Ömer b. Abdülazîz'in kader mektubu: Sünnete sımsıkı bağlı kal; o Allah'ın izniyle senin için korunaktır.

Kaynak
Sünen-i Ebû Dâvûd 4612, Kitap 42, Hadis 17
Sahih Maktû
Türkçe meal

Süfyân es-Sevrî şöyle anlattı:

Bir adam Ömer b. Abdülazîz'e mektup yazarak ona kaderi sordu. (Ömer) ona şöyle yazdı: “Emmâ ba'd: Sana Allah'tan korkmayı (takvâyı), O'nun emrinde itidalli olmayı, Peygamberi'nin (sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetine uymayı ve onun sünneti yerleşip (insanlar) onun (bid'atin) zahmetinden kurtarıldıktan sonra bid'atçilerin ortaya çıkardıklarını terk etmeyi tavsiye ederim. Sünnete sımsıkı bağlı kal; çünkü o, Allah'ın izniyle senin için bir korunaktır. Sonra bil ki insanlar hiçbir bid'at çıkarmamıştır ki ondan önce onun (yanlışlığına) delil olan ya da onda ibret bulunan bir şey geçmiş olmasın. Çünkü sünneti ancak, ona muhalefette bulunan -İbn Kesîr ‘bilen kimse’ (ifadesini) söylemedi- hatayı, sürçmeyi, ahmaklığı ve aşırı derinleşmeyi (taammuku) bilen kimse koymuştur. Kendin için o kavmin (selefin) kendileri için razı olduğu şeye razı ol. Çünkü onlar bir ilim üzere durdular ve keskin bir basiretle (karışmaktan) geri durdular. Onlar işlerin (hakikatini) açığa çıkarmaya daha güçlüydüler ve içinde bulundukları fazilet sebebiyle (buna) daha lâyıktılar. Eğer hidayet sizin üzerinde bulunduğunuz şey ise, siz onları buna geçmişsiniz (demektir). Eğer ‘Bu, onlardan sonra ortaya çıktı’ derseniz, (bilin ki) onu ancak onların yolundan başkasına uyan ve kendini onlardan üstün gören kimse ortaya çıkarmıştır. Çünkü (öne) geçenler onlardır; onlar bu konuda yeterli olanı söylemiş, ondan şifa veren (tatmin edici) kadarını açıklamışlardır. Onların gerisinde kalınacak bir yer de, onların ötesine geçilecek bir yer de yoktur. Bir kavim onlardan geri kalıp cefa ettiler (sünnetten uzaklaştılar), bazı kavimler de onları aşmaya kalkışıp aşırı gittiler. Onlar ise bunun arasında elbette dosdoğru bir hidayet üzeredirler.

Kadere ikrarı sormak üzere yazmışsın. Allah'ın izniyle (bunu) iyi bilen birine düştün. İnsanların ortaya çıkardığı yeni şeyler ve uydurdukları bid'atler içinde kadere ikrardan daha açık izli ve daha sabit hiçbir şey bilmiyorum. Andolsun, cahiliye döneminde cahiller onu anmışlardı; sözlerinde ve şiirlerinde ondan söz ederler, kaybettikleri şeye karşı onunla kendilerini teselli ederlerdi. Sonra İslâm da onu ancak güçlendirdi. Andolsun ki Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onu bir iki hadiste değil (pek çok hadiste) anmıştır. Müslümanlar onu ondan işittiler; Rablerine kesin bir inanç ve teslimiyetle ve O'nun ilminin kuşatmadığı, kitabının saymadığı, kaderinin hakkında geçerli olmadığı bir şeyin bulunabileceğini (söylemekten) kendilerini aciz görerek onun hayatında da vefatından sonra da ondan söz ettiler. Bununla beraber o (kader), O'nun Kitabı'nın muhkem âyetlerinde de vardır; onu oradan aldılar ve onu oradan öğrendiler. Eğer ‘Allah niçin şu âyeti indirdi, niçin şöyle dedi?’ derseniz, (bilin ki) onlar sizin okuduğunuzu ondan okudular ve sizin bilmediğiniz tevilini de bildiler. Bütün bunlardan sonra şöyle dediler: ‘(Her şey) bir yazı ve kader iledir. Şekâvet (bedbahtlık) yazılmıştır. Takdir edilen olur. Allah'ın dilediği olur, dilemediği olmaz. Biz kendimize ne bir zarar ne de bir fayda verme gücüne sahibiz.’ Sonra bunun ardından (hayra) rağbet ettiler ve (kötülükten) korktular.”

Sünen-i Ebû Dâvûd 4612, Kitap 42, Hadis 17

Arapça metin
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ كَتَبَ رَجُلٌ إِلَى عُمَرَ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ يَسْأَلُهُ عَنِ الْقَدَرِ، ح وَحَدَّثَنَا الرَّبِيعُ بْنُ سُلَيْمَانَ الْمُؤَذِّنُ، قَالَ حَدَّثَنَا أَسَدُ بْنُ مُوسَى، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ دُلَيْلٍ، قَالَ سَمِعْتُ سُفْيَانَ الثَّوْرِيَّ، يُحَدِّثُنَا عَنِ النَّضْرِ، ح وَحَدَّثَنَا هَنَّادُ بْنُ السَّرِيِّ، عَنْ قَبِيصَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو رَجَاءٍ، عَنْ أَبِي الصَّلْتِ، - وَهَذَا لَفْظُ حَدِيثِ ابْنِ كَثِيرٍ وَمَعْنَاهُمْ - قَالَ كَتَبَ رَجُلٌ إِلَى عُمَرَ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ يَسْأَلُهُ عَنِ الْقَدَرِ فَكَتَبَ أَمَّا بَعْدُ أُوصِيكَ بِتَقْوَى اللَّهِ وَالاِقْتِصَادِ فِي أَمْرِهِ وَاتِّبَاعِ سُنَّةِ نَبِيِّهِ صلى الله عليه وسلم وَتَرْكِ مَا أَحْدَثَ الْمُحْدِثُونَ بَعْدَ مَا جَرَتْ بِهِ سُنَّتُهُ وَكُفُوا مُؤْنَتَهُ فَعَلَيْكَ بِلُزُومِ السُّنَّةِ فَإِنَّهَا لَكَ بِإِذْنِ اللَّهِ عِصْمَةٌ ثُمَّ اعْلَمْ أَنَّهُ لَمْ يَبْتَدِعِ النَّاسُ بِدْعَةً إِلاَّ قَدْ مَضَى قَبْلَهَا مَا هُوَ دَلِيلٌ عَلَيْهَا أَوْ عِبْرَةٌ فِيهَا فَإِنَّ السُّنَّةَ إِنَّمَا سَنَّهَا مَنْ قَدْ عَلِمَ مَا فِي خِلاَفِهَا وَلَمْ يَقُلِ ابْنُ كَثِيرٍ مَنْ قَدْ عَلِمَ . مِنَ الْخَطَإِ وَالزَّلَلِ وَالْحُمْقِ وَالتَّعَمُّقِ فَارْضَ لِنَفْسِكَ مَا رَضِيَ بِهِ الْقَوْمُ لأَنْفُسِهِمْ فَإِنَّهُمْ عَلَى عِلْمٍ وَقَفُوا وَبِبَصَرٍ نَافِذٍ كَفَوْا وَلَهُمْ عَلَى كَشْفِ الأُمُورِ كَانُوا أَقْوَى وَبِفَضْلِ مَا كَانُوا فِيهِ أَوْلَى فَإِنْ كَانَ الْهُدَى مَا أَنْتُمْ عَلَيْهِ لَقَدْ سَبَقْتُمُوهُمْ إِلَيْهِ وَلَئِنْ قُلْتُمْ إِنَّمَا حَدَثَ بَعْدَهُمْ . مَا أَحْدَثَهُ إِلاَّ مَنِ اتَّبَعَ غَيْرَ سَبِيلِهِمْ وَرَغِبَ بِنَفْسِهِ عَنْهُمْ فَإِنَّهُمْ هُمُ السَّابِقُونَ فَقَدْ تَكَلَّمُوا فِيهِ بِمَا يَكْفِي وَوَصَفُوا مِنْهُ مَا يَشْفِي فَمَا دُونَهُمْ مِنْ مَقْصَرٍ وَمَا فَوْقَهُمْ مِنْ مَحْسَرٍ وَقَدْ قَصَّرَ قَوْمٌ دُونَهُمْ فَجَفَوْا وَطَمَحَ عَنْهُمْ أَقْوَامٌ فَغَلَوْا وَإِنَّهُمْ بَيْنَ ذَلِكَ لَعَلَى هُدًى مُسْتَقِيمٍ كَتَبْتَ تَسْأَلُ عَنِ الإِقْرَارِ بِالْقَدَرِ فَعَلَى الْخَبِيرِ بِإِذْنِ اللَّهِ وَقَعْتَ مَا أَعْلَمُ مَا أَحْدَثَ النَّاسُ مِنْ مُحْدَثَةٍ وَلاَ ابْتَدَعُوا مِنْ بِدْعَةٍ هِيَ أَبْيَنُ أَثَرًا وَلاَ أَثْبَتُ أَمْرًا مِنَ الإِقْرَارِ بِالْقَدَرِ لَقَدْ كَانَ ذَكَرَهُ فِي الْجَاهِلِيَّةِ الْجُهَلاَءُ يَتَكَلَّمُونَ بِهِ فِي كَلاَمِهِمْ وَفِي شِعْرِهِمْ يُعَزُّونَ بِهِ أَنْفُسَهُمْ عَلَى مَا فَاتَهُمْ ثُمَّ لَمْ يَزِدْهُ الإِسْلاَمُ بَعْدُ إِلاَّ شِدَّةً وَلَقَدْ ذَكَرَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي غَيْرِ حَدِيثٍ وَلاَ حَدِيثَيْنِ وَقَدْ سَمِعَهُ مِنْهُ الْمُسْلِمُونَ فَتَكَلَّمُوا بِهِ فِي حَيَاتِهِ وَبَعْدَ وَفَاتِهِ يَقِينًا وَتَسْلِيمًا لِرَبِّهِمْ وَتَضْعِيفًا لأَنْفُسِهِمْ أَنْ يَكُونَ شَىْءٌ لَمْ يُحِطْ بِهِ عِلْمُهُ وَلَمْ يُحْصِهِ كِتَابُهُ وَلَمْ يَمْضِ فِيهِ قَدَرُهُ وَإِنَّهُ مَعَ ذَلِكَ لَفِي مُحْكَمِ كِتَابِهِ مِنْهُ اقْتَبَسُوهُ وَمِنْهُ تَعَلَّمُوهُ وَلَئِنْ قُلْتُمْ لِمَ أَنْزَلَ اللَّهُ آيَةَ كَذَا وَلِمَ قَالَ كَذَا . لَقَدْ قَرَءُوْا مِنْهُ مَا قَرَأْتُمْ وَعَلِمُوا مِنْ تَأْوِيلِهِ مَا جَهِلْتُمْ وَقَالُوا بَعْدَ ذَلِكَ كُلِّهِ بِكِتَابٍ وَقَدَرٍ وَكُتِبَتِ الشَّقَاوَةُ وَمَا يُقَدَّرْ يَكُنْ وَمَا شَاءَ اللَّهُ كَانَ وَمَا لَمْ يَشَأْ لَمْ يَكُنْ وَلاَ نَمْلِكُ لأَنْفُسِنَا ضَرًّا وَلاَ نَفْعًا ثُمَّ رَغَبُوا بَعْدَ ذَلِكَ وَرَهِبُوا .

Hata bildir

Sünen-i Ebû Dâvûd 4612 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü