Ebû Zer'in Ali'nin rehberliğiyle Peygamber'e ulaşıp Müslüman oluşu ve Mekke'de tevhidi haykırması.

Kaynak
Sahîh-i Müslim 2474, Kitap 44, Hadis 192
Türkçe meal

Abdullah b. Abbâs (radıyallahu anhümâ) şöyle rivayet etti:

Ebû Zer'e Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) Mekke'de peygamber olarak gönderildiği haberi ulaşınca kardeşine: “Şu vadiye bin (git) ve gökten kendisine haber geldiğini iddia eden bu adam hakkında benim için bilgi edin; onun sözünden dinle, sonra bana gel” dedi. Diğeri gidip Mekke'ye vardı, onun sözünden dinledi, sonra Ebû Zer'e dönerek: “Onu güzel ahlakı emrederken gördüm; şiir olmayan bir söz de (söylüyordu)” dedi. (Ebû Zer): “İstediğim konuda beni tatmin etmedin” dedi. Azık edindi, içinde su bulunan eski bir kırbasını yüklendi ve Mekke'ye vardı. Mescide gelip Peygamber'i (sallallahu aleyhi ve sellem) aradı; onu tanımıyordu ve (kimseye) onu sormaktan da hoşlanmadı. Sonunda onu gece yakaladı ve uzandı. Ali onu gördü ve garip olduğunu anladı. Onu görünce (Ebû Zer) peşinden gitti. Sabah oluncaya kadar ikisinden biri diğerine bir şey sormadı. Sonra (Ebû Zer) kırbacığını ve azığını mescide taşıdı; o günü de Peygamber'i (sallallahu aleyhi ve sellem) görmeden akşama kadar geçirdi. Sonra yattığı yere döndü. Ali yanından geçti ve: “Adamın konağını bilme vakti hâlâ gelmedi mi?” dedi. Onu kaldırıp beraberinde götürdü; ikisinden biri diğerine bir şey sormuyordu. Nihayet üçüncü gün olunca yine aynısını yaptı; Ali onu kaldırıp yanına aldı, sonra ona: “Seni bu beldeye getiren şeyi bana anlatmaz mısın?” dedi. (Ebû Zer): “Bana doğru yolu göstereceğine dair söz ve ahit verirsen (anlatırım)” dedi. (Ali söz) verdi, (Ebû Zer) de ona haber verdi. (Ali): “O haktır ve o, Allah'ın Resûlü'dür (sallallahu aleyhi ve sellem). Sabah olunca bana tâbi ol. Eğer senin için korktuğum bir şey görürsem su döküyormuş gibi dururum; yürürsem bana tâbi ol, ta ki benim girdiğim yere giresin” dedi. (Ebû Zer) öyle yaptı; onun ardından gitti; nihayet (Ali) Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) yanına girdi, (Ebû Zer) de onunla girdi. Onun sözünden dinledi ve oracıkta Müslüman oldu. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ona: “Kavmine dön ve benim emrim sana gelinceye kadar onlara haber ver” buyurdu. (Ebû Zer): “Canım elinde olana yemin ederim ki bunu onların arasında haykıracağım” dedi. Çıkıp mescide geldi ve en yüksek sesiyle: “Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur ve Muhammed Allah'ın Resûlü'dür” diye bağırdı. Topluluk ayaklandı; onu dövüp yere yatırdılar. Abbâs gelip üzerine kapandı ve: “Yazık size! Onun Gıfâr'dan olduğunu ve tüccarlarınızın Şam yolunun onların (yurdu) üzerinden geçtiğini bilmiyor musunuz?” dedi ve onu ellerinden kurtardı. Sonra (Ebû Zer) ertesi gün yine aynısını yaptı; ona saldırıp dövdüler; Abbâs üzerine kapandı ve onu kurtardı.

Sahîh-i Müslim 2474, Kitap 44, Hadis 192

Arapça metin
وَحَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنُ عَرْعَرَةَ السَّامِيُّ، وَمُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، - وَتَقَارَبَا فِي سِيَاقِ الْحَدِيثِ وَاللَّفْظُ لاِبْنِ حَاتِمٍ - قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ حَدَّثَنَا الْمُثَنَّى بْنُ سَعِيدٍ عَنْ أَبِي جَمْرَةَ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ لَمَّا بَلَغَ أَبَا ذَرٍّ مَبْعَثُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمَكَّةَ قَالَ لأَخِيهِ ارْكَبْ إِلَى هَذَا الْوَادِي فَاعْلَمْ لِي عِلْمَ هَذَا الرَّجُلِ الَّذِي يَزْعُمُ أَنَّهُ يَأْتِيهِ الْخَبَرُ مِنَ السَّمَاءِ فَاسْمَعْ مِنْ قَوْلِهِ ثُمَّ ائْتِنِي . فَانْطَلَقَ الآخَرُ حَتَّى قَدِمَ مَكَّةَ وَسَمِعَ مِنْ قَوْلِهِ ثُمَّ رَجَعَ إِلَى أَبِي ذَرٍّ فَقَالَ رَأَيْتُهُ يَأْمُرُ بِمَكَارِمِ الأَخْلاَقِ وَكَلاَمًا مَا هُوَ بِالشِّعْرِ . فَقَالَ مَا شَفَيْتَنِي فِيمَا أَرَدْتُ . فَتَزَوَّدَ وَحَمَلَ شَنَّةً لَهُ فِيهَا مَاءٌ حَتَّى قَدِمَ مَكَّةَ فَأَتَى الْمَسْجِدَ فَالْتَمَسَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَلاَ يَعْرِفُهُ وَكَرِهَ أَنْ يَسْأَلَ عَنْهُ حَتَّى أَدْرَكَهُ - يَعْنِي اللَّيْلَ - فَاضْطَجَعَ فَرَآهُ عَلِيٌّ فَعَرَفَ أَنَّهُ غَرِيبٌ فَلَمَّا رَآهُ تَبِعَهُ فَلَمْ يَسْأَلْ وَاحِدٌ مِنْهُمَا صَاحِبَهُ عَنْ شَىْءٍ حَتَّى أَصْبَحَ ثُمَّ احْتَمَلَ قُرَيْبَتَهُ وَزَادَهُ إِلَى الْمَسْجِدِ فَظَلَّ ذَلِكَ الْيَوْمَ وَلاَ يَرَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم حَتَّى أَمْسَى فَعَادَ إِلَى مَضْجَعِهِ فَمَرَّ بِهِ عَلِيٌّ فَقَالَ مَا أَنَى لِلرَّجُلِ أَنْ يَعْلَمَ مَنْزِلَهُ فَأَقَامَهُ فَذَهَبَ بِهِ مَعَهُ وَلاَ يَسْأَلُ وَاحِدٌ مِنْهُمَا صَاحِبَهُ عَنْ شَىْءٍ حَتَّى إِذَا كَانَ يَوْمُ الثَّالِثِ فَعَلَ مِثْلَ ذَلِكَ فَأَقَامَهُ عَلِيٌّ مَعَهُ ثُمَّ قَالَ لَهُ أَلاَ تُحَدِّثُنِي مَا الَّذِي أَقْدَمَكَ هَذَا الْبَلَدَ قَالَ إِنْ أَعْطَيْتَنِي عَهْدًا وَمِيثَاقًا لَتُرْشِدَنِّي فَعَلْتُ . فَفَعَلَ فَأَخْبَرَهُ فَقَالَ فَإِنَّهُ حَقٌّ وَهُوَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَإِذَا أَصْبَحْتَ فَاتَّبِعْنِي فَإِنِّي إِنْ رَأَيْتُ شَيْئًا أَخَافُ عَلَيْكَ قُمْتُ كَأَنِّي أُرِيقُ الْمَاءَ فَإِنْ مَضَيْتُ فَاتَّبِعْنِي حَتَّى تَدْخُلَ مَدْخَلِي . فَفَعَلَ فَانْطَلَقَ يَقْفُوهُ حَتَّى دَخَلَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَدَخَلَ مَعَهُ فَسَمِعَ مِنْ قَوْلِهِ وَأَسْلَمَ مَكَانَهُ فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " ارْجِعْ إِلَى قَوْمِكَ فَأَخْبِرْهُمْ حَتَّى يَأْتِيَكَ أَمْرِي " . فَقَالَ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لأَصْرُخَنَّ بِهَا بَيْنَ ظَهْرَانَيْهِمْ . فَخَرَجَ حَتَّى أَتَى الْمَسْجِدَ فَنَادَى بِأَعْلَى صَوْتِهِ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ . وَثَارَ الْقَوْمُ فَضَرَبُوهُ حَتَّى أَضْجَعُوهُ فَأَتَى الْعَبَّاسُ فَأَكَبَّ عَلَيْهِ فَقَالَ وَيْلَكُمْ أَلَسْتُمْ تَعْلَمُونَ أَنَّهُ مِنْ غِفَارٍ وَأَنَّ طَرِيقَ تُجَّارِكُمْ إِلَى الشَّامِ عَلَيْهِمْ . فَأَنْقَذَهُ مِنْهُمْ ثُمَّ عَادَ مِنَ الْغَدِ بِمِثْلِهَا وَثَارُوا إِلَيْهِ فَضَرَبُوهُ فَأَكَبَّ عَلَيْهِ الْعَبَّاسُ فَأَنْقَذَهُ .

Hata bildir

Sahîh-i Müslim 2474 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü