Sizden kim Deccâl'e yetişirse ona karşı Kehf sûresinin başlarını okusun.

Kaynak
Sahîh-i Müslim 2937a, Kitap 54, Hadis 134
Türkçe meal

Nevvâs b. Sem'ân (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir sabah Deccâl'i andı; onun hakkında (sesini) bazen alçalttı, bazen yükseltti; öyle ki onu hurmalığın bir köşesinde sandık. Akşam onun yanına gittiğimizde bu (korkuyu) bizde fark etti ve: “Ne oluyor size?” dedi. “Ey Allah'ın Resûlü, sabah Deccâl'i andın; onun hakkında (sesini) bazen alçaltıp bazen yükselttin; öyle ki onu hurmalığın bir köşesinde sandık” dedik. Şöyle buyurdu: “Sizin için en çok korktuğum şey Deccâl'den başkasıdır. Eğer ben aranızdayken çıkarsa, sizin yerinize ona karşı delil getirip onu ben yenerim. Eğer ben aranızda değilken çıkarsa, herkes kendi adına ona karşı delil getirir. Allah da her Müslüman üzerinde benim halifemdir (vekilimdir). O, kıvırcık saçlı bir gençtir; gözü dışarı fırlamıştır. Sanki onu Abdüluzzâ b. Katan'a benzetiyorum. Sizden kim ona yetişirse ona karşı Kehf sûresinin başlarını okusun. O, Şam ile Irak arasındaki bir yoldan çıkacak, sağa sola fesat saçacaktır. Ey Allah'ın kulları, sebat edin!”

“Ey Allah'ın Resûlü, onun yeryüzünde kalışı ne kadardır?” dedik. “Kırk gün; bir günü bir yıl gibi, bir günü bir ay gibi, bir günü bir hafta gibi, diğer günleri de sizin günleriniz gibidir” buyurdu. “Ey Allah'ın Resûlü, bir yıl gibi olan o günde bize bir günün namazı yeter mi?” dedik. “Hayır, onun için (vakitlerin) miktarını takdir edin” buyurdu. “Ey Allah'ın Resûlü, yeryüzündeki sürati nasıldır?” dedik. Şöyle buyurdu: “Rüzgârın arkadan sürdüğü yağmur gibidir. Bir kavme gelir, onları (kendisine) çağırır; ona iman eder ve davetine icabet ederler. Göğe emreder, yağmur yağar; yere emreder, bitki biter. Akşam olunca otlaktaki hayvanları, hörgüçleri her zamankinden yüksek, memeleri her zamankinden dolgun, böğürleri her zamankinden gergin olarak yanlarına döner. Sonra (başka bir) kavme gelir, onları çağırır; onlar onun sözünü reddederler. Onlardan ayrılır; onlar da kıtlığa uğramış olarak sabahlarlar, mallarından ellerinde hiçbir şey kalmaz. Bir harabeye uğrar ve ona: ‘Hazinelerini çıkar!’ der; harabenin hazineleri, arı beylerinin (ardındaki oğul) gibi onun peşine düşer. Sonra gençlikle dolu bir adamı çağırır, onu kılıçla vurup iki parçaya ayırır (ve parçaları birbirinden) bir ok atımı (uzağa atar). Sonra onu çağırır; (adam) yüzü parıldayarak, gülerek gelir.

O bu hâldeyken Allah, Meryem oğlu Mesîh'i gönderir. O, sarıya boyanmış iki elbise içinde, ellerini iki meleğin kanatları üzerine koymuş olarak Dımaşk'ın doğusundaki beyaz minarenin yanına iner. Başını eğdiğinde (ter) damlar, kaldırdığında ondan inci gibi gümüş taneleri dökülür. Nefesinin kokusunu alan hiçbir kâfir yaşayamaz, mutlaka ölür; nefesi de gözünün ulaştığı yere kadar ulaşır. (Îsâ) onu (Deccâl'i) arar, nihayet ona Lüd kapısında yetişip onu öldürür. Sonra Allah'ın ondan (Deccâl'den) koruduğu bir topluluk Meryem oğlu Îsâ'ya gelir; o da yüzlerini sıvazlar ve onlara cennetteki derecelerini haber verir.

O bu hâldeyken Allah, Îsâ'ya şöyle vahyeder: ‘Ben, kimsenin onlarla savaşmaya gücü yetmeyen birtakım kullarımı çıkardım; kullarımı Tûr'a sığındır.’ Allah, Ye'cûc ve Me'cûc'ü gönderir; onlar her tepeden akın ederler. Öncüleri Taberiye gölüne uğrar ve içindekini içerler. Sonuncuları (oradan) geçer ve: ‘Bir zamanlar burada su varmış’ derler. Allah'ın peygamberi Îsâ ve arkadaşları kuşatılır; öyle ki onlardan birine bir öküz başı, bugün sizden birine yüz dinardan daha hayırlı gelir. Allah'ın peygamberi Îsâ ve arkadaşları (Allah'a) yönelip yalvarırlar; Allah da onların (Ye'cûc ve Me'cûc'ün) boyunlarına bir kurtçuk (neğaf) gönderir; tek bir kişinin ölümü gibi (hep birden) ölü olarak sabahlarlar. Sonra Allah'ın peygamberi Îsâ ve arkadaşları (Tûr'dan) yere inerler; yeryüzünde, onların yağ kokusu ve leş kokusunun doldurmadığı bir karış yer bulamazlar. Allah'ın peygamberi Îsâ ve arkadaşları Allah'a yönelip yalvarırlar; Allah da boyunları Horasan develerinin boyunları gibi kuşlar gönderir; onları taşıyıp Allah'ın dilediği yere atarlar. Sonra Allah öyle bir yağmur gönderir ki ne kerpiç ev ne de kıl çadır ondan korur. Yeryüzünü yıkar ve onu ayna gibi bırakır. Sonra yere: ‘Meyveni bitir, bereketini geri ver!’ denir. O gün bir topluluk bir nardan yer ve kabuğunun gölgesinde gölgelenir. Süte bereket verilir; öyle ki sağmal bir deve büyük bir insan topluluğuna, sağmal bir inek bir kabileye, sağmal bir koyun da bir aileye yeter. Onlar bu hâldeyken Allah hoş bir rüzgâr gönderir; koltuklarının altından onları yakalar ve her mü'minin ve her Müslümanın ruhunu alır. İnsanların kötüleri kalır; orada eşekler gibi (açıktan) birbirleriyle cinsel ilişkiye girerler. Kıyamet de onların üzerine kopar.”

Sahîh-i Müslim 2937a, Kitap 54, Hadis 134

Arapça metin
حَدَّثَنَا أَبُو خَيْثَمَةَ، زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ، بْنُ يَزِيدَ بْنِ جَابِرٍ حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ جَابِرٍ الطَّائِيُّ، قَاضِي حِمْصَ حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ، جُبَيْرٍ عَنْ أَبِيهِ، جُبَيْرِ بْنِ نُفَيْرٍ الْحَضْرَمِيِّ أَنَّهُ سَمِعَ النَّوَّاسَ بْنَ سَمْعَانَ الْكِلاَبِيَّ، ح وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ مِهْرَانَ الرَّازِيُّ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ يَزِيدَ بْنِ جَابِرٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ جَابِرٍ الطَّائِيِّ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ جُبَيْرِ بْنِ، نُفَيْرٍ عَنْ أَبِيهِ، جُبَيْرِ بْنِ نُفَيْرٍ عَنِ النَّوَّاسِ بْنِ سَمْعَانَ، قَالَ ذَكَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الدَّجَّالَ ذَاتَ غَدَاةٍ فَخَفَّضَ فِيهِ وَرَفَّعَ حَتَّى ظَنَنَّاهُ فِي طَائِفَةِ النَّخْلِ فَلَمَّا رُحْنَا إِلَيْهِ عَرَفَ ذَلِكَ فِينَا فَقَالَ " مَا شَأْنُكُمْ " . قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ ذَكَرْتَ الدَّجَّالَ غَدَاةً فَخَفَّضْتَ فِيهِ وَرَفَّعْتَ حَتَّى ظَنَنَّاهُ فِي طَائِفَةِ النَّخْلِ . فَقَالَ " غَيْرُ الدَّجَّالِ أَخْوَفُنِي عَلَيْكُمْ إِنْ يَخْرُجْ وَأَنَا فِيكُمْ فَأَنَا حَجِيجُهُ دُونَكُمْ وَإِنْ يَخْرُجْ وَلَسْتُ فِيكُمْ فَامْرُؤٌ حَجِيجُ نَفْسِهِ وَاللَّهُ خَلِيفَتِي عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ إِنَّهُ شَابٌّ قَطَطٌ عَيْنُهُ طَافِئَةٌ كَأَنِّي أُشَبِّهُهُ بِعَبْدِ الْعُزَّى بْنِ قَطَنٍ فَمَنْ أَدْرَكَهُ مِنْكُمْ فَلْيَقْرَأْ عَلَيْهِ فَوَاتِحَ سُورَةِ الْكَهْفِ إِنَّهُ خَارِجٌ خَلَّةً بَيْنَ الشَّأْمِ وَالْعِرَاقِ فَعَاثَ يَمِينًا وَعَاثَ شِمَالاً يَا عِبَادَ اللَّهِ فَاثْبُتُوا " . قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا لَبْثُهُ فِي الأَرْضِ قَالَ " أَرْبَعُونَ يَوْمًا يَوْمٌ كَسَنَةٍ وَيَوْمٌ كَشَهْرٍ وَيَوْمٌ كَجُمُعَةٍ وَسَائِرُ أَيَّامِهِ كَأَيَّامِكُمْ " . قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ فَذَلِكَ الْيَوْمُ الَّذِي كَسَنَةٍ أَتَكْفِينَا فِيهِ صَلاَةُ يَوْمٍ قَالَ " لاَ اقْدُرُوا لَهُ قَدْرَهُ " . قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا إِسْرَاعُهُ فِي الأَرْضِ قَالَ " كَالْغَيْثِ اسْتَدْبَرَتْهُ الرِّيحُ فَيَأْتِي عَلَى الْقَوْمِ فَيَدْعُوهُمْ فَيُؤْمِنُونَ بِهِ وَيَسْتَجِيبُونَ لَهُ فَيَأْمُرُ السَّمَاءَ فَتُمْطِرُ وَالأَرْضَ فَتُنْبِتُ فَتَرُوحُ عَلَيْهِمْ سَارِحَتُهُمْ أَطْوَلَ مَا كَانَتْ ذُرًا وَأَسْبَغَهُ ضُرُوعًا وَأَمَدَّهُ خَوَاصِرَ ثُمَّ يَأْتِي الْقَوْمَ فَيَدْعُوهُمْ فَيَرُدُّونَ عَلَيْهِ قَوْلَهُ فَيَنْصَرِفُ عَنْهُمْ فَيُصْبِحُونَ مُمْحِلِينَ لَيْسَ بِأَيْدِيهِمْ شَىْءٌ مِنْ أَمْوَالِهِمْ وَيَمُرُّ بِالْخَرِبَةِ فَيَقُولُ لَهَا أَخْرِجِي كُنُوزَكِ . فَتَتْبَعُهُ كُنُوزُهَا كَيَعَاسِيبِ النَّحْلِ ثُمَّ يَدْعُو رَجُلاً مُمْتَلِئًا شَبَابًا فَيَضْرِبُهُ بِالسَّيْفِ فَيَقْطَعُهُ جَزْلَتَيْنِ رَمْيَةَ الْغَرَضِ ثُمَّ يَدْعُوهُ فَيُقْبِلُ وَيَتَهَلَّلُ وَجْهُهُ يَضْحَكُ فَبَيْنَمَا هُوَ كَذَلِكَ إِذْ بَعَثَ اللَّهُ الْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ فَيَنْزِلُ عِنْدَ الْمَنَارَةِ الْبَيْضَاءِ شَرْقِيَّ دِمَشْقَ بَيْنَ مَهْرُودَتَيْنِ وَاضِعًا كَفَّيْهِ عَلَى أَجْنِحَةِ مَلَكَيْنِ إِذَا طَأْطَأَ رَأَسَهُ قَطَرَ وَإِذَا رَفَعَهُ تَحَدَّرَ مِنْهُ جُمَانٌ كَاللُّؤْلُؤِ فَلاَ يَحِلُّ لِكَافِرٍ يَجِدُ رِيحَ نَفَسِهِ إِلاَّ مَاتَ وَنَفَسُهُ يَنْتَهِي حَيْثُ يَنْتَهِي طَرْفُهُ فَيَطْلُبُهُ حَتَّى يُدْرِكَهُ بِبَابِ لُدٍّ فَيَقْتُلُهُ ثُمَّ يَأْتِي عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ قَوْمٌ قَدْ عَصَمَهُمُ اللَّهُ مِنْهُ فَيَمْسَحُ عَنْ وُجُوهِهِمْ وَيُحَدِّثُهُمْ بِدَرَجَاتِهِمْ فِي الْجَنَّةِ فَبَيْنَمَا هُوَ كَذَلِكَ إِذْ أَوْحَى اللَّهُ إِلَى عِيسَى إِنِّي قَدْ أَخْرَجْتُ عِبَادًا لِي لاَ يَدَانِ لأَحَدٍ بِقِتَالِهِمْ فَحَرِّزْ عِبَادِي إِلَى الطُّورِ . وَيَبْعَثُ اللَّهُ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ وَهُمْ مِنْ كُلِّ حَدَبٍ يَنْسِلُونَ فَيَمُرُّ أَوَائِلُهُمْ عَلَى بُحَيْرَةِ طَبَرِيَّةَ فَيَشْرَبُونَ مَا فِيهَا وَيَمُرُّ آخِرُهُمْ فَيَقُولُونَ لَقَدْ كَانَ بِهَذِهِ مَرَّةً مَاءٌ . وَيُحْصَرُ نَبِيُّ اللَّهُ عِيسَى وَأَصْحَابُهُ حَتَّى يَكُونَ رَأْسُ الثَّوْرِ لأَحَدِهِمْ خَيْرًا مِنْ مِائَةِ دِينَارٍ لأَحَدِكُمُ الْيَوْمَ فَيَرْغَبُ نَبِيُّ اللَّهِ عِيسَى وَأَصْحَابُهُ فَيُرْسِلُ اللَّهُ عَلَيْهُمُ النَّغَفَ فِي رِقَابِهِمْ فَيُصْبِحُونَ فَرْسَى كَمَوْتِ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ ثُمَّ يَهْبِطُ نَبِيُّ اللَّهِ عِيسَى وَأَصْحَابُهُ إِلَى الأَرْضِ فَلاَ يَجِدُونَ فِي الأَرْضِ مَوْضِعَ شِبْرٍ إِلاَّ مَلأَهُ زَهَمُهُمْ وَنَتْنُهُمْ فَيَرْغَبُ نَبِيُّ اللَّهِ عِيسَى وَأَصْحَابُهُ إِلَى اللَّهِ فَيُرْسِلُ اللَّهُ طَيْرًا كَأَعْنَاقِ الْبُخْتِ فَتَحْمِلُهُمْ فَتَطْرَحُهُمْ حَيْثُ شَاءَ اللَّهُ ثُمَّ يُرْسِلُ اللَّهُ مَطَرًا لاَ يَكُنُّ مِنْهُ بَيْتُ مَدَرٍ وَلاَ وَبَرٍ فَيَغْسِلُ الأَرْضَ حَتَّى يَتْرُكَهَا كَالزَّلَفَةِ ثُمَّ يُقَالُ لِلأَرْضِ أَنْبِتِي ثَمَرَتَكِ وَرُدِّي بَرَكَتَكِ . فَيَوْمَئِذٍ تَأْكُلُ الْعِصَابَةُ مِنَ الرُّمَّانَةِ وَيَسْتَظِلُّونَ بِقِحْفِهَا وَيُبَارَكُ فِي الرِّسْلِ حَتَّى أَنَّ اللِّقْحَةَ مِنَ الإِبِلِ لَتَكْفِي الْفِئَامَ مِنَ النَّاسِ وَاللِّقْحَةَ مِنَ الْبَقَرِ لَتَكْفِي الْقَبِيلَةَ مِنَ النَّاسِ وَاللِّقْحَةَ مِنَ الْغَنَمِ لَتَكْفِي الْفَخِذَ مِنَ النَّاسِ فَبَيْنَمَا هُمْ كَذَلِكَ إِذْ بَعَثَ اللَّهُ رِيحًا طَيِّبَةً فَتَأْخُذُهُمْ تَحْتَ آبَاطِهِمْ فَتَقْبِضُ رُوحَ كُلِّ مُؤْمِنٍ وَكُلِّ مُسْلِمٍ وَيَبْقَى شِرَارُ النَّاسِ يَتَهَارَجُونَ فِيهَا تَهَارُجَ الْحُمُرِ فَعَلَيْهِمْ تَقُومُ السَّاعَةُ " .

Hata bildir

Sahîh-i Müslim 2937 a metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü