Ölü kabre konulunca ona, birine Münker diğerine Nekîr denilen iki melek gelir.

Kaynak
Câmiu't-Tirmizî 1071, Kitap 10, Hadis 107
Hasen
Türkçe meal

Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Ölü —ya da: Biriniz, buyurdu— kabre konulduğunda ona siyah (yüzlü), mavi (gözlü) iki melek gelir. Birine Münker, diğerine Nekîr denir. ‘Bu adam hakkında ne derdin?’ derler. O da (dünyada) dediğini söyler: ‘O, Allah'ın kulu ve Resûlüdür. Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed'in de O'nun kulu ve Resûlü olduğuna şahitlik ederim.’ (Melekler): ‘Bunu söyleyeceğini biliyorduk’ derler. Sonra kabri ona yetmiş zirâa yetmiş zirâ genişletilir, sonra orası onun için aydınlatılır. Sonra ona: ‘Uyu’ denir. O: ‘Aileme dönüp onlara haber vereyim’ der. (Melekler): ‘Ailesinden en sevdiğinden başkasının uyandırmadığı yeni evli kimsenin uykusu gibi uyu’ derler. Nihayet Allah onu o yatağından diriltir. Eğer münafık ise: ‘İnsanların bir şey söylediğini işittim, ben de onun benzerini söyledim; bilmiyorum’ der. (Melekler): ‘Bunu söyleyeceğini biliyorduk’ derler. Bunun üzerine yere: ‘Onu sıkıştır’ denir. (Yer) onu sıkıştırır, kaburgaları birbirine geçer. Allah onu o yatağından diriltinceye kadar orada azap görmeye devam eder.”

Bu babda Ali'den, Zeyd b. Sâbit'ten, İbn Abbâs'tan, Berâ b. Âzib'den, Ebû Eyyûb'dan, Enes'ten, Câbir'den, Âişe'den ve Ebû Saîd'den de rivayet vardır; bunların hepsi kabir azabı hakkında Peygamber'den (sallallahu aleyhi ve sellem) rivayette bulunmuştur. Ebû Îsâ (Tirmizî) dedi ki: Ebû Hüreyre hadisi hasen garîbdir.

Câmiu't-Tirmizî 1071, Kitap 10, Hadis 107

Arapça metin
حَدَّثَنَا أَبُو سَلَمَةَ، يَحْيَى بْنُ خَلَفٍ حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا قُبِرَ الْمَيِّتُ - أَوْ قَالَ أَحَدُكُمْ أَتَاهُ مَلَكَانِ أَسْوَدَانِ أَزْرَقَانِ يُقَالُ لأَحَدِهِمَا الْمُنْكَرُ وَالآخَرُ النَّكِيرُ فَيَقُولاَنِ مَا كُنْتَ تَقُولُ فِي هَذَا الرَّجُلِ فَيَقُولُ مَا كَانَ يَقُولُ هُوَ عَبْدُ اللَّهِ وَرَسُولُهُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ . فَيَقُولاَنِ قَدْ كُنَّا نَعْلَمُ أَنَّكَ تَقُولُ هَذَا . ثُمَّ يُفْسَحُ لَهُ فِي قَبْرِهِ سَبْعُونَ ذِرَاعًا فِي سَبْعِينَ ثُمَّ يُنَوَّرُ لَهُ فِيهِ ثُمَّ يُقَالُ لَهُ نَمْ . فَيَقُولُ أَرْجِعُ إِلَى أَهْلِي فَأُخْبِرُهُمْ فَيَقُولاَنِ نَمْ كَنَوْمَةِ الْعَرُوسِ الَّذِي لاَ يُوقِظُهُ إِلاَّ أَحَبُّ أَهْلِهِ إِلَيْهِ . حَتَّى يَبْعَثَهُ اللَّهُ مِنْ مَضْجَعِهِ ذَلِكَ . وَإِنْ كَانَ مُنَافِقًا قَالَ سَمِعْتُ النَّاسَ يَقُولُونَ فَقُلْتُ مِثْلَهُ لاَ أَدْرِي . فَيَقُولاَنِ قَدْ كُنَّا نَعْلَمُ أَنَّكَ تَقُولُ ذَلِكَ . فَيُقَالُ لِلأَرْضِ الْتَئِمِي عَلَيْهِ . فَتَلْتَئِمُ عَلَيْهِ . فَتَخْتَلِفُ فِيهَا أَضْلاَعُهُ فَلاَ يَزَالُ فِيهَا مُعَذَّبًا حَتَّى يَبْعَثَهُ اللَّهُ مِنْ مَضْجَعِهِ ذَلِكَ " . وَفِي الْبَابِ عَنْ عَلِيٍّ وَزَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ وَابْنِ عَبَّاسٍ وَالْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ وَأَبِي أَيُّوبَ وَأَنَسٍ وَجَابِرٍ وَعَائِشَةَ وَأَبِي سَعِيدٍ كُلُّهُمْ رَوَوْا عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي عَذَابِ الْقَبْرِ . قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ أَبِي هُرَيْرَةَ حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ .

Hata bildir

Câmiu't-Tirmizî 1071 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü