Ebû Kılâbe şöyle rivayet etti:
Şam'da, içinde Müslim b. Yesâr'ın da bulunduğu bir halkadaydım. Ebü'l-Eş'as geldi; “Ebü'l-Eş'as, Ebü'l-Eş'as” dediler. Oturdu. Ona: “Kardeşimize Ubâde b. es-Sâmit'in hadisini anlat” dedim. “Peki” dedi ve şöyle anlattı: Bir gazveye çıktık; insanların başında Muâviye vardı. Çok ganimet elde ettik. Elde ettiğimiz ganimetler arasında gümüş kaplar da vardı. Muâviye bir adama, onları insanların atiyyelerine (maaşlarına) karşılık satmasını emretti. İnsanlar buna koştular. Bu, Ubâde b. es-Sâmit'e ulaştı. Kalktı ve şöyle dedi: “Ben Resûlullah'ı (sallallahu aleyhi ve sellem) altının altınla, gümüşün gümüşle, buğdayın buğdayla, arpanın arpayla, hurmanın hurmayla, tuzun tuzla satılmasını —ancak eşit eşite, peşin peşine olursa müstesna— yasaklarken işittim. Kim fazla verir ya da fazla isterse ribâ yapmış olur.” İnsanlar aldıklarını geri verdiler. Bu Muâviye'ye ulaştı. Hutbe okumak üzere kalktı ve: “Dikkat edin! Bazı adamlara ne oluyor ki Resûlullah'tan (sallallahu aleyhi ve sellem) hadisler rivayet ediyorlar; biz de onun yanında bulunur ve sohbetinde olurduk, ama bunları ondan işitmedik” dedi. Ubâde b. es-Sâmit kalktı, olayı tekrar anlattı, sonra: “Muâviye hoşlanmasa da —ya da: burnu sürtülse de— Resûlullah'tan (sallallahu aleyhi ve sellem) işittiğimizi mutlaka anlatacağız. Onun ordusunda karanlık bir gece bile onunla birlikte bulunmasam umurumda değil” dedi. Hammâd: “Bu ya da buna yakın (dedi)” dedi.
Sahîh-i Müslim 1587a, Kitap 22, Hadis 100