Müminler kıyamet günü Âdem'e, Nûh'a, İbrâhîm'e, Mûsâ'ya, Îsâ'ya gider; sonunda Muhammed'e gelip şefaat isterler.

Kaynak
Sünen-i İbn Mâce 4312, Kitap 37, Hadis 213
Sahih
Türkçe meal

Enes b. Mâlik (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Müminler kıyamet günü bir araya gelirler; (bu düşünce) onlara ilham edilir –yahut (bununla) kaygılanırlar; Saîd (b. Ebû Arûbe) şüphe etti– ve: ‘Rabbimiz katında bir şefaatçi arasak da bizi bu yerimizden kurtarsa!’ derler. Âdem'e gelirler ve: ‘Sen insanların babası Âdem'sin. Allah seni eliyle yarattı ve meleklerini sana secde ettirdi. Rabbin katında bizim için şefaat et de bizi bu yerimizden kurtarsın’ derler. O: ‘Ben bunun ehli değilim’ der –ve işlediği günahı anar, onlara ondan yakınır ve bundan dolayı (Rabbinden) utanır–; ‘Fakat Nûh'a gidin; çünkü o, Allah'ın yeryüzü halkına gönderdiği ilk resuldür’ der. Ona gelirler. O da: ‘Ben bunun ehli değilim’ der –ve Rabbinden hakkında bilgisi olmayan bir şeyi istemesini anar ve bundan utanır–; ‘Fakat Rahmân'ın dostu İbrâhîm'e gidin’ der. Ona gelirler. O da: ‘Ben bunun ehli değilim. Fakat Allah'ın konuştuğu ve kendisine Tevrat'ı verdiği bir kul olan Mûsâ'ya gidin’ der. Ona gelirler. O da: ‘Ben bunun ehli değilim’ der –ve bir cana karşılık olmaksızın bir canı öldürmesini anar–; ‘Fakat Allah'ın kulu ve resulü, Allah'ın kelimesi ve O'ndan bir ruh olan Îsâ'ya gidin’ der. Ona gelirler. O da: ‘Ben bunun ehli değilim. Fakat Allah'ın geçmiş ve gelecek günahlarını bağışladığı bir kul olan Muhammed'e gidin’ der.” (Resûlullah) buyurdu ki: “Bunun üzerine bana gelirler, ben de giderim.” –(Râvi) dedi ki: (Katâde) şu sözü Hasan(-ı Basrî)'den zikretti: “Müminlerin iki safı arasında yürürüm.” Sonra Enes'in hadisine döndü.– (Resûlullah) şöyle buyurdu: “Rabbimin huzuruna girmek için izin isterim; bana izin verilir. O'nu gördüğümde secdeye kapanırım. Allah beni dilediği kadar (o hâlde) bırakır. Sonra: ‘(Başını) kaldır ey Muhammed! Söyle, (sözün) dinlenir; iste, sana verilir; şefaat et, şefaatin kabul edilir’ denilir. Ben de O'na, bana öğreteceği bir hamd ile hamdederim. Sonra şefaat ederim; bana bir sınır belirler, onları cennete koyar. Sonra ikinci kez dönerim. O'nu gördüğümde secdeye kapanırım. Allah beni dilediği kadar (o hâlde) bırakır. Sonra bana: ‘(Başını) kaldır ey Muhammed! Söyle, dinlenir; iste, sana verilir; şefaat et, şefaatin kabul edilir’ denilir. Başımı kaldırırım ve O'na, bana öğreteceği bir hamd ile hamdederim. Sonra şefaat ederim; bana bir sınır belirler, onları cennete koyar. Sonra üçüncü kez dönerim. Rabbimi gördüğümde secdeye kapanırım. Allah beni dilediği kadar (o hâlde) bırakır. Sonra: ‘(Başını) kaldır ey Muhammed! Söyle, dinlenir; iste, sana verilir; şefaat et, şefaatin kabul edilir’ denilir. Başımı kaldırırım ve O'na, bana öğreteceği bir hamd ile hamdederim. Sonra şefaat ederim; bana bir sınır belirler, onları cennete koyar. Sonra dördüncü kez dönerim ve: ‘Ey Rabbim! Kur'ân'ın alıkoyduğu (ebedî kalması gerekenler)den başka kimse kalmadı’ derim.”

Katâde bu hadisin ardından şöyle derdi: Bize Enes b. Mâlik de Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu rivayet etti: “‘Lâ ilâhe illallah’ deyip kalbinde bir arpa tanesi ağırlığınca hayır bulunan kimse cehennemden çıkar. ‘Lâ ilâhe illallah’ deyip kalbinde bir buğday tanesi ağırlığınca hayır bulunan kimse cehennemden çıkar. ‘Lâ ilâhe illallah’ deyip kalbinde bir zerre ağırlığınca hayır bulunan kimse de cehennemden çıkar.”

Sünen-i İbn Mâce 4312, Kitap 37, Hadis 213

Arapça metin
حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ الْحَارِثِ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " يَجْتَمِعُ الْمُؤْمِنُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يُلْهَمُونَ - أَوْ يَهُمُّونَ شَكَّ سَعِيدٌ - فَيَقُولُونَ لَوْ تَشَفَّعْنَا إِلَى رَبِّنَا فَأَرَاحَنَا مِنْ مَكَانِنَا فَيَأْتُونَ آدَمَ فَيَقُولُونَ أَنْتَ آدَمُ أَبُو النَّاسِ خَلَقَكَ اللَّهُ بِيَدِهِ وَأَسْجَدَ لَكَ مَلاَئِكَتَهُ فَاشْفَعْ لَنَا عِنْدَ رَبِّكَ يُرِحْنَا مِنْ مَكَانِنَا هَذَا . فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ - وَيَذْكُرُ وَيَشْكُو إِلَيْهِمْ ذَنْبَهُ الَّذِي أَصَابَ فَيَسْتَحْيِي مِنْ ذَلِكَ - وَلَكِنِ ائْتُوا نُوحًا فَإِنَّهُ أَوَّلُ رَسُولٍ بَعَثَهُ اللَّهُ إِلَى أَهْلِ الأَرْضِ فَيَأْتُونَهُ فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ - وَيَذْكُرُ سُؤَالَهُ رَبَّهُ مَا لَيْسَ لَهُ بِهِ عِلْمٌ وَيَسْتَحْيِي مِنْ ذَلِكَ - وَلَكِنِ ائْتُوا خَلِيلَ الرَّحْمَنِ إِبْرَاهِيمَ فَيَأْتُونَهُ فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ وَلَكِنِ ائْتُوا مُوسَى عَبْدًا كَلَّمَهُ اللَّهُ وَأَعْطَاهُ التَّوْرَاةَ . فَيَأْتُونَهُ فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ - وَيَذْكُرُ قَتْلَهُ النَّفْسَ بِغَيْرِ النَّفْسِ - وَلَكِنِ ائْتُوا عِيسَى عَبْدَ اللَّهِ وَرَسُولَهُ وَكَلِمَةَ اللَّهِ وَرُوحَهُ . فَيَأْتُونَهُ فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ وَلَكِنِ ائْتُوا مُحَمَّدًا عَبْدًا غَفَرَ اللَّهُ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ وَمَا تَأَخَّرَ . قَالَ فَيَأْتُونِي فَأَنْطَلِقُ - قَالَ فَذَكَرَ هَذَا الْحَرْفَ عَنِ الْحَسَنِ . قَالَ فَأَمْشِي بَيْنَ السِّمَاطَيْنِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ . قَالَ ثُمَّ عَادَ إِلَى حَدِيثِ أَنَسٍ - قَالَ " فَأَسْتَأْذِنُ عَلَى رَبِّي فَيُؤْذَنُ لِي فَإِذَا رَأَيْتُهُ وَقَعْتُ سَاجِدًا فَيَدَعُنِي مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَدَعَنِي ثُمَّ يُقَالُ ارْفَعْ يَا مُحَمَّدُ وَقُلْ تُسْمَعْ وَسَلْ تُعْطَهْ وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ فَأَحْمَدُهُ بِتَحْمِيدٍ يُعَلِّمُنِيهِ ثُمَّ أَشْفَعُ فَيَحُدُّ لِي حَدًّا فَيُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ ثُمَّ أَعُودُ الثَّانِيَةَ فَإِذَا رَأَيْتُهُ وَقَعْتُ سَاجِدًا فَيَدَعُنِي مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَدَعَنِي ثُمَّ يُقَالُ لِي ارْفَعْ مُحَمَّدُ قُلْ تُسْمَعْ وَسَلْ تُعْطَهْ وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ فَأَرْفَعُ رَأْسِي فَأَحْمَدُهُ بِتَحْمِيدٍ يُعَلِّمُنِيهِ ثُمَّ أَشْفَعُ فَيَحُدُّ لِي حَدًّا فَيُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ ثُمَّ أَعُودُ الثَّالِثَةَ فَإِذَا رَأَيْتُ رَبِيِّ وَقَعْتُ سَاجِدًا فَيَدَعُنِي مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَدَعَنِي ثُمَّ يُقَالُ ارْفَعْ مُحَمَّدُ قُلْ تُسْمَعْ وَسَلْ تُعْطَهْ وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ فَأَرْفَعُ رَأْسِي فَأَحْمَدُهُ بِتَحْمِيدٍ يُعَلِّمُنِيهِ ثُمَّ أَشْفَعُ فَيَحُدُّ لِي حَدًّا فَيُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ ثُمَّ أَعُودُ الرَّابِعَةَ فَأَقُولُ يَا رَبِّ مَا بَقِيَ إِلاَّ مَنْ حَبَسَهُ الْقُرْآنُ " .

يَقُولُ قَتَادَةُ عَلَى أَثَرِ هَذَا الْحَدِيثِ وَحَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " يَخْرُجُ مِنَ النَّارِ مَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَكَانَ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالُ شَعِيرَةٍ مِنْ خَيْرٍ وَيَخْرُجُ مِنَ النَّارِ مَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَكَانَ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالُ بُرَّةٍ مِنْ خَيْرٍ وَيَخْرُجُ مِنَ النَّارِ مَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَكَانَ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ مِنْ خَيْرٍ " .

Hata bildir

Sünen-i İbn Mâce 4312 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü