Kureyş Peygamber'e isyan edince, onlara Yûsuf'un yılları gibi kıtlık yıllarıyla beddua etti.

Kaynak
Sahîh-i Müslim 2798b, Kitap 52, Hadis 23
Türkçe meal

Mesrûk şöyle rivayet etti:

Abdullah'a bir adam gelip şöyle dedi: “Mescitte Kur'an'ı kendi görüşüyle tefsir eden bir adam bıraktım. ‘Göğün apaçık bir duman getireceği gün...’ (Duhân 44/10) âyetini tefsir ediyor ve ‘Kıyamet gününde insanlara bir duman gelir, nefeslerini tıkar; öyle ki onlara ondan nezle gibi bir şey isabet eder’ diyor.” Abdullah şöyle dedi: “Kim bir ilim bilirse onu söylesin; bilmeyen de ‘Allah daha iyi bilir’ desin. Çünkü kişinin bilmediği bir şey hakkında ‘Allah daha iyi bilir’ demesi, onun anlayışındandır. Bu (duman) şundan ibaretti: Kureyş Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) isyan edince, onlara Yûsuf'un yılları gibi yıllarla beddua etti. Onlara kıtlık ve meşakkat isabet etti; öyle ki kişi göğe bakıyor, sıkıntıdan kendisiyle gök arasında duman gibi bir şey görüyordu; hatta kemikleri yediler. Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) bir adam gelip: ‘Ey Allah'ın Resûlü! Mudar için Allah'tan mağfiret dile; çünkü onlar helak oldular’ dedi. (Resûlullah): ‘Mudar için mi? Sen gerçekten cüretkârsın!’ buyurdu.” (Abdullah) dedi ki: “(Resûlullah) onlar için Allah'a dua etti. Allah azze ve celle de ‘Biz azabı biraz kaldıracağız; ama siz (yine eski hâlinize) döneceksiniz’ (Duhân 44/15) âyetini indirdi.” (Abdullah) dedi ki: “Onlara yağmur yağdırıldı. Refaha kavuşunca —dedi— eski hâllerine döndüler. —Dedi ki— Bunun üzerine Allah azze ve celle şunu indirdi: ‘Göğün apaçık bir duman getireceği günü gözetle. (O duman) insanları sarar. Bu, acıklı bir azaptır.’ (Duhân 44/10-11) ‘Büyük bir yakalayışla yakalayacağımız gün, şüphesiz intikam alacağız.’ (Duhân 44/16)” (Abdullah) dedi ki: Bedir gününü kastediyor.

Sahîh-i Müslim 2798b, Kitap 52, Hadis 23

Arapça metin
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، وَوَكِيعٌ، ح وَحَدَّثَنِي أَبُو سَعِيدٍ، الأَشَجُّ أَخْبَرَنَا وَكِيعٌ، ح وَحَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، كُلُّهُمْ عَنِ الأَعْمَشِ، ح وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَأَبُو كُرَيْبٍ - وَاللَّفْظُ لِيَحْيَى - قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ مُسْلِمِ بْنِ صُبَيْحٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، قَالَ جَاءَ إِلَى عَبْدِ اللَّهِ رَجُلٌ فَقَالَ تَرَكْتُ فِي الْمَسْجِدِ رَجُلاً يُفَسِّرُ الْقُرْآنَ بِرَأْيِهِ يُفَسِّرُ هَذِهِ الآيَةَ { يَوْمَ تَأْتِي السَّمَاءُ بِدُخَانٍ مُبِينٍ} قَالَ يَأْتِي النَّاسَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ دُخَانٌ فَيَأْخُذُ بِأَنْفَاسِهِمْ حَتَّى يَأْخُذَهُمْ مِنْهُ كَهَيْئَةِ الزُّكَامِ . فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ مَنْ عَلِمَ عِلْمًا فَلْيَقُلْ بِهِ وَمَنْ لَمْ يَعْلَمْ فَلْيَقُلِ اللَّهُ أَعْلَمُ فَإِنَّ مِنْ فِقْهِ الرَّجُلِ أَنْ يَقُولَ لِمَا لاَ عِلْمَ لَهُ بِهِ اللَّهُ أَعْلَمُ . إِنَّمَا كَانَ هَذَا أَنَّ قُرَيْشًا لَمَّا اسْتَعْصَتْ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم دَعَا عَلَيْهِمْ بِسِنِينَ كَسِنِي يُوسُفَ فَأَصَابَهُمْ قَحْطٌ وَجَهْدٌ حَتَّى جَعَلَ الرَّجُلُ يَنْظُرُ إِلَى السَّمَاءِ فَيَرَى بَيْنَهُ وَبَيْنَهَا كَهَيْئَةِ الدُّخَانِ مِنَ الْجَهْدِ وَحَتَّى أَكَلُوا الْعِظَامَ فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم رَجُلٌ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ اسْتَغْفِرِ اللَّهَ لِمُضَرَ فَإِنَّهُمْ قَدْ هَلَكُوا فَقَالَ " لِمُضَرَ إِنَّكَ لَجَرِيءٌ " . قَالَ فَدَعَا اللَّهَ لَهُمْ فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ { إِنَّا كَاشِفُو الْعَذَابِ قَلِيلاً إِنَّكُمْ عَائِدُونَ} قَالَ فَمُطِرُوا فَلَمَّا أَصَابَتْهُمُ الرَّفَاهِيَةُ - قَالَ - عَادُوا إِلَى مَا كَانُوا عَلَيْهِ - قَالَ - فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ { فَارْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِي السَّمَاءُ بِدُخَانٍ مُبِينٍ * يَغْشَى النَّاسَ هَذَا عَذَابٌ أَلِيمٌ} { يَوْمَ نَبْطِشُ الْبَطْشَةَ الْكُبْرَى إِنَّا مُنْتَقِمُونَ} قَالَ يَعْنِي يَوْمَ بَدْرٍ .

Hata bildir

Sahîh-i Müslim 2798 b metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü