Altın ve gümüşün hakkını vermeyenin kıyamet günü böğrü, alnı ve sırtı cehennem ateşinde kızdırılmış levhalarla dağlanır.

Kaynak
Sahîh-i Müslim 987a, Kitap 12, Hadis 28
Türkçe meal

Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Altın ve gümüş sahibi olup da onun hakkını vermeyen hiç kimse yoktur ki, kıyamet günü olunca onun için ateşten levhalar dövülmesin. Bunlar cehennem ateşinde kızdırılır ve onlarla böğrü, alnı ve sırtı dağlanır. Levhalar her soğudukça, miktarı elli bin yıl olan bir günde, kullar arasında hüküm verilinceye kadar ona yeniden (kızdırılıp) getirilir. Sonra yolunu, ya cennete ya cehenneme (gittiğini) görür.”

“Ey Allah'ın Resûlü! Ya develer?” denildi. Şöyle buyurdu: “Deve sahibi olup da onun hakkını vermeyen —sulandığı gün sağılıp (sütünün dağıtılması) da onun hakkındandır— hiç kimse yoktur ki, kıyamet günü olunca onlar için geniş, düz bir yere yüzüstü yatırılmasın. Develer, en besili oldukları hâlde (gelirler); tek bir yavruyu bile eksik bulmaz. Onu tabanlarıyla çiğner, ağızlarıyla ısırırlar. İlki üzerinden her geçtikçe, miktarı elli bin yıl olan bir günde, kullar arasında hüküm verilinceye kadar sonuncusu geri getirilir. Sonra yolunu, ya cennete ya cehenneme (gittiğini) görür.”

“Ey Allah'ın Resûlü! Ya sığır ve koyunlar?” denildi. Şöyle buyurdu: “Sığır ve koyun sahibi olup da onların hakkını vermeyen hiç kimse yoktur ki, kıyamet günü olunca onlar için geniş, düz bir yere yüzüstü yatırılmasın. Onlardan hiçbirini eksik bulmaz; aralarında boynuzu kıvrık, boynuzsuz ya da boynuzu kırık olan bulunmaz. Onu boynuzlarıyla süser, tırnaklarıyla çiğnerler. İlki üzerinden her geçtikçe, miktarı elli bin yıl olan bir günde, kullar arasında hüküm verilinceye kadar sonuncusu geri getirilir. Sonra yolunu, ya cennete ya cehenneme (gittiğini) görür.”

“Ey Allah'ın Resûlü! Ya atlar?” denildi. Şöyle buyurdu: “Atlar üç çeşittir: Biri için günah yüküdür, biri için örtüdür, biri için de sevaptır. Günah yükü olana gelince, onu gösteriş, övünme ve Müslümanlara düşmanlık için besleyen adamdır; bu onun için günah yüküdür. Örtü olana gelince, onu Allah yolunda besleyen, sonra onların sırtlarında ve boyunlarında Allah'ın hakkını unutmayan adamdır; bu onun için örtüdür. Sevap olana gelince, onu Müslümanlar için Allah yolunda bir çayır ya da bahçede besleyen adamdır. O çayırdan ya da bahçeden ne yerse, yediği miktarınca ona sevaplar yazılır; tezekleri ve idrarları sayısınca da ona sevaplar yazılır. İpini koparıp bir iki tepe koşsa, Allah izleri ve tezekleri sayısınca ona sevaplar yazar. Sahibi onu bir nehrin yanından geçirip de, sulamak istemediği hâlde ondan içse, Allah içtiği miktarca ona sevaplar yazar.”

“Ey Allah'ın Resûlü! Ya merkepler?” denildi. Şöyle buyurdu: “Merkepler hakkında bana, şu tek ve kapsamlı âyetten başka bir şey indirilmedi: 'Kim zerre ağırlığınca hayır işlerse onu görür; kim de zerre ağırlığınca şer işlerse onu görür.' (Zilzâl 99/7-8)”

Sahîh-i Müslim 987a, Kitap 12, Hadis 28

Arapça metin
وَحَدَّثَنِي سُوَيْدُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا حَفْصٌ، - يَعْنِي ابْنَ مَيْسَرَةَ الصَّنْعَانِيَّ - عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، أَنَّ أَبَا صَالِحٍ، ذَكْوَانَ أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا مِنْ صَاحِبِ ذَهَبٍ وَلاَ فِضَّةٍ لاَ يُؤَدِّي مِنْهَا حَقَّهَا إِلاَّ إِذَا كَانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ صُفِّحَتْ لَهُ صَفَائِحَ مِنْ نَارٍ فَأُحْمِيَ عَلَيْهَا فِي نَارِ جَهَنَّمَ فَيُكْوَى بِهَا جَنْبُهُ وَجَبِينُهُ وَظَهْرُهُ كُلَّمَا بَرَدَتْ أُعِيدَتْ لَهُ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ حَتَّى يُقْضَى بَيْنَ الْعِبَادِ فَيُرَى سَبِيلُهُ إِمَّا إِلَى الْجَنَّةِ وَإِمَّا إِلَى النَّارِ " . قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَالإِبِلُ قَالَ " وَلاَ صَاحِبُ إِبِلٍ لاَ يُؤَدِّي مِنْهَا حَقَّهَا وَمِنْ حَقِّهَا حَلَبُهَا يَوْمَ وِرْدِهَا إِلاَّ إِذَا كَانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ بُطِحَ لَهَا بِقَاعٍ قَرْقَرٍ أَوْفَرَ مَا كَانَتْ لاَ يَفْقِدُ مِنَهَا فَصِيلاً وَاحِدًا تَطَؤُهُ بِأَخْفَافِهَا وَتَعَضُّهُ بِأَفْوَاهِهَا كُلَّمَا مَرَّ عَلَيْهِ أُولاَهَا رُدَّ عَلَيْهِ أُخْرَاهَا فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ حَتَّى يُقْضَى بَيْنَ الْعِبَادِ فَيُرَى سَبِيلُهُ إِمَّا إِلَى الْجَنَّةِ وَإِمَّا إِلَى النَّارِ " . قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَالْبَقَرُ وَالْغَنَمُ قَالَ " وَلاَ صَاحِبُ بَقَرٍ وَلاَ غَنَمٍ لاَ يُؤَدِّي مِنْهَا حَقَّهَا إِلاَّ إِذَا كَانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ بُطِحَ لَهَا بِقَاعٍ قَرْقَرٍ لاَ يَفْقِدُ مِنْهَا شَيْئًا لَيْسَ فِيهَا عَقْصَاءُ وَلاَ جَلْحَاءُ وَلاَ عَضْبَاءُ تَنْطِحُهُ بِقُرُونِهَا وَتَطَؤُهُ بِأَظْلاَفِهَا كُلَّمَا مَرَّ عَلَيْهِ أُولاَهَا رُدَّ عَلَيْهِ أُخْرَاهَا فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ حَتَّى يُقْضَى بَيْنَ الْعِبَادِ فَيُرَى سَبِيلُهُ إِمَّا إِلَى الْجَنَّةِ وَإِمَّا إِلَى النَّارِ " . قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَالْخَيْلُ قَالَ " الْخَيْلُ ثَلاَثَةٌ هِيَ لِرَجُلٍ وِزْرٌ وَهِيَ لِرَجُلٍ سِتْرٌ وَهِيَ لِرَجُلٍ أَجْرٌ فَأَمَّا الَّتِي هِيَ لَهُ وِزْرٌ فَرَجُلٌ رَبَطَهَا رِيَاءً وَفَخْرًا وَنِوَاءً عَلَى أَهْلِ الإِسْلاَمِ فَهِيَ لَهُ وِزْرٌ وَأَمَّا الَّتِي هِيَ لَهُ سِتْرٌ فَرَجُلٌ رَبَطَهَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ ثُمَّ لَمْ يَنْسَ حَقَّ اللَّهِ فِي ظُهُورِهَا وَلاَ رِقَابِهَا فَهِيَ لَهُ سِتْرٌ وَأَمَّا الَّتِي هِيَ لَهُ أَجْرٌ فَرَجُلٌ رَبَطَهَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ لأَهْلِ الإِسْلاَمِ فِي مَرْجٍ وَرَوْضَةٍ فَمَا أَكَلَتْ مِنْ ذَلِكَ الْمَرْجِ أَوِ الرَّوْضَةِ مِنْ شَىْءٍ إِلاَّ كُتِبَ لَهُ عَدَدَ مَا أَكَلَتْ حَسَنَاتٌ وَكُتِبَ لَهُ عَدَدَ أَرْوَاثِهَا وَأَبْوَالِهَا حَسَنَاتٌ وَلاَ تَقْطَعُ طِوَلَهَا فَاسْتَنَّتْ شَرَفًا أَوْ شَرَفَيْنِ إِلاَّ كَتَبَ اللَّهُ لَهُ عَدَدَ آثَارِهَا وَأَرْوَاثِهَا حَسَنَاتٍ وَلاَ مَرَّ بِهَا صَاحِبُهَا عَلَى نَهْرٍ فَشَرِبَتْ مِنْهُ وَلاَ يُرِيدُ أَنْ يَسْقِيَهَا إِلاَّ كَتَبَ اللَّهُ لَهُ عَدَدَ مَا شَرِبَتْ حَسَنَاتٍ " . قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَالْحُمُرُ قَالَ " مَا أُنْزِلَ عَلَىَّ فِي الْحُمُرِ شَىْءٌ إِلاَّ هَذِهِ الآيَةُ الْفَاذَّةُ الْجَامِعَةُ { فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ * وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ} " .

Hata bildir

Sahîh-i Müslim 987 a metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü