Âsım el-Ahvel'den aynı senetle:
Öncekinin benzerini rivayet etti ve “Tebârekte yâ ze'l-celâli ve'l-ikrâm” dedi.
Ebû Îsâ (Tirmizî) dedi ki: Bu babda Sevbân'dan, İbn Ömer'den, İbn Abbâs'tan, Ebû Saîd'den, Ebû Hüreyre'den ve Mugîre b. Şu'be'den de rivayet vardır. Âişe'nin hadisi hasen sahihtir. Hâlid el-Hazzâ bu hadisi Âişe'nin hadisi olarak Abdullah b. el-Hâris'ten, Âsım'ın hadisine benzer şekilde rivayet etmiştir. Peygamber'den (sallallahu aleyhi ve sellem) selâmdan sonra şöyle dediği de rivayet edilmiştir: “Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh, lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü yuhyî ve yümît ve hüve alâ külli şey'in kadîr. Allâhümme lâ mânia limâ a'tayte ve lâ mu'tiye limâ mena'te ve lâ yenfau ze'l-ceddi minke'l-cedd (Allah'tan başka ilah yoktur; O tektir, ortağı yoktur. Mülk O'nundur, hamd O'nadır; diriltir ve öldürür, O her şeye kadirdir. Allahım! Senin verdiğine engel olacak, engel olduğunu verecek kimse yoktur; servet sahibine servetinin sana karşı faydası olmaz).” Ondan şöyle dediği de rivayet edilmiştir: “Sübhâne rabbike rabbi'l-izzeti ammâ yesıfûn, ve selâmün ale'l-mürselîn, ve'l-hamdü lillâhi rabbi'l-âlemîn (İzzet sahibi olan Rabbin, onların nitelendirmelerinden yücedir. Selâm peygamberlere olsun. Hamd âlemlerin Rabbi Allah'adır).”
Câmiu't-Tirmizî 299, Kitap 2, Hadis 151