Muâz b. Cebel: Hakîmin sapmasından sakının; hakkı işittiğinizde alın, hakkın üzerinde nur vardır.

Kaynak
Sünen-i Ebû Dâvûd 4611, Kitap 42, Hadis 16
صحيح الإسناد موقوف (الألباني)
Türkçe meal

Yezîd b. Umeyre şöyle anlattı:

(Muâz b. Cebel) zikir (öğüt) için bir meclise oturduğunda mutlaka: “Allah, adaletle hükmeden bir hakemdir; şüpheye düşenler helâk oldu” derdi. Bir gün Muâz b. Cebel şöyle dedi: “Sizin ilerinizde fitneler vardır; o fitnelerde mal çoğalır, Kur'ân da açılır (yaygınlaşır); öyle ki onu mü'min de münafık da, erkek de kadın da, küçük de büyük de, köle de hür de alır. Derken birinin şöyle demesi yakındır: ‘İnsanlara ne oluyor ki bana uymuyorlar? Ben Kur'ân'ı okudum. Ben onlara ondan başka bir şey (bid'at) çıkarmadıkça onlar bana uyacak değiller.’ Uydurulan şeyden sakının; çünkü uydurulan şey sapıklıktır. Sizi hakîmin (âlimin) sapmasından da sakındırırım; zira şeytan bazen sapıklık sözünü hakîmin diliyle söyler, münafık da bazen hak sözü söyler.” (Yezîd) dedi ki: Muâz'a: “Allah sana rahmet etsin, hakîmin bazen sapıklık sözü söyleyeceğini, münafığın da bazen hak sözü söyleyeceğini ben nereden bileyim?” dedim. Şöyle dedi: “Evet (bilirsin): Hakîmin sözlerinden, hakkında ‘Bu da ne?’ denen meşhur (göze batan) sözlerden kaçın. Bu, seni ondan döndürmesin; çünkü belki o (sözünden) döner. Hakkı işittiğinde onu al; çünkü hakkın üzerinde bir nur vardır.”

Ebû Dâvûd dedi ki: Ma'mer, Zührî'den bu hadiste “lâ yüsniyenneke” (seni döndürmesin) yerine “lâ yün'iyenneke” (seni uzaklaştırmasın) dedi. Sâlih b. Keysân da Zührî'den bu hadiste “el-müşteherât” (meşhur sözler) yerine “el-müşebbehât” (şüpheli sözler) dedi ve Ukayl'in dediği gibi “lâ yüsniyenneke” dedi. İbn İshâk da Zührî'den (rivayetinde) şöyle dedi: “(Muâz) dedi ki: Evet, hakîmin sözünden, ‘Bu sözle ne kastetti?’ diyeceğin kadar sana karışık gelen şeyden (kaçın).”

Sünen-i Ebû Dâvûd 4611, Kitap 42, Hadis 16

Arapça metin
حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ خَالِدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَوْهَبٍ الْهَمْدَانِيُّ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ أَبَا إِدْرِيسَ الْخَوْلاَنِيَّ، عَائِذَ اللَّهِ أَخْبَرَهُ أَنَّ يَزِيدَ بْنَ عُمَيْرَةَ وَكَانَ مِنْ أَصْحَابِ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ أَخْبَرَهُ قَالَ كَانَ لاَ يَجْلِسُ مَجْلِسًا لِلذِّكْرِ حِينَ يَجْلِسُ إِلاَّ قَالَ اللَّهُ حَكَمٌ قِسْطٌ هَلَكَ الْمُرْتَابُونَ فَقَالَ مُعَاذُ بْنُ جَبَلٍ يَوْمًا إِنَّ مِنْ وَرَائِكُمْ فِتَنًا يَكْثُرُ فِيهَا الْمَالُ وَيُفْتَحُ فِيهَا الْقُرْآنُ حَتَّى يَأْخُذَهُ الْمُؤْمِنُ وَالْمُنَافِقُ وَالرَّجُلُ وَالْمَرْأَةُ وَالصَّغِيرُ وَالْكَبِيرُ وَالْعَبْدُ وَالْحُرُّ فَيُوشِكُ قَائِلٌ أَنْ يَقُولَ مَا لِلنَّاسِ لاَ يَتَّبِعُونِي وَقَدْ قَرَأْتُ الْقُرْآنَ مَا هُمْ بِمُتَّبِعِيَّ حَتَّى أَبْتَدِعَ لَهُمْ غَيْرَهُ فَإِيَّاكُمْ وَمَا ابْتُدِعَ فَإِنَّ مَا ابْتُدِعَ ضَلاَلَةٌ وَأُحَذِّرُكُمْ زَيْغَةَ الْحَكِيمِ فَإِنَّ الشَّيْطَانَ قَدْ يَقُولُ كَلِمَةَ الضَّلاَلَةِ عَلَى لِسَانِ الْحَكِيمِ وَقَدْ يَقُولُ الْمُنَافِقُ كَلِمَةَ الْحَقِّ . قَالَ قُلْتُ لِمُعَاذٍ مَا يُدْرِينِي رَحِمَكَ اللَّهُ أَنَّ الْحَكِيمَ قَدْ يَقُولُ كَلِمَةَ الضَّلاَلَةِ وَأَنَّ الْمُنَافِقَ قَدْ يَقُولُ كَلِمَةَ الْحَقِّ قَالَ بَلَى اجْتَنِبْ مِنْ كَلاَمِ الْحَكِيمِ الْمُشْتَهِرَاتِ الَّتِي يُقَالُ لَهَا مَا هَذِهِ وَلاَ يُثْنِيَنَّكَ ذَلِكَ عَنْهُ فَإِنَّهُ لَعَلَّهُ أَنْ يُرَاجِعَ وَتَلَقَّ الْحَقَّ إِذَا سَمِعْتَهُ فَإِنَّ عَلَى الْحَقِّ نُورًا . قَالَ أَبُو دَاوُدَ قَالَ مَعْمَرٌ عَنِ الزُّهْرِيِّ فِي هَذَا وَلاَ يُنْئِيَنَّكَ ذَلِكَ عَنْهُ مَكَانَ يُثْنِيَنَّكَ . وَقَالَ صَالِحُ بْنُ كَيْسَانَ عَنِ الزُّهْرِيِّ فِي هَذَا الْمُشَبَّهَاتِ مَكَانَ الْمُشْتَهِرَاتِ وَقَالَ لاَ يُثْنِيَنَّكَ كَمَا قَالَ عُقَيْلٌ . وَقَالَ ابْنُ إِسْحَاقَ عَنِ الزُّهْرِيِّ قَالَ بَلَى مَا تَشَابَهَ عَلَيْكَ مِنْ قَوْلِ الْحَكِيمِ حَتَّى تَقُولَ مَا أَرَادَ بِهَذِهِ الْكَلِمَةِ .

Hata bildir

Sünen-i Ebû Dâvûd 4611 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü