Câhiliye döneminde yapılan ilk kasâme ve yemin eden kırk sekiz kişinin bir yıl dolmadan ölmesi

Kaynak
Sünen-i Nesâî 4706, Kitap 45, Hadis 1
Sahih
Türkçe meal

Abdullah b. Abbâs (radıyallahu anhümâ) şöyle rivayet etti:

Câhiliye döneminde yapılan ilk kasâme şöyleydi: Benî Hâşim'den bir adamı, Kureyş'in kollarından birine mensup bir adam ücretle tutmuştu. (Râvi) dedi ki: Hâşimî, onun develerinin başında onunla birlikte yola çıktı. Derken yanına Benî Hâşim'den, çuvalının kulpu kopmuş bir adam uğradı ve: “Bana bir köstek ipiyle yardım et de çuvalımın kulpunu onunla bağlayayım, develer ürkmesin” dedi. O da ona çuvalının kulpunu bağlaması için bir köstek ipi verdi. Konakladıklarında bir deve hariç bütün develer bağlandı. Onu ücretle tutan adam: “Develerin arasında bu devenin bağlanmamasının sebebi ne?” dedi. “Onun köstek ipi yok” dedi. “Peki ipi nerede?” deyince şöyle dedi: “Benî Hâşim'den, çuvalının kulpu kopmuş bir adam yanıma uğradı, benden yardım istedi ve: ‘Bana bir köstek ipiyle yardım et de çuvalımın kulpunu onunla bağlayayım, develer ürkmesin’ dedi. Ben de ona bir köstek ipi verdim.” Bunun üzerine adam ona bir sopa fırlattı; eceli o sopada oldu. (Ölmek üzereyken) yanına Yemenlilerden bir adam uğradı. Ona: “Hac mevsiminde bulunacak mısın?” dedi. “Bulunmam; ama bazen bulunurum” dedi. “Zamanın birinde benden bir haberi ulaştırır mısın?” dedi. “Evet” dedi. “Hac mevsiminde bulunduğunda 'Ey Kureyş ailesi!' diye seslen. Sana cevap verirlerse 'Ey Hâşim ailesi!' diye seslen. Sana cevap verirlerse Ebû Tâlib'i sor ve ona, falanın beni bir köstek ipi yüzünden öldürdüğünü haber ver” dedi. Ücretle tutulan adam öldü. Onu tutan adam (Mekke'ye) gelince Ebû Tâlib yanına gelip: “Adamımıza ne oldu?” dedi. “Hastalandı, ona iyi baktım; sonra öldü, ben de konaklayıp onu defnettim” dedi. Ebû Tâlib: “O, senden buna lâyıktı” dedi. Bir süre geçti. Sonra kendisine haberi ulaştırması vasiyet edilen Yemenli adam hac mevsiminde geldi ve: “Ey Kureyş ailesi!” diye seslendi. “İşte Kureyş” dediler. “Ey Benî Hâşim ailesi!” dedi. “İşte Benî Hâşim” dediler. “Ebû Tâlib nerede?” dedi. “İşte Ebû Tâlib” denildi. Bunun üzerine: “Falan, falanın kendisini bir köstek ipi yüzünden öldürdüğüne dair sana bir haber ulaştırmamı bana emretti” dedi. Ebû Tâlib o adama gidip şöyle dedi: “Bizden üç şeyden birini seç: İstersen yüz deve ödersin, çünkü adamımızı hata ile öldürdün; istersen kavminden elli kişi onu öldürmediğine dair yemin eder; bundan kaçınırsan onun yerine seni öldürürüz.” Adam kavmine gidip bunu onlara anlattı; onlar da: “Yemin ederiz” dediler. Derken Benî Hâşim'den olup onlardan birinin nikâhı altında bulunan ve ona çocuk doğurmuş bir kadın Ebû Tâlib'e gelerek: “Ey Ebû Tâlib! Şu oğlumu bu elli kişiden birinin yerine bağışlamanı ve onu yemine zorlamamanı istiyorum” dedi. O da öyle yaptı. Sonra onlardan bir adam ona gelip: “Ey Ebû Tâlib! Yüz deve yerine elli kişinin yemin etmesini istedin; her adama iki deve düşüyor. İşte şu iki deve; bunları benden kabul et ve yeminlerin ettirildiği yerde beni yemine zorlama” dedi. Ebû Tâlib o iki deveyi kabul etti. Kırk sekiz adam gelip yemin ettiler. İbn Abbâs dedi ki: Nefsim elinde olana yemin ederim ki, üzerinden bir yıl geçmeden o kırk sekiz kişiden gözünü kırpan tek bir kişi kalmadı.

Sünen-i Nesâî 4706, Kitap 45, Hadis 1

Arapça metin
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، قَالَ حَدَّثَنَا قَطَنٌ أَبُو الْهَيْثَمِ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو يَزِيدَ الْمَدَنِيُّ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ أَوَّلُ قَسَامَةٍ كَانَتْ فِي الْجَاهِلِيَّةِ كَانَ رَجُلٌ مِنْ بَنِي هَاشِمٍ اسْتَأْجَرَ رَجُلاً مِنْ قُرَيْشٍ مِنْ فَخِذِ أَحَدِهِمْ - قَالَ - فَانْطَلَقَ مَعَهُ فِي إِبِلِهِ فَمَرَّ بِهِ رَجُلٌ مِنْ بَنِي هَاشِمٍ قَدِ انْقَطَعَتْ عُرْوَةُ جُوَالِقِهِ فَقَالَ أَغِثْنِي بِعِقَالٍ أَشُدُّ بِهِ عُرْوَةَ جُوَالِقِي لاَ تَنْفِرُ الإِبِلُ فَأَعْطَاهُ عِقَالاً يَشُدُّ بِهِ عُرْوَةَ جُوَالِقِهِ فَلَمَّا نَزَلُوا وَعُقِلَتِ الإِبِلُ إِلاَّ بَعِيرًا وَاحِدًا فَقَالَ الَّذِي اسْتَأْجَرَهُ مَا شَأْنُ هَذَا الْبَعِيرِ لَمْ يُعْقَلْ مِنْ بَيْنِ الإِبِلِ قَالَ لَيْسَ لَهُ عِقَالٌ . قَالَ فَأَيْنَ عِقَالُهُ قَالَ مَرَّ بِي رَجُلٌ مِنْ بَنِي هَاشِمٍ قَدِ انْقَطَعَتْ عُرْوَةَ جُوَالِقِهِ فَاسْتَغَاثَنِي فَقَالَ أَغِثْنِي بِعِقَالٍ أَشُدُّ بِهِ عُرْوَةَ جُوَالِقِي لاَ تَنْفِرُ الإِبِلُ . فَأَعْطَيْتُهُ عِقَالاً فَحَذَفَهُ بِعَصًا كَانَ فِيهَا أَجَلُهُ فَمَرَّ بِهِ رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ الْيَمَنِ فَقَالَ أَتَشْهَدُ الْمَوْسِمَ قَالَ مَا أَشْهَدُ وَرُبَّمَا شَهِدْتُ . قَالَ هَلْ أَنْتَ مُبَلِّغٌ عَنِّي رِسَالَةً مَرَّةً مِنَ الدَّهْرِ قَالَ نَعَمْ . قَالَ إِذَا شَهِدْتَ الْمَوْسِمَ فَنَادِ يَا آلَ قُرَيْشٍ فَإِذَا أَجَابُوكَ فَنَادِ يَا آلَ هَاشِمٍ فَإِذَا أَجَابُوكَ فَسَلْ عَنْ أَبِي طَالِبٍ فَأَخْبِرْهُ أَنَّ فُلاَنًا قَتَلَنِي فِي عِقَالٍ وَمَاتَ الْمُسْتَأْجَرُ فَلَمَّا قَدِمَ الَّذِي اسْتَأْجَرَهُ أَتَاهُ أَبُو طَالِبٍ فَقَالَ مَا فَعَلَ صَاحِبُنَا قَالَ مَرِضَ فَأَحْسَنْتُ الْقِيَامَ عَلَيْهِ ثُمَّ مَاتَ فَنَزَلْتُ فَدَفَنْتُهُ . فَقَالَ كَانَ ذَا أَهْلَ ذَاكَ مِنْكَ . فَمَكُثَ حِينًا ثُمَّ إِنَّ الرَّجُلَ الْيَمَانِيَّ الَّذِي كَانَ أَوْصَى إِلَيْهِ أَنْ يُبَلِّغَ عَنْهُ وَافَى الْمَوْسِمَ قَالَ يَا آلَ قُرَيْشٍ . قَالُوا هَذِهِ قُرَيْشٌ . قَالَ يَا آلَ بَنِي هَاشِمٍ . قَالُوا هَذِهِ بَنُو هَاشِمٍ . قَالَ أَيْنَ أَبُو طَالِبٍ قَالَ هَذَا أَبُو طَالِبٍ . قَالَ أَمَرَنِي فُلاَنٌ أَنْ أُبَلِّغَكَ رِسَالَةً أَنَّ فُلاَنًا قَتَلَهُ فِي عِقَالٍ . فَأَتَاهُ أَبُو طَالِبٍ فَقَالَ اخْتَرْ مِنَّا إِحْدَى ثَلاَثٍ إِنْ شِئْتَ أَنْ تُؤَدِّيَ مِائَةً مِنَ الإِبِلِ فَإِنَّكَ قَتَلْتَ صَاحِبَنَا خَطَأً وَإِنْ شِئْتَ يَحْلِفُ خَمْسُونَ مِنْ قَوْمِكَ أَنَّكَ لَمْ تَقْتُلْهُ فَإِنْ أَبَيْتَ قَتَلْنَاكَ بِهِ . فَأَتَى قَوْمَهُ فَذَكَرَ ذَلِكَ لَهُمْ فَقَالُوا نَحْلِفُ . فَأَتَتْهُ امْرَأَةٌ مِنْ بَنِي هَاشِمٍ كَانَتْ تَحْتَ رَجُلٍ مِنْهُمْ قَدْ وَلَدَتْ لَهُ فَقَالَتْ يَا أَبَا طَالِبٍ أُحِبُّ أَنْ تُجِيزَ ابْنِي هَذَا بِرَجُلٍ مِنَ الْخَمْسِينَ وَلاَ تُصْبِرْ يَمِينَهُ . فَفَعَلَ فَأَتَاهُ رَجُلٌ مِنْهُمْ فَقَالَ يَا أَبَا طَالِبٍ أَرَدْتَ خَمْسِينَ رَجُلاً أَنْ يَحْلِفُوا مَكَانَ مِائَةٍ مِنَ الإِبِلِ يُصِيبُ كُلُّ رَجُلٍ بَعِيرَانِ فَهَذَانِ بَعِيرَانِ فَاقْبَلْهُمَا عَنِّي وَلاَ تُصْبِرْ يَمِينِي حَيْثُ تُصْبَرُ الأَيْمَانُ . فَقَبِلَهُمَا وَجَاءَ ثَمَانِيَةٌ وَأَرْبَعُونَ رَجُلاً حَلَفُوا . قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ فَوَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ مَا حَالَ الْحَوْلُ وَمِنَ الثَّمَانِيَةِ وَالأَرْبَعِينَ عَيْنٌ تَطْرِفُ .

Hata bildir

Sünen-i Nesâî 4706 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü