Resûlullah'ın haccı: Size, sımsıkı sarıldığınız takdirde sapmayacağınız bir şey bıraktım: Allah'ın Kitabı.

Kaynak
Sünen-i İbn Mâce 3074, Kitap 25, Hadis 193
Sahih
Türkçe meal

Muhammed b. Ali b. Hüseyin şöyle anlattı:

Câbir b. Abdullah'ın yanına girdik. Yanına vardığımızda (gelenlerin) kim olduklarını sordu; sıra bana gelince: “Ben Muhammed b. Ali b. Hüseyin'im” dedim. Elini başıma doğru uzattı, (gömleğimin) üst düğmesini çözdü, sonra alt düğmesini çözdü, sonra avucunu göğsümün üzerine koydu. O gün ben genç bir delikanlıydım. “Hoş geldin, ne istersen sor” dedi. Ona sordum; o âmâ idi. Namaz vakti geldi; küçük olduğundan omuzlarına her koyduğunda iki ucu geri düşen dokuma bir örtüye bürünerek (namaza) durdu. Ridâsı ise yanında, elbise askısının üzerinde duruyordu. Bize namaz kıldırdı. (Sonra) ben: “Bize Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) haccını anlat” dedim. Eliyle (parmaklarını büküp) dokuzu gösterdi ve şöyle dedi:

“Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) dokuz yıl hac yapmadan kaldı. Onuncu yılda insanlar arasında Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) hacca gideceği ilan edildi. Bunun üzerine Medine'ye pek çok insan geldi; hepsi Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) uymak ve onun yaptığı gibi yapmak istiyordu. (Resûlullah) yola çıktı, biz de onunla birlikte çıktık. Zülhuleyfe'ye geldik. (Orada) Esmâ bint Umeys, Muhammed b. Ebû Bekir'i doğurdu ve Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) 'Ne yapayım?' diye haber gönderdi. (Resûlullah): 'Gusül abdesti al, (kanın akmaması için) bir bezle bağlan ve ihrama gir' buyurdu.

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) mescitte namaz kıldı, sonra Kasvâ'ya bindi. Devesi onu Beydâ üzerinde doğrulup dikildiğinde –Câbir dedi ki: Göz alabildiğine önüne baktım; binekli ve yaya (insanlar) vardı. Sağında da böyle, solunda da böyle, arkasında da böyleydi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) aramızdaydı; Kur'ân ona iniyordu, o da onun anlamını biliyordu. O neyi yaptıysa biz de onu yaptık.– tevhid (lafzıyla) telbiye getirdi: 'Lebbeyk Allâhümme lebbeyk, lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk, inne'l-hamde ve'n-ni'mete leke ve'l-mülk, lâ şerîke lek (Buyur Allah'ım, buyur! Buyur, Senin hiçbir ortağın yoktur, buyur! Şüphesiz hamd de nimet de Senindir, mülk de. Senin hiçbir ortağın yoktur).' İnsanlar da (hâlâ) telbiye getirdikleri bu (lafızlar)la telbiye getirdiler; Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onlara bundan hiçbir şeyi reddetmedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de kendi telbiyesine devam etti.

Câbir dedi ki: Biz yalnızca haccı niyet ediyorduk, umreyi bilmiyorduk. Nihayet onunla birlikte Beyt'e geldiğimizde Rükn'ü (Hacerü'l-esved'i) istilâm etti; üç (şavtta) remel yaptı, dört (şavtta) normal yürüdü. Sonra Makām-ı İbrâhim'e gidip 'Makām-ı İbrâhim'den kendinize namaz yeri edinin' (Bakara 2/125) âyetini okudu. Makām'ı kendisiyle Beyt arasına aldı.

(Ca'fer dedi ki:) Babam şöyle derdi –bunu ancak Peygamber'den (sallallahu aleyhi ve sellem) naklederek zikrettiğini biliyorum–: O, (bu) iki rekâtta 'Kul yâ eyyühe'l-kâfirûn' (Kâfirûn 109/1) ve 'Kul hüvallâhü ehad' (İhlâs 112/1) (sûrelerini) okurdu.

Sonra Beyt'e dönüp Rükn'ü istilâm etti. Sonra kapıdan Safâ'ya çıktı. Safâ'ya yaklaşınca 'Şüphesiz Safâ ile Merve Allah'ın nişanelerindendir' (Bakara 2/158) (âyetini) okudu ve 'Allah'ın başladığı yerden başlıyoruz' buyurdu. Safâ'dan başladı ve Beyt'i görünceye kadar onun üzerine çıktı. Allah'ı tekbir etti, tehlil etti, O'na hamd etti ve şöyle dedi: 'Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh, lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü, yuhyî ve yümît, ve hüve alâ külli şey'in kadîr. Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh, enceze va'deh, ve nasara abdeh, ve hezeme'l-ahzâbe vahdeh (Allah'tan başka ilah yoktur; O tektir, ortağı yoktur. Mülk O'nundur, hamd O'na mahsustur. Diriltir ve öldürür. O her şeye kadirdir. Allah'tan başka ilah yoktur; O tektir, ortağı yoktur. Vaadini yerine getirdi, kuluna yardım etti ve (düşman) toplulukları tek başına bozguna uğrattı).' Sonra bunların arasında dua etti; bu sözleri üç defa söyledi. Sonra Merve'ye (doğru) indi ve yürüdü; ayakları vadinin içinde inişe geçince koştu (remel yaptı); (ayakları) yokuşa çıkınca yürüdü ve Merve'ye vardı. Merve üzerinde de Safâ üzerinde yaptığı gibi yaptı. Merve üzerindeki son şavtı olunca şöyle buyurdu: 'Şayet sonradan anladığımı önceden bilseydim, kurbanlığı (hedyi) beraberimde sürüp getirmez ve bunu umreye çevirirdim. Sizden kimin yanında kurbanlığı yoksa ihramdan çıksın ve bunu umre yapsın.' Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ve yanında kurbanlık bulunanlar dışında insanların hepsi ihramdan çıktı ve saçlarını kısalttı.

Sürâka b. Mâlik b. Ca'şum kalkıp: 'Ey Allah'ın Resûlü! (Bu) bu yılımıza mı mahsus, yoksa ebediyen mi?' dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) parmaklarını birbirine geçirdi ve iki kez: 'Umre hacca böylece girmiştir' buyurdu; (sonra) 'Hayır, bilakis ebediyen' buyurdu.

(Câbir) dedi ki: Ali, Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) kurbanlık develer getirdi. Fâtıma'yı ihramdan çıkanlar arasında buldu; boyalı elbiseler giymiş, sürme çekmişti. Ali bunu ona yadırgadı. Fâtıma: 'Bunu bana babam emretti' dedi. Ali Irak'ta şöyle derdi: Fâtıma'nın yaptığı şeyden dolayı ona kızgın olarak ve onun Resûlullah'tan (sallallahu aleyhi ve sellem) naklettiği şey hakkında Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) fetva sormak üzere ona gittim; bunu Fâtıma'ya yadırgadığımı da (söyledim). Şöyle buyurdu: 'Doğru söylemiş, doğru söylemiş. Haccı (üzerine) farz kıldığında (ihrama girerken) ne dedin?' (Ali) dedi ki: 'Allah'ım! Resûlünün (sallallahu aleyhi ve sellem) ihrama girdiği şeyle ihrama giriyorum' dedim. (Resûlullah): 'Benim yanımda kurbanlık var; o hâlde sen de ihramdan çıkma' buyurdu.

(Câbir) dedi ki: Ali'nin Yemen'den getirdiği kurbanlıklarla Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) Medine'den getirdiği kurbanlıkların toplamı yüz idi. Sonra Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ve yanında kurbanlık bulunanlar dışındaki insanların hepsi ihramdan çıktı ve saçlarını kısalttı.

Terviye günü olunca Mina'ya yöneldiler ve hac için ihrama girip telbiye getirdiler. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) (bineğine) bindi; Mina'da öğle, ikindi, akşam, yatsı ve sabah namazlarını kıldı. Sonra güneş doğuncaya kadar biraz bekledi ve kıldan bir çadır kurulmasını emretti; çadır onun için Nemire'de kuruldu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yola koyuldu. Kureyş, onun cahiliye döneminde Kureyş'in yaptığı gibi Meş'ar-i Haram'da ya da Müzdelife'de vakfe yapacağından hiç şüphe etmiyordu. Fakat Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) (orayı) geçip Arafat'a geldi; çadırın kendisi için Nemire'de kurulmuş olduğunu gördü ve oraya indi. Güneş (zevalden) kayınca Kasvâ'nın getirilmesini emretti; onun için semerlendi. Bindi ve vadinin içine geldi; insanlara hutbe okuyup şöyle buyurdu:

'Şüphesiz kanlarınız ve mallarınız, şu ayınızda, şu beldenizde, şu gününüzün haramlığı gibi size haramdır. İyi bilin ki cahiliye işlerinden her şey şu iki ayağımın altında kaldırılmıştır. Cahiliye (dönemindeki) kan davaları da kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan, Rebîa b. Hâris'in kanıdır –Rebîa, Benî Sa'd içinde süt emzirilmekteydi, Hüzeyl (kabilesi) onu öldürmüştü–. Cahiliye ribâsı da kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk ribâ, bizim ribâmız, Abbâs b. Abdülmuttalib'in ribâsıdır; o tamamen kaldırılmıştır. Kadınlar hakkında Allah'tan korkun! Çünkü siz onları Allah'ın emaneti olarak aldınız ve onların namuslarını Allah'ın kelimesiyle helal edindiniz. Sizin onlar üzerindeki hakkınız, hoşlanmadığınız hiç kimseyi yataklarınıza basmamalarıdır. Eğer bunu yaparlarsa onları iz bırakmayacak şekilde dövün. Onların sizin üzerinizdeki hakkı da örfe uygun şekilde yiyecekleri ve giyecekleridir. Size, sımsıkı sarıldığınız takdirde (asla) sapmayacağınız bir şey bıraktım: Allah'ın Kitabı. Siz benden sorulacaksınız; ne diyeceksiniz?' Onlar: 'Senin (risaleti) tebliğ ettiğine, (görevini) yerine getirdiğine ve öğüt verdiğine şahitlik ederiz' dediler. Bunun üzerine şehadet parmağını göğe kaldırıp insanlara doğru indirerek üç kez: 'Allah'ım şahit ol, Allah'ım şahit ol' buyurdu.

Sonra Bilâl ezan okudu, sonra kamet getirdi; (Resûlullah) öğleyi kıldı. Sonra kamet getirdi, ikindiyi kıldı; ikisi arasında hiçbir (nafile) namaz kılmadı. Sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) (bineğine) bindi ve vakfe yerine geldi. Devesinin karnını kayalıklara doğru çevirdi, yayaların (kum) yolunu önüne aldı ve kıbleye yöneldi. Güneş batıp sarılık biraz gidinceye, güneşin kursu kayboluncaya kadar vakfede durmaya devam etti. Üsâme b. Zeyd'i terkisine aldı ve Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) (Arafat'tan) ayrıldı. Kasvâ'nın yularını öyle çekmişti ki başı semerinin ön kısmına değiyordu. Sağ eliyle işaret ederek: 'Ey insanlar! Sükûnet, sükûnet!' diyordu. Kum tepelerinden birine geldikçe çıkabilmesi için yularını biraz gevşetiyordu. Sonra Müzdelife'ye geldi; orada akşam ve yatsıyı bir ezan ve iki kametle kıldı, ikisi arasında hiçbir (nafile) namaz kılmadı. Sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) fecir doğuncaya kadar uzandı. Sabah aydınlığı belirince sabah namazını bir ezan ve bir kametle kıldı. Sonra Kasvâ'ya binip Meş'ar-i Haram'a geldi, üzerine çıktı; Allah'a hamd etti, tekbir ve tehlil getirdi. Ortalık iyice aydınlanıncaya kadar vakfede kaldı. Sonra güneş doğmadan önce (Müzdelife'den) ayrıldı ve Fadl b. Abbâs'ı terkisine aldı. Fadl güzel saçlı, beyaz tenli, yakışıklı bir adamdı. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yola koyulunca develer üzerindeki kadınlar (yanlarından) geçmeye başladı. Fadl onlara bakmaya başladı. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) elini (Fadl'ın yüzünün) öbür tarafına koydu; Fadl da yüzünü öbür tarafa çevirip bakıyordu. Nihayet Muhassir'e gelince (devesini) biraz hızlandırdı. Sonra seni büyük cemreye çıkaran orta yolu tuttu ve ağacın yanındaki cemreye geldi. Her birinde tekbir getirerek, hazef taşı (nohut) büyüklüğünde yedi taş attı; vadinin içinden attı. Sonra kurban kesim yerine gitti; altmış üç deveyi kendi eliyle kesti. (Bıçağı) Ali'ye verdi, o da kalanını kesti. Onu kurbanına ortak etti. Sonra her deveden bir parça (alınmasını) emretti; (parçalar) bir tencereye konup pişirildi. İkisi de etinden yediler, suyundan içtiler. Sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Beyt'e (tavaf için) gitti ve öğleyi Mekke'de kıldı. Zemzem başında (hacılara) su dağıtmakta olan Abdülmuttaliboğulları'na geldi ve: 'Ey Abdülmuttaliboğulları! (Su) çekin. İnsanların su dağıtma hizmetinizi elinizden alması (endişesi) olmasaydı, sizinle birlikte ben de (su) çekerdim' buyurdu. Ona bir kova uzattılar, ondan içti.”

Sünen-i İbn Mâce 3074, Kitap 25, Hadis 193

Arapça metin
حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا حَاتِمُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا جَعْفَرُ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ دَخَلْنَا عَلَى جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ فَلَمَّا انْتَهَيْنَا إِلَيْهِ سَأَلَ عَنِ الْقَوْمِ، حَتَّى انْتَهَى إِلَىَّ فَقُلْتُ أَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَلِيِّ بْنِ الْحُسَيْنِ، . فَأَهْوَى بِيَدِهِ إِلَى رَأْسِي فَحَلَّ زِرِّي الأَعْلَى ثُمَّ حَلَّ زِرِّي الأَسْفَلَ ثُمَّ وَضَعَ كَفَّهُ بَيْنَ ثَدْيَىَّ وَأَنَا يَوْمَئِذٍ غُلاَمٌ شَابٌّ فَقَالَ مَرْحَبًا بِكَ سَلْ عَمَّا شِئْتَ . فَسَأَلْتُهُ وَهُوَ أَعْمَى فَجَاءَ وَقْتُ الصَّلاَةِ فَقَامَ فِي نِسَاجَةٍ مُلْتَحِفًا بِهَا كُلَّمَا وَضَعَهَا عَلَى مَنْكِبَيْهِ رَجَعَ طَرَفَاهَا إِلَيْهِ مِنْ صِغَرِهَا وَرِدَاؤُهُ إِلَى جَانِبِهِ عَلَى الْمِشْجَبِ فَصَلَّى بِنَا فَقُلْتُ أَخْبِرْنَا عَنْ حَجَّةِ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ . فَقَالَ بِيَدِهِ فَعَقَدَ تِسْعًا وَقَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ مَكَثَ تِسْعَ سِنِينَ لَمْ يَحُجَّ فَأَذَّنَ فِي النَّاسِ فِي الْعَاشِرَةِ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ حَاجٌّ فَقَدِمَ الْمَدِينَةَ بَشَرٌ كَثِيرٌ كُلُّهُمْ يَلْتَمِسُ أَنْ يَأْتَمَّ بِرَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَيَعْمَلَ بِمِثْلِ عَمَلِهِ فَخَرَجَ وَخَرَجْنَا مَعَهُ فَأَتَيْنَا ذَا الْحُلَيْفَةِ فَوَلَدَتْ أَسْمَاءُ بِنْتُ عُمَيْسٍ مُحَمَّدَ بْنَ أَبِي بَكْرٍ فَأَرْسَلَتْ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ كَيْفَ أَصْنَعُ قَالَ " اغْتَسِلِي وَاسْتَثْفِرِي بِثَوْبٍ وَأَحْرِمِي " . فَصَلَّى رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فِي الْمَسْجِدِ ثُمَّ رَكِبَ الْقَصْوَاءَ . حَتَّى إِذَا اسْتَوَتْ بِهِ نَاقَتُهُ عَلَى الْبَيْدَاءِ - قَالَ جَابِرٌ نَظَرْتُ إِلَى مَدِّ بَصَرِي مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ بَيْنَ رَاكِبٍ وَمَاشٍ وَعَنْ يَمِينِهِ مِثْلُ ذَلِكَ وَعَنْ يَسَارِهِ مِثْلُ ذَلِكَ وَمِنْ خَلْفِهِ مِثْلُ ذَلِكَ وَرَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ بَيْنَ أَظْهُرِنَا وَعَلَيْهِ يَنْزِلُ الْقُرْآنُ وَهُوَ يَعْرِفُ تَأْوِيلَهُ مَا عَمِلَ مِنْ شَىْءٍ عَمِلْنَا بِهِ فَأَهَلَّ بِالتَّوْحِيدِ " لَبَّيْكَ اللَّهُمَّ لَبَّيْكَ لَبَّيْكَ لاَ شَرِيكَ لَكَ لَبَّيْكَ إِنَّ الْحَمْدَ وَالنِّعْمَةَ لَكَ وَالْمُلْكَ لاَ شَرِيكَ لَكَ " . وَأَهَلَّ النَّاسُ بِهَذَا الَّذِي يُهِلُّونَ بِهِ فَلَمْ يَرُدَّ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ عَلَيْهِمْ شَيْئًا مِنْهُ وَلَزِمَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ تَلْبِيَتَهُ . قَالَ جَابِرٌ لَسْنَا نَنْوِي إِلاَّ الْحَجَّ لَسْنَا نَعْرِفُ الْعُمْرَةَ حَتَّى إِذَا أَتَيْنَا الْبَيْتَ مَعَهُ اسْتَلَمَ الرُّكْنَ فَرَمَلَ ثَلاَثًا وَمَشَى أَرْبَعًا ثُمَّ قَامَ إِلَى مَقَامِ إِبْرَاهِيمَ فَقَالَ " {وَاتَّخِذُوا مِنْ مَقَامِ إِبْرَاهِيمَ مُصَلًّى} " . فَجَعَلَ الْمَقَامَ بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْبَيْتِ فَكَانَ أَبِي يَقُولُ - وَلاَ أَعْلَمُهُ إِلاَّ ذَكَرَهُ عَنِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ - إِنَّهُ كَانَ يَقْرَأُ فِي الرَّكْعَتَيْنِ {قُلْ يَا أَيُّهَا الْكَافِرُونَ} وَ {قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ } . ثُمَّ رَجَعَ إِلَى الْبَيْتِ فَاسْتَلَمَ الرُّكْنَ ثُمَّ خَرَجَ مِنَ الْبَابِ إِلَى الصَّفَا حَتَّى إِذَا دَنَا مِنَ الصَّفَا قَرَأَ " {إِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَائِرِ اللَّهِ ) . نَبْدَأُ بِمَا بَدَأَ اللَّهُ بِهِ " . فَبَدَأَ بِالصَّفَا . فَرَقِيَ عَلَيْهِ حَتَّى رَأَى الْبَيْتَ فَكَبَّرَ اللَّهَ وَهَلَّلَهُ وَحَمِدَهُ وَقَالَ " لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِي وَيُمِيتُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ أَنْجَزَ وَعْدَهُ وَنَصَرَ عَبْدَهُ وَهَزَمَ الأَحْزَابَ وَحْدَهُ " . ثُمَّ دَعَا بَيْنَ ذَلِكَ وَقَالَ مِثْلَ هَذَا ثَلاَثَ مَرَّاتٍ ثُمَّ نَزَلَ إِلَى الْمَرْوَةِ فَمَشَى حَتَّى إِذَا انْصَبَّتْ قَدَمَاهُ رَمَلَ فِي بَطْنِ الْوَادِي حَتَّى إِذَا صَعِدَتَا - يَعْنِي قَدَمَاهُ - مَشَى حَتَّى أَتَى الْمَرْوَةَ فَفَعَلَ عَلَى الْمَرْوَةِ كَمَا فَعَلَ عَلَى الصَّفَا فَلَمَّا كَانَ آخِرُ طَوَافِهِ عَلَى الْمَرْوَةِ . قَالَ " لَوْ أَنِّي اسْتَقْبَلْتُ مِنْ أَمْرِي مَا اسْتَدْبَرْتُ لَمْ أَسُقِ الْهَدْىَ وَجَعَلْتُهَا عُمْرَةً فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ لَيْسَ مَعَهُ هَدْىٌ فَلْيَحْلِلْ وَلْيَجْعَلْهَا عُمْرَةً " . فَحَلَّ النَّاسُ كُلُّهُمْ وَقَصَّرُوا إِلاَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَمَنْ كَانَ مَعَهُ الْهَدْىُ فَقَامَ سُرَاقَةُ بْنُ مَالِكِ بْنِ جُعْشُمٍ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَلِعَامِنَا هَذَا أَمْ لأَبَدِ الأَبَدِ قَالَ فَشَبَّكَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَصَابِعَهُ فِي الأُخْرَى وَقَالَ " دَخَلَتِ الْعُمْرَةُ فِي الْحَجِّ هَكَذَا - مَرَّتَيْنِ - لاَ بَلْ لأَبَدِ الأَبَدِ " . قَالَ وَقَدِمَ عَلِيٌّ بِبُدْنٍ إِلَى النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ . فَوَجَدَ فَاطِمَةَ مِمَّنْ حَلَّ وَلَبِسَتْ ثِيابًا صَبِيغًا وَاكْتَحَلَتْ فَأَنْكَرَ ذَلِكَ عَلَيْهَا عَلِيٌّ فَقَالَتْ أَمَرَنِي أَبِي بِهَذَا . فَكَانَ عَلِيٌّ يَقُولُ بِالْعِرَاقِ فَذَهَبْتُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ مُحَرِّشًا عَلَى فَاطِمَةَ فِي الَّذِي صَنَعَتْهُ مُسْتَفْتِيًا رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فِي الَّذِي ذَكَرَتْ عَنْهُ وَأَنْكَرْتُ ذَلِكَ عَلَيْهَا . فَقَالَ " صَدَقَتْ صَدَقَتْ مَاذَا قُلْتَ حِينَ فَرَضْتَ الْحَجَّ " . قَالَ قُلْتُ اللَّهُمَّ إِنِّي أُهِلُّ بِمَا أَهَلَّ بِهِ رَسُولُكَ ـ صلى الله عليه وسلم ـ . قَالَ " فَإِنَّ مَعِيَ الْهَدْىَ فَلاَ تَحِلُّ " . قَالَ فَكَانَ جَمَاعَةُ الْهَدْىِ الَّذِي جَاءَ بِهِ عَلِيٌّ مِنَ الْيَمَنِ وَالَّذِي أَتَى بِهِ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ مِنَ الْمَدِينَةِ مِائَةً ثُمَّ حَلَّ النَّاسُ كُلُّهُمْ وَقَصَّرُوا إِلاَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَمَنْ كَانَ مَعَهُ هَدْىٌ فَلَمَّا كَانَ يَوْمُ التَّرْوِيَةِ وَتَوَجَّهُوا إِلَى مِنًى أَهَلُّوا بِالْحَجِّ . فَرَكِبَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَصَلَّى بِمِنًى الظُّهْرَ وَالْعَصْرَ وَالْمَغْرِبَ وَالْعِشَاءَ وَالصُّبْحَ ثُمَّ مَكَثَ قَلِيلاً حَتَّى طَلَعَتِ الشَّمْسُ وَأَمَرَ بِقُبَّةٍ مِنْ شَعَرٍ فَضُرِبَتْ لَهُ بِنَمِرَةَ فَسَارَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ لاَ تَشُكُّ قُرَيْشٌ إِلاَّ أَنَّهُ وَاقِفٌ عِنْدَ الْمَشْعَرِ الْحَرَامِ أَوِ الْمُزْدَلِفَةِ كَمَا كَانَتْ قُرَيْشٌ تَصْنَعُ فِي الْجَاهِلِيَّةِ فَأَجَازَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ حَتَّى أَتَى عَرَفَةَ فَوَجَدَ الْقُبَّةَ قَدْ ضُرِبَتْ لَهُ بِنَمِرَةَ فَنَزَلَ بِهَا حَتَّى إِذَا زَاغَتِ الشَّمْسُ أَمَرَ بِالْقَصْوَاءِ فَرُحِلَتْ لَهُ فَرَكِبَ حَتَّى أَتَى بَطْنَ الْوَادِي فَخَطَبَ النَّاسَ فَقَالَ " إِنَّ دِمَاءَكُمْ وَأَمْوَالَكُمْ عَلَيْكُمْ حَرَامٌ كَحُرْمَةِ يَوْمِكُمْ هَذَا فِي شَهْرِكُمْ هَذَا فِي بَلَدِكُمْ هَذَا أَلاَ وَإِنَّ كُلَّ شَىْءٍ مِنْ أَمْرِ الْجَاهِلِيَّةِ مَوْضُوعٌ تَحْتَ قَدَمَىَّ هَاتَيْنِ وَدِمَاءُ الْجَاهِلِيَّةِ مَوْضُوعَةٌ وَأَوَّلُ دَمٍ أَضَعُهُ دَمُ رَبِيعَةَ بْنِ الْحَارِثِ - كَانَ مُسْتَرْضِعًا فِي بَنِي سَعْدٍ فَقَتَلَتْهُ هُذَيْلٌ - وَرِبَا الْجَاهِلِيَّةِ مَوْضُوعٌ وَأَوَّلُ رِبًا أَضَعُهُ رِبَانَا رِبَا الْعَبَّاسِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ فَإِنَّهُ مَوْضُوعٌ كُلُّهُ فَاتَّقُوا اللَّهَ فِي النِّسَاءِ فَإِنَّكُمْ أَخَذْتُمُوهُنَّ بِأَمَانَةِ اللَّهِ وَاسْتَحْلَلْتُمْ فُرُوجَهُنَّ بِكَلِمَةِ اللَّهِ وَإِنَّ لَكُمْ عَلَيْهِنَّ أَنْ لاَ يُوطِئْنَ فُرُشَكُمْ أَحَدًا تَكْرَهُونَهُ فَإِنْ فَعَلْنَ ذَلِكَ فَاضْرِبُوهُنَّ ضَرْبًا غَيْرَ مُبَرِّحٍ وَلَهُنَّ عَلَيْكُمْ رِزْقُهُنَّ وَكِسْوَتُهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَقَدْ تَرَكْتُ فِيكُمْ مَا لَمْ تَضِلُّوا إِنِ اعْتَصَمْتُمْ بِهِ كِتَابَ اللَّهِ وَأَنْتُمْ مَسْئُولُونَ عَنِّي فَمَا أَنْتُمْ قَائِلُونَ " . قَالُوا نَشْهَدُ أَنَّكَ قَدْ بَلَّغْتَ وَأَدَّيْتَ وَنَصَحْتَ . فَقَالَ بِإِصْبَعِهِ السَّبَّابَةِ إِلَى السَّمَاءِ وَيَنْكُبُهَا إِلَى النَّاسِ " اللَّهُمَّ اشْهَدِ اللَّهُمَّ اشْهَدْ " . ثَلاَثَ مَرَّاتٍ ثُمَّ أَذَّنَ بِلاَلٌ ثُمَّ أَقَامَ فَصَلَّى الظُّهْرَ ثُمَّ أَقَامَ فَصَلَّى الْعَصْرَ وَلَمْ يُصَلِّ بَيْنَهُمَا شَيْئًا ثُمَّ رَكِبَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ حَتَّى أَتَى الْمَوْقِفَ فَجَعَلَ بَطْنَ نَاقَتِهِ إِلَى الصَّخَرَاتِ وَجَعَلَ حَبْلَ الْمُشَاةِ بَيْنَ يَدَيْهِ وَاسْتَقْبَلَ الْقِبْلَةَ فَلَمْ يَزَلْ وَاقِفًا حَتَّى غَرَبَتِ الشَّمْسُ وَذَهَبَتِ الصُّفْرَةُ قَلِيلاً حَتَّى غَابَ الْقُرْصُ وَأَرْدَفَ أُسَامَةَ بْنَ زَيْدٍ خَلْفَهُ فَدَفَعَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَقَدْ شَنَقَ الْقَصْوَاءَ بِالزِّمَامِ حَتَّى إِنَّ رَأْسَهَا لَيُصِيبُ مَوْرِكَ رَحْلِهِ وَيَقُولُ بِيَدِهِ الْيُمْنَى " أَيُّهَا النَّاسُ السَّكِينَةَ السَّكِينَةَ " . كُلَّمَا أَتَى حَبْلاً مِنَ الْحِبَالِ أَرْخَى لَهَا قَلِيلاً حَتَّى تَصْعَدَ ثُمَّ أَتَى الْمُزْدَلِفَةَ فَصَلَّى بِهَا الْمَغْرِبَ وَالْعِشَاءَ بِأَذَانٍ وَاحِدٍ وَإِقَامَتَيْنِ وَلَمْ يُصَلِّ بَيْنَهُمَا شَيْئًا ثُمَّ اضْطَجَعَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ حَتَّى طَلَعَ الْفَجْرُ فَصَلَّى الْفَجْرَ حِينَ تَبَيَّنَ لَهُ الصُّبْحُ بِأَذَانٍ وَإِقَامَةٍ ثُمَّ رَكِبَ الْقَصْوَاءَ حَتَّى أَتَى الْمَشْعَرَ الْحَرَامَ فَرَقِيَ عَلَيْهِ فَحَمِدَ اللَّهَ وَكَبَّرَهُ وَهَلَّلَهُ فَلَمْ يَزَلْ وَاقِفًا حَتَّى أَسْفَرَ جِدًّا ثُمَّ دَفَعَ قَبْلَ أَنْ تَطْلُعَ الشَّمْسُ وَأَرْدَفَ الْفَضْلَ بْنَ الْعَبَّاسِ وَكَانَ رَجُلاً حَسَنَ الشَّعَرِ أَبْيَضَ وَسِيمًا فَلَمَّا دَفَعَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ مَرَّ الظُّعُنُ يَجْرِينَ فَطَفِقَ الْفَضْلُ يَنْظُرُ إِلَيْهِنَّ فَوَضَعَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَدَهُ مِنَ الشِّقِّ الآخَرِ فَصَرَفَ الْفَضْلُ وَجْهَهُ مِنَ الشِّقِّ الآخَرِ يَنْظُرُ حَتَّى أَتَى مُحَسِّرًا حَرَّكَ قَلِيلاً ثُمَّ سَلَكَ الطَّرِيقَ الْوُسْطَى الَّتِي تُخْرِجُكَ إِلَى الْجَمْرَةِ الْكُبْرَى حَتَّى أَتَى الْجَمْرَةَ الَّتِي عِنْدَ الشَّجَرَةِ فَرَمَى بِسَبْعِ حَصَيَاتٍ يُكَبِّرُ مَعَ كُلِّ حَصَاةٍ مِنْهَا مِثْلِ حَصَى الْخَذْفِ وَرَمَى مِنْ بَطْنِ الْوَادِي ثُمَّ انْصَرَفَ إِلَى الْمَنْحَرِ فَنَحَرَ ثَلاَثًا وَسِتِّينَ بَدَنَةً بِيَدِهِ وَأَعْطَى عَلِيًّا فَنَحَرَ مَا غَبَرَ وَأَشْرَكَهُ فِي هَدْيِهِ ثُمَّ أَمَرَ مِنْ كُلِّ بَدَنَةٍ بِبَضْعَةٍ فَجُعِلَتْ فِي قِدْرٍ فَطُبِخَتْ فَأَكَلاَ مِنْ لَحْمِهَا وَشَرِبَا مِنْ مَرَقِهَا ثُمَّ أَفَاضَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ إِلَى الْبَيْتِ فَصَلَّى بِمَكَّةَ الظُّهْرَ فَأَتَى بَنِي عَبْدِ الْمُطَّلِبِ وَهُمْ يَسْقُونَ عَلَى زَمْزَمَ فَقَالَ " انْزِعُوا بَنِي عَبْدِ الْمُطَّلِبِ لَوْلاَ أَنْ يَغْلِبَكُمُ النَّاسُ عَلَى سِقَايَتِكُمْ لَنَزَعْتُ مَعَكُمْ " . فَنَاوَلُوهُ دَلْوًا فَشَرِبَ مِنْهُ .

Hata bildir

Sünen-i İbn Mâce 3074 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü