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair Allah adına dört defa şahitlikte bulundu. Beşinci gelince ona: “Ey Hilâl! Allah'tan kork; çünkü dünya azabı ahiret azabından daha hafiftir. Bu (beşinci şahitlik), sana azabı gerektirecek olan gerektiricidir” denildi. (Hilâl): “Allah'a yemin ederim ki Allah beni bundan dolayı azaba uğratmayacaktır; tıpkı bundan dolayı bana celde vurdurmadığı gibi” dedi ve eğer yalancılardan ise Allah'ın lânetinin kendi üzerine olmasına dair beşinci şahitliği yaptı. Sonra kadına: “Şahitlik et” denildi. O da (kocasının) yalancılardan olduğuna dair Allah adına dört defa şahitlikte bulundu. Beşinci gelince ona: “Allah'tan kork; çünkü dünya azabı ahiret azabından daha hafiftir. Bu (beşinci şahitlik), sana azabı gerektirecek olan gerektiricidir” denildi. Kadın bir süre duraksadı, sonra: “Allah'a yemin ederim ki kavmimi rezil etmem” dedi ve eğer (kocası) doğru söyleyenlerden ise Allah'ın gazabının kendi üzerine olmasına dair beşinci şahitliği yaptı. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onları birbirinden ayırdı. Kadının çocuğunun bir babaya nispet edilmemesine, kadına da çocuğuna da (zina) iftirası atılmamasına, kim ona veya çocuğuna iftira atarsa ona had vurulmasına hükmetti. Ayrıca, talâk olmaksızın ve kocası ölmüş olmaksızın ayrıldıkları için, kadının (kocası) üzerinde ne mesken ne de azık (nafaka) hakkı olmadığına hükmetti. Ve şöyle buyurdu: “Eğer çocuğu kızılımsı, kalçaları küçük, sırtı hafif çıkık, baldırları ince olarak doğurursa o Hilâl'indir. Eğer esmer, kıvırcık saçlı, iri yapılı, baldırları dolgun, kalçaları iri olarak doğurursa, o kendisiyle itham edildiği kimsenindir.” Kadın çocuğu esmer, kıvırcık saçlı, iri yapılı, baldırları dolgun, kalçaları iri olarak doğurdu. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Yeminler olmasaydı benimle onun arasında (başka) bir durum olurdu” buyurdu.

İkrime dedi ki: (Bu çocuk) daha sonra Mudar'a emir oldu; (yine de) bir babaya nispet edilmezdi.

Sünen-i Ebû Dâvûd 2256, Kitap 13, Hadis 82

Arapça metin
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، حَدَّثَنَا عَبَّادُ بْنُ مَنْصُورٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ جَاءَ هِلاَلُ بْنُ أُمَيَّةَ وَهُوَ أَحَدُ الثَّلاَثَةِ الَّذِينَ تَابَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ فَجَاءَ مِنْ أَرْضِهِ عَشِيًّا فَوَجَدَ عِنْدَ أَهْلِهِ رَجُلاً فَرَأَى بِعَيْنَيْهِ وَسَمِعَ بِأُذُنَيْهِ فَلَمْ يَهِجْهُ حَتَّى أَصْبَحَ ثُمَّ غَدَا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي جِئْتُ أَهْلِي عِشَاءً فَوَجَدْتُ عِنْدَهُمْ رَجُلاً فَرَأَيْتُ بِعَيْنِي وَسَمِعْتُ بِأُذُنِي فَكَرِهَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا جَاءَ بِهِ وَاشْتَدَّ عَلَيْهِ فَنَزَلَتْ { وَالَّذِينَ يَرْمُونَ أَزْوَاجَهُمْ وَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ شُهَدَاءُ إِلاَّ أَنْفُسُهُمْ فَشَهَادَةُ أَحَدِهِمْ } الآيَتَيْنِ كِلْتَيْهِمَا فَسُرِّيَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " أَبْشِرْ يَا هِلاَلُ قَدْ جَعَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ لَكَ فَرَجًا وَمَخْرَجًا " . قَالَ هِلاَلٌ قَدْ كُنْتُ أَرْجُو ذَلِكَ مِنْ رَبِّي . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَرْسِلُوا إِلَيْهَا " . فَجَاءَتْ فَتَلاَ عَلَيْهِمَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَذَكَّرَهُمَا وَأَخْبَرَهُمَا أَنَّ عَذَابَ الآخِرَةِ أَشَدُّ مِنْ عَذَابِ الدُّنْيَا فَقَالَ هِلاَلٌ وَاللَّهِ لَقَدْ صَدَقْتُ عَلَيْهَا فَقَالَتْ قَدْ كَذَبَ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَعِنُوا بَيْنَهُمَا " . فَقِيلَ لِهِلاَلٍ اشْهَدْ . فَشَهِدَ أَرْبَعَ شَهَادَاتٍ بِاللَّهِ إِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِقِينَ فَلَمَّا كَانَتِ الْخَامِسَةُ قِيلَ لَهُ يَا هِلاَلُ اتَّقِ اللَّهَ فَإِنَّ عَذَابَ الدُّنْيَا أَهْوَنُ مِنْ عَذَابِ الآخِرَةِ وَإِنَّ هَذِهِ الْمُوجِبَةُ الَّتِي تُوجِبُ عَلَيْكَ الْعَذَابَ . فَقَالَ وَاللَّهِ لاَ يُعَذِّبُنِي اللَّهُ عَلَيْهَا كَمَا لَمْ يَجْلِدْنِي عَلَيْهَا . فَشَهِدَ الْخَامِسَةَ أَنَّ لَعْنَةَ اللَّهِ عَلَيْهِ إِنْ كَانَ مِنَ الْكَاذِبِينَ ثُمَّ قِيلَ لَهَا اشْهَدِي . فَشَهِدَتْ أَرْبَعَ شَهَادَاتٍ بِاللَّهِ إِنَّهُ لَمِنَ الْكَاذِبِينَ فَلَمَّا كَانَتِ الْخَامِسَةُ قِيلَ لَهَا اتَّقِي اللَّهَ فَإِنَّ عَذَابَ الدُّنْيَا أَهْوَنُ مِنْ عَذَابِ الآخِرَةِ وَإِنَّ هَذِهِ الْمُوجِبَةُ الَّتِي تُوجِبُ عَلَيْكِ الْعَذَابَ . فَتَلَكَّأَتْ سَاعَةً ثُمَّ قَالَتْ وَاللَّهِ لاَ أَفْضَحُ قَوْمِي فَشَهِدَتِ الْخَامِسَةَ أَنَّ غَضَبَ اللَّهِ عَلَيْهَا إِنْ كَانَ مِنَ الصَّادِقِينَ فَفَرَّقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَهُمَا وَقَضَى أَنْ لاَ يُدْعَى وَلَدُهَا لأَبٍ وَلاَ تُرْمَى وَلاَ يُرْمَى وَلَدُهَا وَمَنْ رَمَاهَا أَوْ رَمَى وَلَدَهَا فَعَلَيْهِ الْحَدُّ وَقَضَى أَنْ لاَ بَيْتَ لَهَا عَلَيْهِ وَلاَ قُوتَ مِنْ أَجْلِ أَنَّهُمَا يَتَفَرَّقَانِ مِنْ غَيْرِ طَلاَقٍ وَلاَ مُتَوَفَّى عَنْهَا وَقَالَ " إِنْ جَاءَتْ بِهِ أُصَيْهِبَ أُرَيْصِحَ أُثَيْبِجَ حَمْشَ السَّاقَيْنِ فَهُوَ لِهِلاَلٍ وَإِنْ جَاءَتْ بِهِ أَوْرَقَ جَعْدًا جُمَالِيًّا خَدَلَّجَ السَّاقَيْنِ سَابِغَ الأَلْيَتَيْنِ فَهُوَ لِلَّذِي رُمِيَتْ بِهِ فَجَاءَتْ بِهِ أَوْرَقَ جَعْدًا جُمَالِيًّا خَدَلَّجَ السَّاقَيْنِ سَابِغَ الأَلْيَتَيْنِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَوْلاَ الأَيْمَانُ لَكَانَ لِي وَلَهَا شَأْنٌ " . قَالَ عِكْرِمَةُ فَكَانَ بَعْدَ ذَلِكَ أَمِيرًا عَلَى مُضَرَ وَمَا يُدْعَى لأَبٍ .

Hata bildir

Sünen-i Ebû Dâvûd 2256 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü