Gâlib el-Kattân'ın rivayet ettiği bir adamın dedesi şöyle anlattı:
Onlar (su kaynaklarından) bir su başında bulunuyorlardı. Onlara İslâm ulaşınca suyun sahibi, müslüman olmaları karşılığında kavmine yüz deve (vermeyi) taahhüt etti. Onlar da müslüman oldular; o da develeri aralarında paylaştırdı. Sonra develeri onlardan geri almak aklına geldi. Bunun üzerine oğlunu Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) gönderdi ve ona şöyle dedi: “Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) git ve ona de ki: Babam sana selam ediyor. O, müslüman olmaları karşılığında kavmine yüz deve vermişti; onlar da müslüman oldular, o da develeri aralarında paylaştırdı. Sonra onları kendilerinden geri almak aklına geldi. Develere o mu daha çok hak sahibidir, yoksa onlar mı? Eğer sana ‘evet’ ya da ‘hayır’ derse ona de ki: Babam çok yaşlı bir ihtiyardır ve suyun arîfidir (o su başındakilerin temsilcisidir). Kendisinden sonra arîfliği bana vermeni senden istiyor.”
(Oğlu) Peygamber'e geldi ve: “Babam sana selam ediyor” dedi. (Peygamber): “Sana ve babana da selam olsun” buyurdu. (Oğlu): “Babam, müslüman olmaları karşılığında kavmine yüz deve vermişti; onlar da müslüman oldular ve İslâm'ları güzel oldu. Sonra onları kendilerinden geri almak aklına geldi. Develere o mu daha çok hak sahibidir, yoksa onlar mı?” dedi. (Peygamber) şöyle buyurdu: “Eğer onları onlara teslim etmek isterse teslim etsin. Eğer geri almak isterse, onlara onlardan daha çok o hak sahibidir. Eğer onlar müslüman oldularsa İslâm'ları kendilerinedir. Müslüman olmazlarsa İslâm üzere (İslâm için) onlarla savaşılır.”
(Oğlu): “Babam çok yaşlı bir ihtiyardır ve suyun arîfidir. Kendisinden sonra arîfliği bana vermeni senden istiyor” dedi. (Peygamber) şöyle buyurdu: “Arîflik haktır; insanlar için arîflerin olması zorunludur. Fakat arîfler ateştedir.”
Sünen-i Ebû Dâvûd 2934, Kitap 20, Hadis 7