Kendinize ağır davranmayın ki size de ağır davranılmasın; manastırlardakiler onların kalıntılarıdır.

Kaynak
Sünen-i Ebû Dâvûd 4904, Kitap 43, Hadis 132
Zayıf
Türkçe meal

Sehl b. Ebû Ümâme şöyle anlattı:

(Sehl) kendisi ve babası, Ömer b. Abdülazîz'in zamanında -o, Medine emiri iken- Medine'de Enes b. Mâlik'in yanına girdiler. Bir de baktılar ki o, sanki yolcu namazı veya ona yakın (bir namaz)mış gibi hafif ve kısa bir namaz kılıyor. Selâm verince babam: “Allah sana rahmet etsin! Bu namaz farz mıydı, yoksa nafile olarak kıldığın bir şey miydi, ne dersin?” dedi. (Enes): “O farzdır ve o, Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) namazıdır. Unuttuğum bir şey dışında (ondan hiçbir şeyde) yanılmadım” dedi ve şöyle devam etti: “Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle derdi: ‘Kendinize ağır davranmayın ki size de ağır davranılmasın. Çünkü bir kavim kendilerine ağır davrandı, Allah da onlara ağır davrandı. İşte manastırlarda ve yurtlarda (görülenler) onların kalıntılarıdır. ”Uydurdukları ruhbanlığı ise biz onlara yazmadık“ (Hadîd 57/27).’” Ertesi gün sabah erkenden (Enes yine) gelip: “Bakıp ibret almak için (bizimle) binmez misin?” dedi. (Babam): “Evet” dedi. Hep birlikte bindiler. Bir de baktılar ki halkı yok olup gitmiş, tükenmiş, damları çatıları üzerine çökmüş yurtlar! (Enes): “Bu yurtları tanıyor musun?” dedi. Ben de: “Ben onları da halkını da ne iyi tanırım!” dedim. “Bunlar, azgınlığın (zulmün) ve hasedin helâk ettiği bir kavmin yurtlarıdır. Şüphesiz haset iyiliklerin nurunu söndürür; azgınlık da bunu doğrular veya yalanlar. Göz zina eder; el, ayak, beden, dil ve ferc de bunu doğrular veya yalanlar.”

Sünen-i Ebû Dâvûd 4904, Kitap 43, Hadis 132

Arapça metin
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي الْعَمْيَاءِ، أَنَّ سَهْلَ بْنَ أَبِي أُمَامَةَ، حَدَّثَهُ أَنَّهُ، دَخَلَ هُوَ وَأَبُوهُ عَلَى أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ بِالْمَدِينَةِ فِي زَمَانِ عُمَرَ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ وَهُوَ أَمِيرُ الْمَدِينَةِ فَإِذَا هُوَ يُصَلِّي صَلاَةً خَفِيفَةً دَقِيقَةً كَأَنَّهَا صَلاَةُ مُسَافِرٍ أَوْ قَرِيبًا مِنْهَا فَلَمَّا سَلَّمَ قَالَ أَبِي يَرْحَمُكَ اللَّهُ أَرَأَيْتَ هَذِهِ الصَّلاَةَ الْمَكْتُوبَةَ أَوْ شَىْءٌ تَنَفَّلْتَهُ قَالَ إِنَّهَا الْمَكْتُوبَةُ وَإِنَّهَا لَصَلاَةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا أَخْطَأْتُ إِلاَّ شَيْئًا سَهَوْتُ عَنْهُ - فَقَالَ - إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَقُولُ " لاَ تُشَدِّدُوا عَلَى أَنْفُسِكُمْ فَيُشَدَّدَ عَلَيْكُمْ فَإِنَّ قَوْمًا شَدَّدُوا عَلَى أَنْفُسِهِمْ فَشَدَّدَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ فَتِلْكَ بَقَايَاهُمْ فِي الصَّوَامِعِ وَالدِّيَارِ { رَهْبَانِيَّةً ابْتَدَعُوهَا مَا كَتَبْنَاهَا عَلَيْهِمْ } " . ثُمَّ غَدَا مِنَ الْغَدِ فَقَالَ أَلاَ تَرْكَبُ لِتَنْظُرَ وَلِتَعْتَبِرَ قَالَ نَعَمْ فَرَكِبُوا جَمِيعًا فَإِذَا هُمْ بِدِيَارٍ بَادَ أَهْلُهَا وَانْقَضَوْا وَفَنَوْا خَاوِيَةً عَلَى عُرُوشِهَا فَقَالَ " أَتَعْرِفُ هَذِهِ الدِّيَارَ " . فَقُلْتُ مَا أَعْرَفَنِي بِهَا وَبِأَهْلِهَا هَذِهِ دِيَارُ قَوْمٍ أَهْلَكَهُمُ الْبَغْىُ وَالْحَسَدُ إِنَّ الْحَسَدَ يُطْفِئُ نُورَ الْحَسَنَاتِ وَالْبَغْىُ يُصَدِّقُ ذَلِكَ أَوْ يُكَذِّبُهُ وَالْعَيْنُ تَزْنِي وَالْكَفُّ وَالْقَدَمُ وَالْجَسَدُ وَاللِّسَانُ وَالْفَرْجُ يُصَدِّقُ ذَلِكَ أَوْ يُكَذِّبُهُ .

Hata bildir

Sünen-i Ebû Dâvûd 4904 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü