Bilakis sen onların yeminine en sadık olanı ve en hayırlısısın.

Kaynak
Sahîh-i Müslim 2057b, Kitap 36, Hadis 240
Türkçe meal

Abdurrahman b. Ebû Bekir (radıyallahu anhümâ) şöyle rivayet etti:

Bize misafirlerimiz geldi. Babam geceleyin Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile sohbet ederdi. (Babam) gitti ve “Ey Abdurrahman! Misafirlerinin işini gör (onları ağırla)” dedi. Akşam olunca onlara yemeklerini getirdik. Fakat (yemeyi) reddettiler ve “Ev sahibimiz gelip bizimle birlikte yiyinceye kadar (yemeyiz)” dediler. Onlara “O sert bir adamdır; eğer (yemezseniz) ondan bana bir eziyet gelmesinden korkarım” dedim. Yine kabul etmediler.

(Babam) gelince onlardan önce hiçbir şeye başlamadı ve “Misafirlerinizin işini gördünüz mü?” dedi. “Hayır, vallahi görmedik” dediler. “Abdurrahman'a emretmedim mi?” dedi. Ben ondan uzaklaştım. “Ey Abdurrahman!” dedi. Ben (yine) uzaklaştım. (Babam) “Ey ahmak! Sesimi işitiyorsan gelmen için sana yemin veriyorum” dedi. Ben de geldim ve “Vallahi benim hiçbir suçum yok. İşte misafirlerin, onlara sor; yemeklerini onlara getirdim, fakat sen gelinceye kadar yemekten kaçındılar” dedim. (Babam onlara) “Ne oluyor size, yemeğinizi bizden kabul etmiyor musunuz?” dedi. Ebû Bekir “Vallahi bu gece onu yemeyeceğim” dedi. Onlar da “Vallahi sen yemedikçe biz de onu yemeyiz” dediler. (Ebû Bekir) “Bu gece gibi kötü bir gece hiç görmedim. Yazıklar olsun size! Ne oluyor size ki yemeğinizi bizden kabul etmiyorsunuz?” dedi. Sonra şöyle dedi: “Birincisi (yeminim) şeytandandı. Getirin yemeğinizi.” Yemek getirildi; besmele çekip yedi, onlar da yediler.

Sabah olunca Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) gitti ve “Yâ Resûlallah! Onlar yeminlerini yerine getirdiler, ben ise yeminimi bozdum” dedi ve ona (olanı) haber verdi. (Peygamber) “Bilakis sen onların yeminine en sadık olanı ve en hayırlısısın” buyurdu. (Abdurrahman) dedi ki: Bana (onun) bir keffâret (verdiği haberi) ulaşmadı.

Sahîh-i Müslim 2057b, Kitap 36, Hadis 240

Arapça metin
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا سَالِمُ بْنُ نُوحٍ الْعَطَّارُ، عَنِ الْجُرَيْرِيِّ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي بَكْرٍ، قَالَ نَزَلَ عَلَيْنَا أَضْيَافٌ لَنَا - قَالَ - وَكَانَ أَبِي يَتَحَدَّثُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنَ اللَّيْلِ - قَالَ - فَانْطَلَقَ وَقَالَ يَا عَبْدَ الرَّحْمَنِ افْرُغْ مِنْ أَضْيَافِكَ . قَالَ فَلَمَّا أَمْسَيْتُ جِئْنَا بِقِرَاهُمْ - قَالَ - فَأَبَوْا فَقَالُوا حَتَّى يَجِيءَ أَبُو مَنْزِلِنَا فَيَطْعَمَ مَعَنَا - قَالَ - فَقُلْتُ لَهُمْ إِنَّهُ رَجُلٌ حَدِيدٌ وَإِنَّكُمْ إِنْ لَمْ تَفْعَلُوا خِفْتُ أَنْ يُصِيبَنِي مِنْهُ أَذًى - قَالَ - فَأَبَوْا فَلَمَّا جَاءَ لَمْ يَبْدَأْ بِشَىْءٍ أَوَّلَ مِنْهُمْ فَقَالَ أَفَرَغْتُمْ مِنْ أَضْيَافِكُمْ قَالَ قَالُوا لاَ وَاللَّهِ مَا فَرَغْنَا . قَالَ أَلَمْ آمُرْ عَبْدَ الرَّحْمَنِ قَالَ وَتَنَحَّيْتُ عَنْهُ فَقَالَ يَا عَبْدَ الرَّحْمَنِ . قَالَ فَتَنَحَّيْتُ - قَالَ - فَقَالَ يَا غُنْثَرُ أَقْسَمْتُ عَلَيْكَ إِنْ كُنْتَ تَسْمَعُ صَوْتِي إِلاَّ جِئْتَ - قَالَ - فَجِئْتُ فَقُلْتُ وَاللَّهِ مَا لِي ذَنْبٌ هَؤُلاَءِ أَضْيَافُكَ فَسَلْهُمْ قَدْ أَتَيْتُهُمْ بِقِرَاهُمْ فَأَبَوْا أَنْ يَطْعَمُوا حَتَّى تَجِيءَ - قَالَ - فَقَالَ مَا لَكُمْ أَلاَ تَقْبَلُوا عَنَّا قِرَاكُمْ - قَالَ - فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ فَوَاللَّهِ لاَ أَطْعَمُهُ اللَّيْلَةَ - قَالَ - فَقَالُوا فَوَاللَّهِ لاَ نَطْعَمُهُ حَتَّى تَطْعَمَهُ . قَالَ فَمَا رَأَيْتُ كَالشَّرِّ كَاللَّيْلَةِ قَطُّ وَيْلَكُمْ مَا لَكُمْ أَنْ لاَ تَقْبَلُوا عَنَّا قِرَاكُمْ قَالَ ثُمَّ قَالَ أَمَّا الأُولَى فَمِنَ الشَّيْطَانِ هَلُمُّوا قِرَاكُمْ - قَالَ - فَجِيءَ بِالطَّعَامِ فَسَمَّى فَأَكَلَ وَأَكَلُوا - قَالَ - فَلَمَّا أَصْبَحَ غَدَا عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ بَرُّوا وَحَنِثْتُ - قَالَ - فَأَخْبَرَهُ فَقَالَ " بَلْ أَنْتَ أَبَرُّهُمْ وَأَخْيَرُهُمْ " . قَالَ وَلَمْ تَبْلُغْنِي كَفَّارَةٌ .

Hata bildir

Sahîh-i Müslim 2057 b metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü