Bize mirasçı olunmaz; bıraktığımız sadakadır.

Kaynak
Sünen-i Ebû Dâvûd 2963, Kitap 20, Hadis 36
Sahih
Türkçe meal

Mâlik b. Evs b. el-Hadesân şöyle anlattı:

Gün yükseldiği vakit Ömer bana haber gönderdi. Yanına geldim; onu, (üzerinde yaygı olmayan) hasır örgülü bir sedirin üzerinde, (teni) hasıra değer hâlde oturur buldum. Yanına girince: “Ey Mâl! Kavminden bazı aileler (kıtlıktan dolayı) çıkagelmişler. Ben de onlar için bir şey (verilmesini) emrettim; onu aralarında paylaştır” dedi. Ben: “Keşke bunu benden başkasına emretseydin” dedim. “Al onu” dedi.

Bu sırada (kapıcısı) Yerfe' ona geldi ve: “Ey müminlerin emiri! Osman b. Affân, Abdurrahman b. Avf, Zübeyr b. el-Avvâm ve Sa'd b. Ebû Vakkâs'ı (kabul etmeye) ne dersin?” dedi. “Evet” dedi. Onlara izin verdi, içeri girdiler. Sonra Yerfe' yine geldi ve: “Ey müminlerin emiri! Abbâs ve Ali'yi (kabul etmeye) ne dersin?” dedi. “Evet” dedi. Onlara izin verdi, içeri girdiler. Abbâs: “Ey müminlerin emiri! Benimle bunun -yani Ali'nin- arasında hüküm ver” dedi. Onlardan bazısı: “Evet, ey müminlerin emiri! Aralarında hüküm ver ve onlara merhamet et (onları rahatlat)” dedi. Mâlik b. Evs dedi ki: Bana, o ikisinin bu kişileri bunun için önden gönderdikleri gibi geldi.

Ömer (Allah ona rahmet etsin): “Sakin olun (acele etmeyin)” dedi. Sonra o topluluğa yönelip şöyle dedi: “İzniyle göğün ve yerin ayakta durduğu Allah adına sizden soruyorum: Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘Bize mirasçı olunmaz; bıraktığımız sadakadır’ buyurduğunu biliyor musunuz?” “Evet” dediler. Sonra Ali ve Abbâs'a (radıyallahu anhümâ) yönelip şöyle dedi: “İzniyle göğün ve yerin ayakta durduğu Allah adına ikinizden soruyorum: Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘Bize mirasçı olunmaz; bıraktığımız sadakadır’ buyurduğunu biliyor musunuz?” İkisi de: “Evet” dediler.

(Ömer) dedi ki: “Şüphesiz Allah, Resûlü'nü (sallallahu aleyhi ve sellem), insanlardan hiç kimseye tahsis etmediği bir şeyle tahsis etti. Allah Teâlâ şöyle buyurdu: ‘Allah'ın onlardan (alıp) Resûlü'ne fey' olarak verdiği şeye gelince, siz onun için ne at ne de deve koşturdunuz. Fakat Allah, peygamberlerini dilediği kimselere musallat eder. Allah her şeye kadirdir.’ (Haşr 59/6) Allah, Benî Nadîr (mallarını) Resûlü'ne fey' olarak vermişti. Allah'a yemin olsun ki (Resûlullah) onu size tercih ederek kendine ayırmadı ve sizi dışarıda bırakarak almadı. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ondan bir yıllık nafakasını -veya kendi nafakasını ve ailesinin bir yıllık nafakasını- alır, kalanını (diğer) mal gibi (müslümanların ortak malı olarak) kullanırdı.”

Sonra o topluluğa yönelip: “İzniyle göğün ve yerin ayakta durduğu Allah adına sizden soruyorum: Bunu biliyor musunuz?” dedi. “Evet” dediler. Sonra Abbâs ve Ali'ye (radıyallahu anhümâ) yönelip: “İzniyle göğün ve yerin ayakta durduğu Allah adına ikinizden soruyorum: Bunu biliyor musunuz?” dedi. “Evet” dediler.

(Ömer şöyle devam etti:) “Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) vefat edince Ebû Bekir: ‘Ben Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) velisiyim’ dedi. Sen ve bu, Ebû Bekir'e geldiniz; sen kardeşinin oğlundan mirasını istiyordun, bu da hanımının babasından olan mirasını istiyordu. Ebû Bekir (Allah ona rahmet etsin): ‘Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): Bize mirasçı olunmaz; bıraktığımız sadakadır, buyurdu’ dedi. Allah biliyor ki o, doğru sözlü, iyi, hidayet üzere ve hakka tâbi idi. Böylece onu Ebû Bekir idare etti. Ebû Bekir vefat edince ben: ‘Ben Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ve Ebû Bekir'in velisiyim’ dedim ve Allah'ın dilediği kadar onu idare ettim. Sonra sen ve bu geldiniz; ikiniz birliktesiniz ve işiniz birdir. Onu benden istediniz. Ben de: ‘Eğer isterseniz, Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) onu idare ettiği şekilde idare etmeniz üzerine Allah'ın ahdi üzerinizde olmak şartıyla onu size teslim ederim’ dedim. Siz de onu bu şartla benden aldınız. Sonra aranızda bundan başka bir şekilde hüküm vermem için bana geldiniz. Allah'a yemin olsun ki kıyamet kopuncaya kadar aranızda bundan başka bir şekilde hüküm vermem. Eğer onu (idare etmekten) acizseniz, onu bana geri verin.”

Ebû Dâvûd dedi ki: Onlar (Ali ile Abbâs), ondan bunu aralarında iki yarıya ayırmasını istediler; yoksa Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) “Bize mirasçı olunmaz; bıraktığımız sadakadır” buyurduğunu bilmediklerinden değil. Çünkü onlar ancak doğru olanı istiyorlardı. Ömer de: “Ona taksim adını vermem (onu bölüştürmem); onu olduğu hâl üzere bırakırım” dedi.

Sünen-i Ebû Dâvûd 2963, Kitap 20, Hadis 36

Arapça metin
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ، وَمُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ فَارِسٍ الْمَعْنَى، قَالاَ حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ عُمَرَ الزَّهْرَانِيُّ، حَدَّثَنِي مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَوْسِ بْنِ الْحَدَثَانِ، قَالَ أَرْسَلَ إِلَىَّ عُمَرُ حِينَ تَعَالَى النَّهَارُ فَجِئْتُهُ فَوَجَدْتُهُ جَالِسًا عَلَى سَرِيرٍ مُفْضِيًا إِلَى رِمَالِهِ فَقَالَ حِينَ دَخَلْتُ عَلَيْهِ يَا مَالُ إِنَّهُ قَدْ دَفَّ أَهْلُ أَبْيَاتٍ مِنْ قَوْمِكَ وَإِنِّي قَدْ أَمَرْتُ فِيهِمْ بِشَىْءٍ فَاقْسِمْ فِيهِمْ . قُلْتُ لَوْ أَمَرْتَ غَيْرِي بِذَلِكَ . فَقَالَ خُذْهُ . فَجَاءَهُ يَرْفَأُ فَقَالَ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ هَلْ لَكَ فِي عُثْمَانَ بْنِ عَفَّانَ وَعَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ وَالزُّبَيْرِ بْنِ الْعَوَّامِ وَسَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ قَالَ نَعَمْ . فَأَذِنَ لَهُمْ فَدَخَلُوا ثُمَّ جَاءَهُ يَرْفَأُ فَقَالَ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ هَلْ لَكَ فِي الْعَبَّاسِ وَعَلِيٍّ قَالَ نَعَمْ . فَأَذِنَ لَهُمْ فَدَخَلُوا فَقَالَ الْعَبَّاسُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ اقْضِ بَيْنِي وَبَيْنَ هَذَا - يَعْنِي عَلِيًّا - فَقَالَ بَعْضُهُمْ أَجَلْ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ اقْضِ بَيْنَهُمَا وَارْحَمْهُمَا . قَالَ مَالِكُ بْنُ أَوْسٍ خُيِّلَ إِلَىَّ أَنَّهُمَا قَدَّمَا أُولَئِكَ النَّفَرَ لِذَلِكَ . فَقَالَ عُمَرُ رَحِمَهُ اللَّهُ اتَّئِدَا . ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَى أُولَئِكَ الرَّهْطِ فَقَالَ أَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ الَّذِي بِإِذْنِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ هَلْ تَعْلَمُونَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ " . قَالُوا نَعَمْ . ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَى عَلِيٍّ وَالْعَبَّاسِ رضى الله عنهما فَقَالَ أَنْشُدُكُمَا بِاللَّهِ الَّذِي بِإِذْنِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ هَلْ تَعْلَمَانِ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ " . فَقَالاَ نَعَمْ . قَالَ فَإِنَّ اللَّهَ خَصَّ رَسُولَهُ صلى الله عليه وسلم بِخَاصَّةٍ لَمْ يَخُصَّ بِهَا أَحَدًا مِنَ النَّاسِ فَقَالَ اللَّهُ تَعَالَى { وَمَا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْهُمْ فَمَا أَوْجَفْتُمْ عَلَيْهِ مِنْ خَيْلٍ وَلاَ رِكَابٍ وَلَكِنَّ اللَّهَ يُسَلِّطُ رُسُلَهُ عَلَى مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ } وَكَانَ اللَّهُ أَفَاءَ عَلَى رَسُولِهِ بَنِي النَّضِيرِ فَوَاللَّهِ مَا اسْتَأْثَرَ بِهَا عَلَيْكُمْ وَلاَ أَخَذَهَا دُونَكُمْ فَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَأْخُذُ مِنْهَا نَفَقَةَ سَنَةٍ أَوْ نَفَقَتَهُ وَنَفَقَةَ أَهْلِهِ سَنَةً وَيَجْعَلُ مَا بَقِيَ أُسْوَةَ الْمَالِ . ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَى أُولَئِكَ الرَّهْطِ فَقَالَ أَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ الَّذِي بِإِذْنِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ هَلْ تَعْلَمُونَ ذَلِكَ قَالُوا نَعَمْ . ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَى الْعَبَّاسِ وَعَلِيٍّ رضى الله عنهما فَقَالَ أَنْشُدُكُمَا بِاللَّهِ الَّذِي بِإِذْنِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ هَلْ تَعْلَمَانِ ذَلِكَ قَالاَ نَعَمْ . فَلَمَّا تُوُفِّيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ أَبُو بَكْرٍ أَنَا وَلِيُّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَجِئْتَ أَنْتَ وَهَذَا إِلَى أَبِي بَكْرٍ تَطْلُبُ أَنْتَ مِيرَاثَكَ مِنِ ابْنِ أَخِيكَ وَيَطْلُبُ هَذَا مِيرَاثَ امْرَأَتِهِ مِنْ أَبِيهَا فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ رَحِمَهُ اللَّهُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ " . وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّهُ لَصَادِقٌ بَارٌّ رَاشِدٌ تَابِعٌ لِلْحَقِّ فَوَلِيَهَا أَبُو بَكْرٍ فَلَمَّا تُوُفِّيَ أَبُو بَكْرٍ قُلْتُ أَنَا وَلِيُّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَوَلِيُّ أَبِي بَكْرٍ فَوَلِيتُهَا مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ أَلِيَهَا فَجِئْتَ أَنْتَ وَهَذَا وَأَنْتُمَا جَمِيعٌ وَأَمْرُكُمَا وَاحِدٌ فَسَأَلْتُمَانِيهَا فَقُلْتُ إِنْ شِئْتُمَا أَنْ أَدْفَعَهَا إِلَيْكُمَا عَلَى أَنَّ عَلَيْكُمَا عَهْدَ اللَّهِ أَنْ تَلِيَاهَا بِالَّذِي كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَلِيهَا فَأَخَذْتُمَاهَا مِنِّي عَلَى ذَلِكَ ثُمَّ جِئْتُمَانِي لأَقْضِيَ بَيْنَكُمَا بِغَيْرِ ذَلِكَ وَاللَّهِ لاَ أَقْضِي بَيْنَكُمَا بِغَيْرِ ذَلِكَ حَتَّى تَقُومَ السَّاعَةُ فَإِنْ عَجَزْتُمَا عَنْهَا فَرُدَّاهَا إِلَىَّ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ إِنَّمَا سَأَلاَهُ أَنْ يَكُونَ يُصَيِّرُهُ بَيْنَهُمَا نِصْفَيْنِ لاَ أَنَّهُمَا جَهِلاَ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ " . فَإِنَّهُمَا كَانَا لاَ يَطْلُبَانِ إِلاَّ الصَّوَابَ . فَقَالَ عُمَرُ لاَ أُوقِعُ عَلَيْهِ اسْمَ الْقَسْمِ أَدَعُهُ عَلَى مَا هُوَ عَلَيْهِ .

Hata bildir

Sünen-i Ebû Dâvûd 2963 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü