Ebû Mûsâ: Namaz vaktini sorana iki gün kıldırıp "Vakit, bu ikisinin arasıdır" buyurdu.

Kaynak
Sahîh-i Müslim 614a, Kitap 5, Hadis 227
Türkçe meal

Ebû Mûsâ el-Eş'arî (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:

Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) bir soran gelip ona namaz vakitlerini sordu; (Resûlullah) ona bir cevap vermedi. (Ebû Mûsâ) dedi ki: (Resûlullah) fecir yarıldığında, insanlar neredeyse birbirlerini tanıyamazken sabah namazı için kamet getirtti. Sonra (Bilâl'e) emretti; güneş zevale erdiğinde öğle için kamet getirdi. (O sırada) birisi “Gün yarılandı” diyordu; oysa o (Resûlullah) onlardan daha iyi biliyordu. Sonra ona emretti; güneş yüksekken ikindi için kamet getirdi. Sonra ona emretti; güneş battığında akşam için kamet getirdi. Sonra ona emretti; şafak kaybolduğunda yatsı için kamet getirdi. Sonra ertesi gün sabahı geciktirdi; öyle ki ondan döndüğünde birisi “Güneş doğdu ya da doğmak üzere” diyordu. Sonra öğleyi, dünkü ikindi vaktine yakın oluncaya kadar geciktirdi. Sonra ikindiyi geciktirdi; öyle ki ondan döndüğünde birisi “Güneş kızardı” diyordu. Sonra akşamı şafağın kaybolması (vakti)ne kadar geciktirdi. Sonra yatsıyı gecenin ilk üçte biri (geçinceye) kadar geciktirdi. Sonra sabah olunca soranı çağırdı ve: “Vakit, bu ikisinin arasıdır” buyurdu.

Sahîh-i Müslim 614a, Kitap 5, Hadis 227

Arapça metin
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا بَدْرُ بْنُ عُثْمَانَ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي مُوسَى، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ أَتَاهُ سَائِلٌ يَسْأَلُهُ عَنْ مَوَاقِيتِ الصَّلاَةِ فَلَمْ يَرُدَّ عَلَيْهِ شَيْئًا - قَالَ - فَأَقَامَ الْفَجْرَ حِينَ انْشَقَّ الْفَجْرُ وَالنَّاسُ لاَ يَكَادُ يَعْرِفُ بَعْضُهُمْ بَعْضًا ثُمَّ أَمَرَهُ فَأَقَامَ بِالظُّهْرِ حِينَ زَالَتِ الشَّمْسُ وَالْقَائِلُ يَقُولُ قَدِ انْتَصَفَ النَّهَارُ وَهُوَ كَانَ أَعْلَمَ مِنْهُمْ ثُمَّ أَمَرَهُ فَأَقَامَ بِالْعَصْرِ وَالشَّمْسُ مُرْتَفِعَةٌ ثُمَّ أَمَرَهُ فَأَقَامَ بِالْمَغْرِبِ حِينَ وَقَعَتِ الشَّمْسُ ثُمَّ أَمَرَهُ فَأَقَامَ الْعِشَاءَ حِينَ غَابَ الشَّفَقُ ثُمَّ أَخَّرَ الْفَجْرَ مِنَ الْغَدِ حَتَّى انْصَرَفَ مِنْهَا وَالْقَائِلُ يَقُولُ قَدْ طَلَعَتِ الشَّمْسُ أَوْ كَادَتْ ثُمَّ أَخَّرَ الظُّهْرَ حَتَّى كَانَ قَرِيبًا مِنْ وَقْتِ الْعَصْرِ بِالأَمْسِ ثُمَّ أَخَّرَ الْعَصْرَ حَتَّى انْصَرَفَ مِنْهَا وَالْقَائِلُ يَقُولُ قَدِ احْمَرَّتِ الشَّمْسُ ثُمَّ أَخَّرَ الْمَغْرِبَ حَتَّى كَانَ عِنْدَ سُقُوطِ الشَّفَقِ ثُمَّ أَخَّرَ الْعِشَاءَ حَتَّى كَانَ ثُلُثُ اللَّيْلِ الأَوَّلُ ثُمَّ أَصْبَحَ فَدَعَا السَّائِلَ فَقَالَ " الْوَقْتُ بَيْنَ هَذَيْنِ " .

Hata bildir

Sahîh-i Müslim 614 a metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü