Kıyamet günü insanlar şefaat için peygamberlere başvurur; sonunda Muhammed'e gelirler.

Kaynak
Câmiu't-Tirmizî 2434, Kitap 37, Hadis 20
Sahih
Türkçe meal

Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:

Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) et getirildi; ona (koyunun) ön kolu sunuldu. Kol eti hoşuna giderdi; ondan bir ısırık kopararak yedi. Sonra şöyle buyurdu: “Ben kıyamet günü insanların efendisiyim. Bunun neden olduğunu biliyor musunuz? Allah öncekileri ve sonrakileri tek bir düzlükte toplar; çağıran onlara sesini duyurur, göz hepsini görür. Güneş onlara yaklaşır; insanlar takat getiremeyecekleri ve katlanamayacakları bir gam ve sıkıntıya ulaşırlar. İnsanlar birbirlerine: ‘Başınıza geleni görmüyor musunuz? Rabbinizin katında size şefaat edecek birini aramaz mısınız?’ derler. İnsanlar birbirlerine: ‘Âdem'e gidin’ derler. Âdem'e gelip: ‘Sen insanlığın babasısın; Allah seni kendi eliyle yarattı, sana ruhundan üfledi, meleklere emretti de sana secde ettiler. Rabbinin katında bize şefaat et. İçinde bulunduğumuz hali görmüyor musun? Başımıza geleni görmüyor musun?’ derler. Âdem onlara: ‘Rabbim bugün öyle bir öfkelendi ki ne bundan önce böyle öfkelendi ne de bundan sonra böyle öfkelenecek. O beni ağaçtan men etmişti, ben ise isyan ettim. Nefsim, nefsim, nefsim! Benden başkasına gidin; Nûh'a gidin’ der. Nûh'a gelip: ‘Ey Nûh! Sen yeryüzü halkına gönderilen ilk resûlsün; Allah seni çok şükreden bir kul diye adlandırdı. Rabbinin katında bize şefaat et. İçinde bulunduğumuz hali görmüyor musun? Başımıza geleni görmüyor musun?’ derler. Nûh onlara: ‘Rabbim bugün öyle bir öfkelendi ki ne bundan önce böyle öfkelendi ne de bundan sonra böyle öfkelenecek. Benim bir duam vardı; onu kavmimin aleyhine yaptım. Nefsim, nefsim, nefsim! Benden başkasına gidin; İbrâhîm'e gidin’ der. İbrâhîm'e gelip: ‘Ey İbrâhîm! Sen yeryüzü halkı arasından Allah'ın nebisi ve halîlisin. Rabbinin katında bize şefaat et; içinde bulunduğumuz hali görmüyor musun?’ derler. O: ‘Rabbim bugün öyle bir öfkelendi ki ne bundan önce böyle öfkelendi ne de bundan sonra böyle öfkelenecek. Ben üç kez yalan söyledim’ der —Ebû Hayyân hadiste bunları saydı—, ‘Nefsim, nefsim, nefsim! Benden başkasına gidin; Mûsâ'ya gidin.’ Mûsâ'ya gelip: ‘Ey Mûsâ! Sen Allah'ın resûlüsün; Allah seni risaletiyle ve kelâmıyla insanlara üstün kıldı. Rabbinin katında bize şefaat et; içinde bulunduğumuz hali görmüyor musun?’ derler. O: ‘Rabbim bugün öyle bir öfkelendi ki ne bundan önce böyle öfkelendi ne de bundan sonra böyle öfkelenecek. Ben öldürmekle emrolunmadığım bir canı öldürdüm. Nefsim, nefsim, nefsim! Benden başkasına gidin; Îsâ'ya gidin’ der. Îsâ'ya gelip: ‘Ey Îsâ! Sen Allah'ın resûlü, Meryem'e ilka ettiği kelimesi ve O'ndan bir ruhsun; beşikte insanlarla konuştun. Rabbinin katında bize şefaat et; içinde bulunduğumuz hali görmüyor musun?’ derler. Îsâ: ‘Rabbim bugün öyle bir öfkelendi ki ne bundan önce böyle öfkelendi ne de bundan sonra böyle öfkelenecek’ der; bir günah zikretmez. ‘Nefsim, nefsim, nefsim! Benden başkasına gidin; Muhammed'e gidin’ der. Muhammed'e gelip: ‘Ey Muhammed! Sen Allah'ın resûlü ve peygamberlerin sonuncususun; senin geçmiş ve gelecek günahların bağışlanmıştır. Rabbinin katında bize şefaat et; içinde bulunduğumuz hali görmüyor musun?’ derler. Ben de gidip arşın altına varır, Rabbime secdeye kapanırım. Sonra Allah bana, benden önce hiç kimseye açmadığı hamdlerinden ve kendisine yapılacak güzel övgülerden bir şey açar. Sonra: ‘Ey Muhammed! Başını kaldır; iste, sana verilsin; şefaat et, şefaatin kabul edilsin’ denir. Başımı kaldırır: ‘Ey Rabbim, ümmetim! Ey Rabbim, ümmetim! Ey Rabbim, ümmetim!’ derim. (Allah): ‘Ey Muhammed! Ümmetinden hesaba çekilmeyecek olanları cennet kapılarından sağdaki kapıdan içeri koy; onlar bunun dışındaki kapılarda da insanlara ortaktırlar’ buyurur.” Sonra şöyle buyurdu: “Nefsim elinde olana yemin olsun ki cennet kapılarının iki kanadı arası, Mekke ile Hecer arası kadar ve Mekke ile Busrâ arası kadardır.”

Bu babda Ebû Bekir es-Sıddîk'tan, Enes'ten, Ukbe b. Âmir'den ve Ebû Saîd'den de rivayet vardır. Ebû Îsâ (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Ebû Hayyân et-Teymî'nin adı Yahyâ b. Saîd b. Hayyân'dır; Kûfelidir ve güvenilirdir (sika). Ebû Zür'a b. Amr b. Cerîr'in adı Herim'dir.

Câmiu't-Tirmizî 2434, Kitap 37, Hadis 20

Arapça metin
أَخْبَرَنَا سُوَيْدُ بْنُ نَصْرٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، أَخْبَرَنَا أَبُو حَيَّانَ التَّيْمِيُّ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ بْنِ عَمْرِو بْنِ جَرِيرٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ أُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِلَحْمٍ فَرُفِعَ إِلَيْهِ الذِّرَاعُ فَأَكَلَهُ وَكَانَتْ تُعْجِبُهُ فَنَهَسَ مِنْهَا نَهْسَةً ثُمَّ قَالَ " أَنَا سَيِّدُ النَّاسِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ هَلْ تَدْرُونَ لِمَ ذَاكَ يَجْمَعُ اللَّهُ النَّاسَ الأَوَّلِينَ وَالآخِرِينَ فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ فَيُسْمِعُهُمُ الدَّاعِي وَيَنْفُذُهُمُ الْبَصَرُ وَتَدْنُو الشَّمْسُ مِنْهُمْ فَيَبْلُغُ النَّاسُ مِنَ الْغَمِّ وَالْكَرْبِ مَا لاَ يُطِيقُونَ وَلاَ يَحْتَمِلُونَ فَيَقُولُ النَّاسُ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ أَلاَ تَرَوْنَ مَا قَدْ بَلَغَكُمْ أَلاَ تَنْظُرُونَ مَنْ يَشْفَعُ لَكُمْ إِلَى رَبِّكُمْ فَيَقُولُ النَّاسُ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ عَلَيْكُمْ بِآدَمَ . فَيَأْتُونَ آدَمَ فَيَقُولُونَ أَنْتَ أَبُو الْبَشَرِ خَلَقَكَ اللَّهُ بِيَدِهِ وَنَفَخَ فِيكَ مِنْ رُوحِهِ وَأَمَرَ الْمَلاَئِكَةَ فَسَجَدُوا لَكَ اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ أَلاَ تَرَى مَا نَحْنُ فِيهِ أَلاَ تَرَى مَا قَدْ بَلَغَنَا فَيَقُولُ لَهُمْ آدَمُ إِنَّ رَبِّي قَدْ غَضِبَ الْيَوْمَ غَضَبًا لَمْ يَغْضَبْ قَبْلَهُ مِثْلَهُ وَلَنْ يَغْضَبَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ وَإِنَّهُ قَدْ نَهَانِي عَنِ الشَّجَرَةِ فَعَصَيْتُ نَفْسِي نَفْسِي نَفْسِي اذْهَبُوا إِلَى غَيْرِي اذْهَبُوا إِلَى نُوحٍ . فَيَأْتُونَ نُوحًا فَيَقُولُونَ يَا نُوحُ أَنْتَ أَوَّلُ الرُّسُلِ إِلَى أَهْلِ الأَرْضِ وَقَدْ سَمَّاكَ اللَّهُ عَبْدًا شَكُورًا اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ أَلاَ تَرَى مَا نَحْنُ فِيهِ أَلاَ تَرَى مَا قَدْ بَلَغَنَا فَيَقُولُ لَهُمْ نُوحٌ إِنَّ رَبِّي قَدْ غَضِبَ الْيَوْمَ غَضَبًا لَمْ يَغْضَبْ قَبْلَهُ مِثْلَهُ وَلَنْ يَغْضَبَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ وَإِنَّهُ قَدْ كَانَ لِي دَعْوَةٌ دَعَوْتُهَا عَلَى قَوْمِي نَفْسِي نَفْسِي نَفْسِي اذْهَبُوا إِلَى غَيْرِي اذْهَبُوا إِلَى إِبْرَاهِيمَ . فَيَأْتُونَ إِبْرَاهِيمَ فَيَقُولُونَ يَا إِبْرَاهِيمُ أَنْتَ نَبِيُّ اللَّهِ وَخَلِيلُهُ مِنْ أَهْلِ الأَرْضِ اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ أَلاَ تَرَى مَا نَحْنُ فِيهِ فَيَقُولُ إِنَّ رَبِّي قَدْ غَضِبَ الْيَوْمَ غَضَبًا لَمْ يَغْضَبْ قَبْلَهُ مِثْلَهُ وَلَنْ يَغْضَبَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ وَإِنِّي قَدْ كَذَبْتُ ثَلاَثَ كَذَبَاتٍ فَذَكَرَهُنَّ أَبُو حَيَّانَ فِي الْحَدِيثِ نَفْسِي نَفْسِي نَفْسِي اذْهَبُوا إِلَى غَيْرِي اذْهَبُوا إِلَى مُوسَى . فَيَأْتُونَ مُوسَى فَيَقُولُونَ يَا مُوسَى أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ فَضَّلَكَ اللَّهُ بِرِسَالَتِهِ وَبِكَلاَمِهِ عَلَى الْبَشَرِ اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ أَلاَ تَرَى مَا نَحْنُ فِيهِ فَيَقُولُ إِنَّ رَبِّي قَدْ غَضِبَ الْيَوْمَ غَضَبًا لَمْ يَغْضَبْ قَبْلَهُ مِثْلَهُ وَلَنْ يَغْضَبَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ وَإِنِّي قَدْ قَتَلْتُ نَفْسًا لَمْ أُومَرْ بِقَتْلِهَا نَفْسِي نَفْسِي نَفْسِي اذْهَبُوا إِلَى غَيْرِي اذْهَبُوا إِلَى عِيسَى . فَيَأْتُونَ عِيسَى فَيَقُولُونَ يَا عِيسَى أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ وَكَلِمَتُهُ أَلْقَاهَا إِلَى مَرْيَمَ وَرُوحٌ مِنْهُ وَكَلَّمْتَ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ أَلاَ تَرَى مَا نَحْنُ فِيهِ فَيَقُولُ عِيسَى إِنَّ رَبِّي قَدْ غَضِبَ الْيَوْمَ غَضَبًا لَمْ يَغْضَبْ قَبْلَهُ مِثْلَهُ وَلَنْ يَغْضَبَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ وَلَمْ يَذْكُرْ ذَنْبًا نَفْسِي نَفْسِي نَفْسِي اذْهَبُوا إِلَى غَيْرِي اذْهَبُوا إِلَى مُحَمَّدٍ . قَالَ فَيَأْتُونَ مُحَمَّدًا فَيَقُولُونَ يَا مُحَمَّدُ أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ وَخَاتَمُ الأَنْبِيَاءِ وَقَدْ غُفِرَ لَكَ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ أَلاَ تَرَى مَا نَحْنُ فِيهِ فَأَنْطَلِقُ فَآتِي تَحْتَ الْعَرْشِ فَأَخِرُّ سَاجِدًا لِرَبِّي ثُمَّ يَفْتَحُ اللَّهُ عَلَىَّ مِنْ مَحَامِدِهِ وَحُسْنِ الثَّنَاءِ عَلَيْهِ شَيْئًا لَمْ يَفْتَحْهُ عَلَى أَحَدٍ قَبْلِي ثُمَّ يُقَالُ يَا مُحَمَّدُ ارْفَعْ رَأْسَكَ سَلْ تُعْطَهُ وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ . فَأَرْفَعُ رَأْسِي فَأَقُولُ يَا رَبِّ أُمَّتِي يَا رَبِّ أُمَّتِي يَا رَبِّ أُمَّتِي . فَيَقُولُ يَا مُحَمَّدُ أَدْخِلْ مِنْ أُمَّتِكَ مَنْ لاَ حِسَابَ عَلَيْهِ مِنَ الْبَابِ الأَيْمَنِ مِنْ أَبْوَابِ الْجَنَّةِ وَهُمْ شُرَكَاءُ النَّاسِ فِيمَا سِوَى ذَلِكَ مِنَ الأَبْوَابِ ثُمَّ قَالَ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ إِنَّ مَا بَيْنَ الْمِصْرَاعَيْنِ مِنْ مَصَارِيعِ الْجَنَّةِ كَمَا بَيْنَ مَكَّةَ وَهَجَرَ وَكَمَا بَيْنَ مَكَّةَ وَبُصْرَى " . وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ وَأَنَسٍ وَعُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ وَأَبِي سَعِيدٍ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَأَبُو حَيَّانَ التَّيْمِيُّ اسْمُهُ يَحْيَى بْنُ سَعِيدِ بْنِ حَيَّانَ كُوفِيٌّ وَهُوَ ثِقَةٌ وَأَبُو زُرْعَةَ بْنُ عَمْرِو بْنِ جَرِيرٍ اسْمُهُ هَرِمٌ .

Hata bildir

Câmiu't-Tirmizî 2434 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü