Gösteriş için okuyan, harcayan ve savaşan üç kişi, kıyamet günü ateşin ilk tutuşturulacağı kimselerdir.

Kaynak
Câmiu't-Tirmizî 2382, Kitap 36, Hadis 79
Sahih
Türkçe meal

Şüfey el-Asbahî şöyle anlattı:

Medine'ye girdi(ğim)de etrafında insanların toplandığı bir adam gördüm. “Bu kim?” diye sordum. “Ebû Hüreyre” dediler. Ona yaklaşıp önüne oturdum; o insanlara hadis anlatıyordu. Susup yalnız kalınca ona: “Hak hakkı için senden istiyorum; Resûlullah'tan (sallallahu aleyhi ve sellem) işittiğin, iyice kavrayıp bildiğin bir hadisi bana anlat” dedim. Ebû Hüreyre: “Yaparım; sana, Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) bana anlattığı, iyice kavrayıp bildiğim bir hadisi mutlaka anlatacağım” dedi. Sonra Ebû Hüreyre hıçkırarak bayıldı; bir süre öyle kaldı, sonra kendine geldi ve: “Sana, Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) bu evde, yanımızda ben ve ondan başka kimse yokken bana anlattığı bir hadisi mutlaka anlatacağım” dedi. Sonra Ebû Hüreyre yine hıçkırarak bayıldı, sonra kendine geldi, yüzünü sildi ve: “Sana, ben ve o bu evdeyken, yanımızda ben ve ondan başka kimse yokken Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) bana anlattığı bir hadisi mutlaka anlatacağım” dedi. Sonra Ebû Hüreyre yine hıçkırarak bayıldı, sonra kendine geldi, yüzünü sildi ve: “Yaparım; sana, ben onunla bu evdeyken, yanında ben ve ondan başka kimse yokken Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) bana anlattığı bir hadisi mutlaka anlatacağım” dedi. Sonra Ebû Hüreyre şiddetli bir şekilde hıçkırarak bayıldı ve yüzüstü düşecek gibi eğildi. Onu uzun süre kendime yasladım. Sonra kendine geldi ve şöyle dedi: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bana şunu anlattı: “Kıyamet günü olduğunda Allah Tebâreke ve Teâlâ, aralarında hüküm vermek için kullarına iner. Her ümmet diz çökmüş hâldedir. İlk çağrılanlar, Kur'ân'ı ezberlemiş bir adam, Allah yolunda öldürülmüş bir adam ve çok malı olan bir adamdır. Allah, Kur'ân okuyana: ‘Resûlüme indirdiğimi sana öğretmedim mi?’ der. O: ‘Evet, ey Rabbim!’ der. Allah: ‘Öğrendiğin şeyle ne yaptın?’ der. O: ‘Gece saatlerinde ve gündüz saatlerinde onunla (namaza) kalkardım’ der. Allah ona: ‘Yalan söyledin!’ der; melekler de ona: ‘Yalan söyledin!’ derler. Allah ona: ‘Bilakis sen, falanca Kur'ân okuyucusudur denilmesini istedin; o da denildi’ der. Mal sahibi getirilir; Allah ona: ‘Seni hiç kimseye muhtaç bırakmayacak kadar genişliğe kavuşturmadım mı?’ der. O: ‘Evet, ey Rabbim!’ der. Allah: ‘Sana verdiğim şeyle ne yaptın?’ der. O: ‘Akrabalarımı gözetir, sadaka verirdim’ der. Allah ona: ‘Yalan söyledin!’ der; melekler de ona: ‘Yalan söyledin!’ derler. Allah Teâlâ: ‘Bilakis sen, falanca cömerttir denilmesini istedin; o da denildi’ der. Allah yolunda öldürülen getirilir; Allah ona: ‘Ne uğurda öldürüldün?’ der. O: ‘Senin yolunda cihad etmekle emrolundum; ben de öldürülünceye kadar savaştım’ der. Allah Teâlâ ona: ‘Yalan söyledin!’ der; melekler de ona: ‘Yalan söyledin!’ derler. Allah: ‘Bilakis sen, falanca cesurdur denilmesini istedin; o da denildi’ der.” Sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) dizime vurdu ve şöyle buyurdu: “Ey Ebû Hüreyre! Kıyamet günü ateşin, Allah'ın yarattıkları arasında ilk olarak kendileriyle tutuşturulacağı kimseler bu üç kişidir.”

