Mümin can çekişirken rahmet melekleri beyaz bir ipek kumaşla ona gelir.

Kaynak
Sünen-i Nesâî 1833, Kitap 21, Hadis 16
Sahih
Türkçe meal

Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:

Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Mümin can çekişirken rahmet melekleri beyaz bir ipek kumaşla ona gelir ve şöyle derler: ‘(Ey ruh!) Razı olmuş ve kendisinden razı olunmuş olarak Allah'ın rahmetine, güzel rızka ve öfkeli olmayan bir Rabbe çık!’ Ruh, misk kokusunun en güzeli gibi çıkar. Öyle ki (melekler) onu birbirlerine elden ele verirler; nihayet onu göğün kapısına getirirler ve ‘Yeryüzünden size gelen bu koku ne güzel!’ derler. Sonra onu müminlerin ruhlarına getirirler. Onlar ona, sizden birinin gelen yolcusuna sevindiğinden daha çok sevinirler. Ona ‘Falan ne yaptı? Falan ne yaptı?’ diye sorarlar. (Bazıları) ‘Bırakın onu, o dünyanın tasası içindeydi’ derler. (Sorulan biri için) ‘O size gelmedi mi?’ deyince, ‘O, anası Hâviye'ye götürüldü’ derler. Kâfir can çekişirken ise azap melekleri ona kaba bir çulla gelir ve ‘Öfkelenmiş ve kendisine öfkelenilmiş olarak Allah'ın (azze ve celle) azabına çık!’ derler. Ruh, leş kokusunun en pisi gibi çıkar; nihayet onu yerin kapısına getirirler ve ‘Bu koku ne pis!’ derler. Sonunda onu kâfirlerin ruhlarına getirirler.”

Sünen-i Nesâî 1833, Kitap 21, Hadis 16

Arapça metin
أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ هِشَامٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ قَسَامَةَ بْنِ زُهَيْرٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا حُضِرَ الْمُؤْمِنُ أَتَتْهُ مَلاَئِكَةُ الرَّحْمَةِ بِحَرِيرَةٍ بَيْضَاءَ فَيَقُولُونَ اخْرُجِي رَاضِيَةً مَرْضِيًّا عَنْكِ إِلَى رَوْحِ اللَّهِ وَرَيْحَانٍ وَرَبٍّ غَيْرِ غَضْبَانَ . فَتَخْرُجُ كَأَطْيَبِ رِيحِ الْمِسْكِ حَتَّى أَنَّهُ لَيُنَاوِلُهُ بَعْضُهُمْ بَعْضًا حَتَّى يَأْتُونَ بِهِ بَابَ السَّمَاءِ فَيَقُولُونَ مَا أَطْيَبَ هَذِهِ الرِّيحَ الَّتِي جَاءَتْكُمْ مِنَ الأَرْضِ . فَيَأْتُونَ بِهِ أَرْوَاحَ الْمُؤْمِنِينَ فَلَهُمْ أَشَدُّ فَرَحًا بِهِ مِنْ أَحَدِكُمْ بِغَائِبِهِ يَقْدَمُ عَلَيْهِ فَيَسْأَلُونَهُ مَاذَا فَعَلَ فُلاَنٌ مَاذَا فَعَلَ فُلاَنٌ فَيَقُولُونَ دَعُوهُ فَإِنَّهُ كَانَ فِي غَمِّ الدُّنْيَا فَإِذَا قَالَ أَمَا أَتَاكُمْ قَالُوا ذُهِبَ بِهِ إِلَى أُمِّهِ الْهَاوِيَةِ وَإِنَّ الْكَافِرَ إِذَا احْتُضِرَ أَتَتْهُ مَلاَئِكَةُ الْعَذَابِ بِمِسْحٍ فَيَقُولُونَ اخْرُجِي سَاخِطَةً مَسْخُوطًا $$عَلَيْكِ إِلَى عَذَابِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ . فَتَخْرُجُ كَأَنْتَنِ رِيحِ جِيفَةٍ حَتَّى يَأْتُونَ بِهِ بَابَ الأَرْضِ فَيَقُولُونَ مَا أَنْتَنَ هَذِهِ الرِّيحَ حَتَّى يَأْتُونَ بِهِ أَرْوَاحَ الْكُفَّارِ .

Hata bildir

Sünen-i Nesâî 1833 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü