Ebü'd-Derdâ (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Cehennem ehline açlık verilir; bu, içinde bulundukları azaba denk olur. Yardım dilerler; onlara ‘ne besleyen ne de açlığı gideren’ (Gâşiye 88/7) darî'den bir yiyecekle yardım edilir. Yine yiyecek isterler; onlara boğazda düğümlenen bir yiyecekle yardım edilir. Dünyada boğazlarında düğümlenen lokmaları içecekle geçirdiklerini hatırlarlar ve içecek isterler. Bunun üzerine kaynar su (hamîm) demir çengellerle onlara uzatılır; yüzlerine yaklaşınca yüzlerini kavurur, karınlarına girince karınlarında ne varsa parça parça eder. ‘Cehennemin bekçilerini çağırın’ derler. (Bekçiler): ‘Size peygamberleriniz apaçık delillerle gelmiyor muydu?’ derler. ‘Evet’ derler. ‘Öyleyse dua edin. Kâfirlerin duası boşa gitmekten başka bir şey değildir’ derler. (Gâfir 40/50) Sonra ‘Mâlik'i çağırın’ derler ve ‘Ey Mâlik! Rabbin bizim işimizi bitirsin!’ derler. O da onlara: ‘Siz (burada) kalacaksınız’ diye cevap verir. (Zuhruf 43/77)” A'meş dedi ki: Bana haber verildi ki onların duası ile Mâlik'in onlara cevap vermesi arasında bin yıl vardır. (Resûlullah devamla) şöyle buyurdu: “‘Rabbinize dua edin; Rabbinizden daha hayırlısı yoktur’ derler ve ‘Rabbimiz! Bedbahtlığımız bize galip geldi; biz sapık bir topluluktuk. Rabbimiz! Bizi buradan çıkar; eğer tekrar (inkâra) dönersek, o zaman şüphesiz zalimleriz’ derler. (Mü'minûn 23/106-107) (Allah) onlara: ‘Orada aşağılanmış olarak kalın ve bana konuşmayın!’ diye cevap verir. (Mü'minûn 23/108) İşte o zaman her türlü hayırdan ümitlerini keserler; işte o zaman inlemeye, hasret çekmeye ve feryat etmeye başlarlar.” Abdullah b. Abdurrahmân dedi ki: İnsanlar bu hadisi merfû olarak rivayet etmezler.
Ebû Îsâ (Tirmizî) dedi ki: Bu hadisi ancak A'meş'ten, o Şimr b. Atıyye'den, o Şehr b. Havşeb'den, o Ümmü'd-Derdâ'dan, o da Ebü'd-Derdâ'dan onun kendi sözü olarak biliyoruz; merfû değildir. Kutbe b. Abdülazîz, hadis ehline göre sikadır (güvenilirdir).
Câmiu't-Tirmizî 2586, Kitap 39, Hadis 14