Velîd Ebû Osmân dedi ki: Ukbe b. Müslim bana, Muâviye'nin yanına girip bunu ona haber verenin Şüfey olduğunu bildirdi. Ebû Osmân dedi ki: Muâviye'nin cellâdı olan Alâ b. Ebû Hakîm de bana şunu anlattı: Muâviye'nin yanına bir adam girdi ve bunu Ebû Hüreyre'den ona haber verdi. Muâviye: “Bunlara böyle yapılırsa insanlardan geri kalanların hâli nice olur!” dedi. Sonra Muâviye öyle şiddetle ağladı ki öleceğini sandık ve: “Bu adam bize kötülük getirdi” dedik. Sonra Muâviye kendine geldi, yüzünü sildi ve şöyle dedi: Allah ve Resûlü doğru söylemiştir: “Kim dünya hayatını ve onun süsünü isterse, onlara orada amellerinin karşılığını tam olarak veririz; orada onlar hiçbir eksikliğe uğratılmazlar. İşte onlar, âhirette kendileri için ateşten başka bir şey bulunmayan kimselerdir. Orada yaptıkları boşa çıkmıştır; yapmakta oldukları da batıldır.” (Hûd 11/15-16)

Ebû Îsâ (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen garîbdir.

Câmiu't-Tirmizî 2382, Kitap 36, Hadis 79

Arapça metin
حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ نَصْرٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، أَخْبَرَنَا حَيْوَةُ بْنُ شُرَيْحٍ، أَخْبَرَنِي الْوَلِيدُ بْنُ أَبِي الْوَلِيدِ أَبُو عُثْمَانَ الْمَدَنِيُّ، أَنَّ عُقْبَةَ بْنَ مُسْلِمٍ، حَدَّثَهُ أَنَّ شُفَيًّا الأَصْبَحِيَّ حَدَّثَهُ أَنَّهُ، دَخَلَ الْمَدِينَةَ فَإِذَا هُوَ بِرَجُلٍ قَدِ اجْتَمَعَ عَلَيْهِ النَّاسُ فَقَالَ مَنْ هَذَا فَقَالُوا أَبُو هُرَيْرَةَ . فَدَنَوْتُ مِنْهُ حَتَّى قَعَدْتُ بَيْنَ يَدَيْهِ وَهُوَ يُحَدِّثُ النَّاسَ فَلَمَّا سَكَتَ وَخَلاَ قُلْتُ لَهُ أَنْشُدُكَ بِحَقٍّ وَبِحَقٍّ لَمَا حَدَّثْتَنِي حَدِيثًا سَمِعْتَهُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَقَلْتَهُ وَعَلِمْتَهُ . فَقَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ أَفْعَلُ لأُحَدِّثَنَّكَ حَدِيثًا حَدَّثَنِيهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَقَلْتُهُ وَعَلِمْتُهُ . ثُمَّ نَشَغَ أَبُو هُرَيْرَةَ نَشْغَةً فَمَكَثَ قَلِيلاً ثُمَّ أَفَاقَ فَقَالَ لأُحَدِّثَنَّكَ حَدِيثًا حَدَّثَنِيهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي هَذَا الْبَيْتِ مَا مَعَنَا أَحَدٌ غَيْرِي وَغَيْرُهُ . ثُمَّ نَشَغَ أَبُو هُرَيْرَةَ نَشْغَةً أُخْرَى ثُمَّ أَفَاقَ فَمَسَحَ وَجْهَهُ فَقَالَ لأُحَدِّثَنَّكَ حَدِيثًا حَدَّثَنِيهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَنَا وَهُوَ فِي هَذَا الْبَيْتِ مَا مَعَنَا أَحَدٌ غَيْرِي وَغَيْرُهُ . ثُمَّ نَشَغَ أَبُو هُرَيْرَةَ نَشْغَةً أُخْرَى ثُمَّ أَفَاقَ وَمَسَحَ وَجْهَهُ فَقَالَ أَفْعَلُ لأُحَدِّثَنَّكَ حَدِيثًا حَدَّثَنِيهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَنَا مَعَهُ فِي هَذَا الْبَيْتِ مَا مَعَهُ أَحَدٌ غَيْرِي وَغَيْرُهُ . ثُمَّ نَشَغَ أَبُو هُرَيْرَةَ نَشْغَةً شَدِيدَةً ثُمَّ مَالَ خَارًّا عَلَى وَجْهِهِ فَأَسْنَدْتُهُ عَلَىَّ طَوِيلاً ثُمَّ أَفَاقَ فَقَالَ حَدَّثَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّ اللَّهَ تَبَارَكَ وَتَعَالَى إِذَا كَانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ يَنْزِلُ إِلَى الْعِبَادِ لِيَقْضِيَ بَيْنَهُمْ وَكُلُّ أُمَّةٍ جَاثِيَةٌ فَأَوَّلُ مَنْ يَدْعُو بِهِ رَجُلٌ جَمَعَ الْقُرْآنَ وَرَجُلٌ قُتِلَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَرَجُلٌ كَثِيرُ الْمَالِ فَيَقُولُ اللَّهُ لِلْقَارِئِ أَلَمْ أُعَلِّمْكَ مَا أَنْزَلْتُ عَلَى رَسُولِي قَالَ بَلَى يَا رَبِّ . قَالَ فَمَاذَا عَمِلْتَ فِيمَا عُلِّمْتَ قَالَ كُنْتُ أَقُومُ بِهِ آنَاءَ اللَّيْلِ وَآنَاءَ النَّهَارِ . فَيَقُولُ اللَّهُ لَهُ كَذَبْتَ وَتَقُولُ لَهُ الْمَلاَئِكَةُ كَذَبْتَ وَيَقُولُ اللَّهُ لَهُ بَلْ أَرَدْتَ أَنْ يُقَالَ إِنَّ فُلاَنًا قَارِئٌ فَقَدْ قِيلَ ذَاكَ . وَيُؤْتَى بِصَاحِبِ الْمَالِ فَيَقُولُ اللَّهُ لَهُ أَلَمْ أُوَسِّعْ عَلَيْكَ حَتَّى لَمْ أَدَعْكَ تَحْتَاجُ إِلَى أَحَدٍ قَالَ بَلَى يَا رَبِّ . قَالَ فَمَاذَا عَمِلْتَ فِيمَا آتَيْتُكَ قَالَ كُنْتُ أَصِلُ الرَّحِمَ وَأَتَصَدَّقُ . فَيَقُولُ اللَّهُ لَهُ كَذَبْتَ وَتَقُولُ لَهُ الْمَلاَئِكَةُ كَذَبْتَ وَيَقُولُ اللَّهُ تَعَالَى بَلْ أَرَدْتَ أَنْ يُقَالَ فُلاَنٌ جَوَادٌ فَقَدْ قِيلَ ذَاكَ . وَيُؤْتَى بِالَّذِي قُتِلَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَيَقُولُ اللَّهُ لَهُ فِي مَاذَا قُتِلْتَ فَيَقُولُ أُمِرْتُ بِالْجِهَادِ فِي سَبِيلِكَ فَقَاتَلْتُ حَتَّى قُتِلْتُ . فَيَقُولُ اللَّهُ تَعَالَى لَهُ كَذَبْتَ وَتَقُولُ لَهُ الْمَلاَئِكَةُ كَذَبْتَ وَيَقُولُ اللَّهُ بَلْ أَرَدْتَ أَنْ يُقَالَ فُلاَنٌ جَرِيءٌ فَقَدْ قِيلَ ذَاكَ " . ثُمَّ ضَرَبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى رُكْبَتِي فَقَالَ " يَا أَبَا هُرَيْرَةَ أُولَئِكَ الثَّلاَثَةُ أَوَّلُ خَلْقِ اللَّهِ تُسَعَّرُ بِهِمُ النَّارُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ " . وَقَالَ الْوَلِيدُ أَبُو عُثْمَانَ فَأَخْبَرَنِي عُقْبَةُ بْنُ مُسْلِمٍ أَنَّ شُفَيًّا هُوَ الَّذِي دَخَلَ عَلَى مُعَاوِيَةَ فَأَخْبَرَهُ بِهَذَا . قَالَ أَبُو عُثْمَانَ وَحَدَّثَنِي الْعَلاَءُ بْنُ أَبِي حَكِيمٍ أَنَّهُ كَانَ سَيَّافًا لِمُعَاوِيَةَ فَدَخَلَ عَلَيْهِ رَجُلٌ فَأَخْبَرَهُ بِهَذَا عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ فَقَالَ مُعَاوِيَةُ قَدْ فُعِلَ بِهَؤُلاَءِ هَذَا فَكَيْفَ بِمَنْ بَقِيَ مِنَ النَّاسِ ثُمَّ بَكَى مُعَاوِيَةُ بُكَاءً شَدِيدًا حَتَّى ظَنَنَّا أَنَّهُ هَالِكٌ وَقُلْنَا قَدْ جَاءَنَا هَذَا الرَّجُلُ بِشَرٍّ ثُمَّ أَفَاقَ مُعَاوِيَةُ وَمَسَحَ عَنْ وَجْهِهِ وَقَالَ صَدَقَ اللَّهُ وَرَسُولُهُْ : (مَنْ كَانَ يُرِيدُ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا وَزِينَتَهَا نُوَفِّ إِلَيْهِمْ أَعْمَالَهُمْ فِيهَا وَهُمْ فِيهَا لاَ يُبْخَسُونَ * أُولَئِكَ الَّذِينَ لَيْسَ لَهُمْ فِي الآخِرَةِ إِلاَّ النَّارُ وَحَبِطَ مَا صَنَعُوا فِيهَا وَبَاطِلٌ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ) . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ .

Hata bildir

Câmiu't-Tirmizî 2382 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü