Bilâl: Resûlullah'ın hiçbir şeyi yoktu; Allah onu gönderdiğinden vefatına kadar nafakasını ben üstlendim.

Kaynak
Sünen-i Ebû Dâvûd 3055, Kitap 20, Hadis 128
Senedi sahih
Türkçe meal

Abdullah el-Hevzenî şöyle anlattı:

Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) müezzini Bilâl ile Haleb'de karşılaştım ve: “Ey Bilâl! Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) nafakası (geçimi) nasıldı, bana anlat” dedim. Şöyle dedi: “Onun hiçbir şeyi yoktu. Allah onu (peygamber olarak) gönderdiğinden vefat edinceye kadar bu işi ondan (adına) ben üstlenirdim. Bir insan Müslüman olarak ona geldiğinde ve onu çıplak gördüğünde bana emrederdi; ben de gidip borç alır, ona bir bürde (hırka) satın alır, onu giydirir ve doyururdum. Nihayet müşriklerden bir adam karşıma çıktı ve: ‘Ey Bilâl! Benim varlığım geniştir; benden başka kimseden borç alma’ dedi. Ben de (öyle) yaptım. Bir gün abdest aldım, sonra namaz için ezan okumak üzere kalktım; bir de baktım ki o müşrik bir grup tüccar içinde gelmiş. Beni görünce: ‘Ey Habeşli!’ dedi. ‘Buyur!’ dedim. Bana yüzünü ekşitti, kaba bir söz söyledi ve bana: ‘Seninle ay(ın bitimi) arasında ne kadar (zaman) var biliyor musun?’ dedi. ‘Yakın’ dedim. ‘Seninle onun arasında ancak dört (gün) var; sonra seni üzerindeki (borç) karşılığında alacağım ve önceden olduğun gibi koyun gütmeye döndüreceğim’ dedi. İnsanların içine düşen (sıkıntı) benim de içime düştü. Yatsı namazını kıldığımda Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ailesinin yanına döndü. Yanına girmek için izin istedim, bana izin verdi. ‘Ey Allah'ın Resûlü! Anam babam sana feda olsun! Kendisinden borç aldığım müşrik bana şöyle şöyle dedi. Ne senin ne de benim yanımda (borcumu) benim yerime ödeyecek bir şey var. O beni rezil edecek. Allah Resûlüne (sallallahu aleyhi ve sellem) benim yerime ödeyeceği bir şey nasip edinceye kadar şu Müslüman olmuş kabilelerden birine kaçmama izin ver’ dedim. Çıktım ve evime vardım; kılıcımı, dağarcığımı, ayakkabımı ve kalkanımı başucuma koydum. İlk sabah aydınlığı yarılınca gitmek istedim. Bir de ne göreyim, bir adam koşarak: ‘Ey Bilâl! Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) davetine icabet et!’ diye çağırıyor. Gittim ve ona vardım. Bir de baktım ki üzerlerinde yükleri olan dört binek çöktürülmüş. İzin istedim. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bana: ‘Müjde! Allah sana borcunun ödenmesini getirdi’ buyurdu. Sonra: ‘Çöktürülmüş dört bineği görmedin mi?’ buyurdu. ‘Evet (gördüm)’ dedim. ‘Onlar da üzerlerindekiler de senindir; üzerlerinde Fedek'in büyüğünün bana hediye ettiği elbise ve yiyecek var. Onları teslim al ve borcunu öde’ buyurdu. Ben de (öyle) yaptım.” -(Râvi) hadisi (devamıyla) zikretti.- “Sonra mescide gittim; bir de baktım ki Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) mescitte oturuyor. Ona selam verdim. ‘Senin yanındaki (mal) ne oldu?’ buyurdu. ‘Allah, Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) üzerindeki her şeyi ödedi; hiçbir şey kalmadı’ dedim. ‘(Ondan) bir şey arttı mı?’ buyurdu. ‘Evet’ dedim. ‘Bak, beni ondan rahatlat (onu dağıt); çünkü sen beni ondan rahatlatıncaya kadar ailemden hiçbirinin yanına girmeyeceğim’ buyurdu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yatsı namazını kılınca beni çağırdı ve: ‘Yanındaki (mal) ne oldu?’ buyurdu. ‘O benimle; bize (onu verecek) kimse gelmedi’ dedim. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) geceyi mescitte geçirdi.” -(Râvi) hadisi anlattı.- “Nihayet yatsı namazını -yani ertesi günün- kılınca beni çağırdı: ‘Yanındaki (mal) ne oldu?’ buyurdu. ‘Ey Allah'ın Resûlü! Allah seni ondan rahatlattı’ dedim. Bunun üzerine, o (mal) yanındayken ölümün kendisine yetişmesinden korktuğu için tekbir getirdi ve Allah'a hamdetti. Sonra onu takip ettim; nihayet hanımlarının yanına geldi, her bir kadına tek tek selam verdi, sonunda geceleyeceği yere vardı. İşte bana sorduğun şey budur.”

Sünen-i Ebû Dâvûd 3055, Kitap 20, Hadis 128

Arapça metin
حَدَّثَنَا أَبُو تَوْبَةَ الرَّبِيعُ بْنُ نَافِعٍ، حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ، - يَعْنِي ابْنَ سَلاَّمٍ - عَنْ زَيْدٍ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا سَلاَّمٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ الْهَوْزَنِيُّ، قَالَ لَقِيتُ بِلاَلاً مُؤَذِّنَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِحَلَبَ فَقُلْتُ يَا بِلاَلُ حَدِّثْنِي كَيْفَ كَانَتْ نَفَقَةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ مَا كَانَ لَهُ شَىْءٌ كُنْتُ أَنَا الَّذِي أَلِي ذَلِكَ مِنْهُ مُنْذُ بَعَثَهُ اللَّهُ إِلَى أَنْ تُوُفِّيَ وَكَانَ إِذَا أَتَاهُ الإِنْسَانُ مُسْلِمًا فَرَآهُ عَارِيًا يَأْمُرُنِي فَأَنْطَلِقُ فَأَسْتَقْرِضُ فَأَشْتَرِي لَهُ الْبُرْدَةَ فَأَكْسُوهُ وَأُطْعِمُهُ حَتَّى اعْتَرَضَنِي رَجُلٌ مِنَ الْمُشْرِكِينَ فَقَالَ يَا بِلاَلُ إِنَّ عِنْدِي سَعَةً فَلاَ تَسْتَقْرِضْ مِنْ أَحَدٍ إِلاَّ مِنِّي فَفَعَلْتُ فَلَمَّا أَنْ كَانَ ذَاتَ يَوْمٍ تَوَضَّأْتُ ثُمَّ قُمْتُ لأُؤَذِّنَ بِالصَّلاَةِ فَإِذَا الْمُشْرِكُ قَدْ أَقْبَلَ فِي عِصَابَةٍ مِنَ التُّجَّارِ فَلَمَّا أَنْ رَآنِي قَالَ يَا حَبَشِيُّ . قُلْتُ يَا لَبَّاهُ . فَتَجَهَّمَنِي وَقَالَ لِي قَوْلاً غَلِيظًا وَقَالَ لِي أَتَدْرِي كَمْ بَيْنَكَ وَبَيْنَ الشَّهْرِ قَالَ قُلْتُ قَرِيبٌ . قَالَ إِنَّمَا بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ أَرْبَعٌ فَآخُذُكَ بِالَّذِي عَلَيْكَ فَأَرُدُّكَ تَرْعَى الْغَنَمَ كَمَا كُنْتَ قَبْلَ ذَلِكَ فَأَخَذَ فِي نَفْسِي مَا يَأْخُذُ فِي أَنْفُسِ النَّاسِ حَتَّى إِذَا صَلَّيْتُ الْعَتَمَةَ رَجَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى أَهْلِهِ فَاسْتَأْذَنْتُ عَلَيْهِ فَأَذِنَ لِي فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي إِنَّ الْمُشْرِكَ الَّذِي كُنْتُ أَتَدَيَّنُ مِنْهُ قَالَ لِي كَذَا وَكَذَا وَلَيْسَ عِنْدَكَ مَا تَقْضِي عَنِّي وَلاَ عِنْدِي وَهُوَ فَاضِحِي فَأْذَنْ لِي أَنْ آبِقَ إِلَى بَعْضِ هَؤُلاَءِ الأَحْيَاءِ الَّذِينَ قَدْ أَسْلَمُوا حَتَّى يَرْزُقَ اللَّهُ رَسُولَهُ صلى الله عليه وسلم مَا يَقْضِي عَنِّي فَخَرَجْتُ حَتَّى إِذَا أَتَيْتُ مَنْزِلِي فَجَعَلْتُ سَيْفِي وَجِرَابِي وَنَعْلِي وَمِجَنِّي عِنْدَ رَأْسِي حَتَّى إِذَا انْشَقَّ عَمُودُ الصُّبْحِ الأَوَّلِ أَرَدْتُ أَنْ أَنْطَلِقَ فَإِذَا إِنْسَانٌ يَسْعَى يَدْعُو يَا بِلاَلُ أَجِبْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَانْطَلَقْتُ حَتَّى أَتَيْتُهُ فَإِذَا أَرْبَعُ رَكَائِبَ مُنَاخَاتٍ عَلَيْهِنَّ أَحْمَالُهُنَّ فَاسْتَأْذَنْتُ فَقَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَبْشِرْ فَقَدْ جَاءَكَ اللَّهُ بِقَضَائِكَ " . ثُمَّ قَالَ " أَلَمْ تَرَ الرَّكَائِبَ الْمُنَاخَاتِ الأَرْبَعَ " . فَقُلْتُ بَلَى . فَقَالَ " إِنَّ لَكَ رِقَابَهُنَّ وَمَا عَلَيْهِنَّ فَإِنَّ عَلَيْهِنَّ كِسْوَةً وَطَعَامًا أَهْدَاهُنَّ إِلَىَّ عَظِيمُ فَدَكَ فَاقْبِضْهُنَّ وَاقْضِ دَيْنَكَ " . فَفَعَلْتُ فَذَكَرَ الْحَدِيثَ ثُمَّ انْطَلَقْتُ إِلَى الْمَسْجِدِ فَإِذَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَاعِدٌ فِي الْمَسْجِدِ فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ فَقَالَ " مَا فَعَلَ مَا قِبَلَكَ " . قُلْتُ قَدْ قَضَى اللَّهُ كُلَّ شَىْءٍ كَانَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ يَبْقَ شَىْءٌ . قَالَ " أَفَضَلَ شَىْءٌ " . قُلْتُ نَعَمْ قَالَ " انْظُرْ أَنْ تُرِيحَنِي مِنْهُ فَإِنِّي لَسْتُ بِدَاخِلٍ عَلَى أَحَدٍ مِنْ أَهْلِي حَتَّى تُرِيحَنِي مِنْهُ " . فَلَمَّا صَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْعَتَمَةَ دَعَانِي فَقَالَ " مَا فَعَلَ الَّذِي قِبَلَكَ " . قَالَ قُلْتُ هُوَ مَعِي لَمْ يَأْتِنَا أَحَدٌ . فَبَاتَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْمَسْجِدِ وَقَصَّ الْحَدِيثَ حَتَّى إِذَا صَلَّى الْعَتَمَةَ - يَعْنِي مِنَ الْغَدِ - دَعَانِي قَالَ " مَا فَعَلَ الَّذِي قِبَلَكَ " . قَالَ قُلْتُ قَدْ أَرَاحَكَ اللَّهُ مِنْهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ . فَكَبَّرَ وَحَمِدَ اللَّهَ شَفَقًا مِنْ أَنْ يُدْرِكَهُ الْمَوْتُ وَعِنْدَهُ ذَلِكَ ثُمَّ اتَّبَعْتُهُ حَتَّى إِذَا جَاءَ أَزْوَاجَهُ فَسَلَّمَ عَلَى امْرَأَةٍ امْرَأَةٍ حَتَّى أَتَى مَبِيتَهُ فَهَذَا الَّذِي سَأَلْتَنِي عَنْهُ .

Hata bildir

Sünen-i Ebû Dâvûd 3055 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü