Alacalı, kel ve kör üç İsrâiloğlu'nun bir melekle imtihan edilmesi: Senden razı olundu, iki arkadaşına gazap edildi.

Kaynak
Sahîh-i Müslim 2964, Kitap 55, Hadis 15
Türkçe meal

Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:

Peygamber'i (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyururken işittim: “İsrâiloğulları arasında alacalı (abraş), kel ve kör üç kişi vardı. Allah onları imtihan etmek istedi ve onlara bir melek gönderdi. (Melek) alacalıya gelip: ‘En çok neyi istersin?’ dedi. O: ‘Güzel bir renk, güzel bir deri ve insanların benden tiksinmesine sebep olan şeyin benden gitmesini’ dedi. (Melek) onu sıvazladı; tiksindirici hali ondan gitti ve kendisine güzel bir renk ve güzel bir deri verildi. (Melek): ‘Hangi malı daha çok seversin?’ dedi. O: ‘Deveyi’ —ya da ‘sığırı’ dedi; İshâk şüphe etmiştir; ancak alacalı ile kelden biri ‘deve’, diğeri ‘sığır’ demiştir— dedi. Ona on aylık gebe bir dişi deve verildi ve (melek): ‘Allah onu sana mübarek kılsın’ dedi. Sonra (melek) kele gelip: ‘En çok neyi istersin?’ dedi. O: ‘Güzel bir saç ve insanların benden tiksinmesine sebep olan bu halin benden gitmesini’ dedi. (Melek) onu sıvazladı; (o hali) ondan gitti ve kendisine güzel bir saç verildi. (Melek): ‘Hangi malı daha çok seversin?’ dedi. O: ‘Sığırı’ dedi. Ona gebe bir inek verildi ve (melek): ‘Allah onu sana mübarek kılsın’ dedi. Sonra (melek) köre gelip: ‘En çok neyi istersin?’ dedi. O: ‘Allah'ın gözümü bana geri vermesini ki onunla insanları göreyim’ dedi. (Melek) onu sıvazladı ve Allah gözünü ona geri verdi. (Melek): ‘Hangi malı daha çok seversin?’ dedi. O: ‘Koyunu’ dedi. Ona yavrulamak üzere olan bir koyun verildi. Derken o ikisi (deve ile inek) yavruladı, bu da (koyun) doğurdu. Öyle ki birinin bir vadi dolusu devesi, diğerinin bir vadi dolusu sığırı, ötekinin de bir vadi dolusu koyunu oldu. Sonra (melek) alacalıya (onun eski) suret ve kılığında gelip şöyle dedi: ‘Ben yoksul bir adamım; yolculuğumda bütün imkânlarım tükendi. Bugün (varacağım yere) ulaşmam ancak Allah'ın, sonra senin yardımınla olur. Sana güzel rengi, güzel deriyi ve malı veren (Allah) adına senden, yolculuğumda üzerinde (yurduma) ulaşacağım bir deve istiyorum.’ O: ‘Haklar (yükümlülükler) çoktur’ dedi. (Melek) ona: ‘Sanki seni tanıyorum; sen insanların tiksindiği alacalı, fakir biri değil miydin, sonra Allah sana (bu malı) vermedi mi?’ dedi. O: ‘Ben bu malı ancak büyükten büyüğe (atalarımdan) miras aldım’ dedi. (Melek): ‘Eğer yalancıysan Allah seni eski haline döndürsün’ dedi. (Melek) kele de (onun eski) suretinde geldi; ona, öbürüne söylediğinin aynısını söyledi; o da öbürünün verdiği cevabın aynısını verdi. (Melek): ‘Eğer yalancıysan Allah seni eski haline döndürsün’ dedi. (Melek) köre de (onun eski) suret ve kılığında gelip şöyle dedi: ‘Ben yoksul bir adam ve bir yolcuyum; yolculuğumda bütün imkânlarım tükendi. Bugün (varacağım yere) ulaşmam ancak Allah'ın, sonra senin yardımınla olur. Gözünü sana geri veren (Allah) adına senden, yolculuğumda onunla (yurduma) ulaşacağım bir koyun istiyorum.’ O şöyle dedi: ‘Ben gerçekten kördüm, Allah gözümü bana geri verdi. Dilediğini al, dilediğini bırak. Allah'a yemin olsun ki bugün Allah için aldığın hiçbir şeyde sana zorluk çıkarmayacağım.’ (Melek): ‘Malını kendine sakla! Siz ancak imtihan edildiniz. Senden razı olundu, iki arkadaşına ise gazap edildi’ dedi.”

Sahîh-i Müslim 2964, Kitap 55, Hadis 15

Arapça metin
حَدَّثَنَا شَيْبَانُ بْنُ فَرُّوخَ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي عَمْرَةَ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّ ثَلاَثَةً فِي بَنِي إِسْرَائِيلَ أَبْرَصَ وَأَقْرَعَ وَأَعْمَى فَأَرَادَ اللَّهُ أَنْ يَبْتَلِيَهُمْ فَبَعَثَ إِلَيْهِمْ مَلَكًا فَأَتَى الأَبْرَصَ فَقَالَ أَىُّ شَىْءٍ أَحَبُّ إِلَيْكَ قَالَ لَوْنٌ حَسَنٌ وَجِلْدٌ حَسَنٌ وَيَذْهَبُ عَنِّي الَّذِي قَدْ قَذِرَنِي النَّاسُ . قَالَ فَمَسَحَهُ فَذَهَبَ عَنْهُ قَذَرُهُ وَأُعْطِيَ لَوْنًا حَسَنًا وَجِلْدًا حَسَنًا قَالَ فَأَىُّ الْمَالِ أَحَبُّ إِلَيْكَ قَالَ الإِبِلُ - أَوْ قَالَ الْبَقَرُ شَكَّ إِسْحَاقُ - إِلاَّ أَنَّ الأَبْرَصَ أَوِ الأَقْرَعَ قَالَ أَحَدُهُمَا الإِبِلُ وَقَالَ الآخَرُ الْبَقَرُ - قَالَ فَأُعْطِيَ نَاقَةً عُشَرَاءَ فَقَالَ بَارَكَ اللَّهُ لَكَ فِيهَا - قَالَ - فَأَتَى الأَقْرَعَ فَقَالَ أَىُّ شَىْءٍ أَحَبُّ إِلَيْكَ قَالَ شَعَرٌ حَسَنٌ وَيَذْهَبُ عَنِّي هَذَا الَّذِي قَذِرَنِي النَّاسُ . قَالَ فَمَسَحَهُ فَذَهَبَ عَنْهُ وَأُعْطِيَ شَعَرًا حَسَنًا - قَالَ - فَأَىُّ الْمَالِ أَحَبُّ إِلَيْكَ قَالَ الْبَقَرُ . فَأُعْطِيَ بَقَرَةً حَامِلاً فَقَالَ بَارَكَ اللَّهُ لَكَ فِيهَا - قَالَ - فَأَتَى الأَعْمَى فَقَالَ أَىُّ شَىْءٍ أَحَبُّ إِلَيْكَ قَالَ أَنْ يَرُدَّ اللَّهُ إِلَىَّ بَصَرِي فَأُبْصِرَ بِهِ النَّاسَ - قَالَ - فَمَسَحَهُ فَرَدَّ اللَّهُ إِلَيْهِ بَصَرَهُ . قَالَ فَأَىُّ الْمَالِ أَحَبُّ إِلَيْكَ قَالَ الْغَنَمُ . فَأُعْطِيَ شَاةً وَالِدًا فَأُنْتِجَ هَذَانِ وَوَلَّدَ هَذَا - قَالَ - فَكَانَ لِهَذَا وَادٍ مِنَ الإِبِلِ وَلِهَذَا وَادٍ مِنَ الْبَقَرِ وَلِهَذَا وَادٍ مِنَ الْغَنَمِ . قَالَ ثُمَّ إِنَّهُ أَتَى الأَبْرَصَ فِي صُورَتِهِ وَهَيْئَتِهِ فَقَالَ رَجُلٌ مِسْكِينٌ قَدِ انْقَطَعَتْ بِيَ الْحِبَالُ فِي سَفَرِي فَلاَ بَلاَغَ لِيَ الْيَوْمَ إِلاَّ بِاللَّهِ ثُمَّ بِكَ أَسْأَلُكَ بِالَّذِي أَعْطَاكَ اللَّوْنَ الْحَسَنَ وَالْجِلْدَ الْحَسَنَ وَالْمَالَ بَعِيرًا أَتَبَلَّغُ عَلَيْهِ فِي سَفَرِي . فَقَالَ الْحُقُوقُ كَثِيرَةٌ . فَقَالَ لَهُ كَأَنِّي أَعْرِفُكَ أَلَمْ تَكُنْ أَبْرَصَ يَقْذَرُكَ النَّاسُ فَقِيرًا فَأَعْطَاكَ اللَّهُ فَقَالَ إِنَّمَا وَرِثْتُ هَذَا الْمَالَ كَابِرًا عَنْ كَابِرٍ . فَقَالَ إِنْ كُنْتَ كَاذِبًا فَصَيَّرَكَ اللَّهُ إِلَى مَا كُنْتَ . قَالَ وَأَتَى الأَقْرَعَ فِي صُورَتِهِ فَقَالَ لَهُ مِثْلَ مَا قَالَ لِهَذَا وَرَدَّ عَلَيْهِ مِثْلَ مَا رَدَّ عَلَى هَذَا فَقَالَ إِنْ كُنْتَ كَاذِبًا فَصَيَّرَكَ اللَّهُ إِلَى مَا كُنْتَ . قَالَ وَأَتَى الأَعْمَى فِي صُورَتِهِ وَهَيْئَتِهِ فَقَالَ رَجُلٌ مِسْكِينٌ وَابْنُ سَبِيلٍ انْقَطَعَتْ بِيَ الْحِبَالُ فِي سَفَرِي فَلاَ بَلاَغَ لِيَ الْيَوْمَ إِلاَّ بِاللَّهِ ثُمَّ بِكَ أَسْأَلُكَ بِالَّذِي رَدَّ عَلَيْكَ بَصَرَكَ شَاةً أَتَبَلَّغُ بِهَا فِي سَفَرِي فَقَالَ قَدْ كُنْتُ أَعْمَى فَرَدَّ اللَّهُ إِلَىَّ بَصَرِي فَخُذْ مَا شِئْتَ وَدَعْ مَا شِئْتَ فَوَاللَّهِ لاَ أَجْهَدُكَ الْيَوْمَ شَيْئًا أَخَذْتَهُ لِلَّهِ فَقَالَ أَمْسِكْ مَالَكَ فَإِنَّمَا ابْتُلِيتُمْ فَقَدْ رُضِيَ عَنْكَ وَسُخِطَ عَلَى صَاحِبَيْكَ .

Hata bildir

Sahîh-i Müslim 2964 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü