Mesrûk şöyle rivayet etti:
Âişe'nin yanında (bir yere) yaslanmış oturuyordum. Bana şöyle dedi: “Ey Ebû Âişe! Üç şey vardır ki kim onlardan birini söylerse Allah'a karşı büyük bir iftirada bulunmuş olur. Kim Muhammed'in Rabbini gördüğünü iddia ederse Allah'a karşı büyük bir iftirada bulunmuş olur. Hâlbuki Allah şöyle buyuruyor: ‘Gözler O'nu idrak edemez; O ise gözleri idrak eder. O, Latîf'tir, Habîr'dir.’ (En'âm 6/103) ‘Allah'ın bir insanla konuşması ancak vahiyle ya da perde arkasından olur.’ (Şûrâ 42/51)” Ben yaslanmış hâldeydim, doğrulup oturdum ve: “Ey müminlerin annesi! Bana mühlet ver, acele etme! Allah: ‘Andolsun onu bir kez daha inerken gördü’ (Necm 53/13), ‘Andolsun onu apaçık ufukta gördü’ (Tekvîr 81/23) buyurmuyor mu?” dedim. Şöyle dedi: “Allah'a andolsun, bunu Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) ilk soran benim. Şöyle buyurdu: ‘O ancak Cebrâîl'dir. Onu yaratıldığı surette şu iki defa dışında görmedim. Onu gökten inerken gördüm; yaratılışının büyüklüğü gök ile yer arasını kaplıyordu.’ Kim de Muhammed'in, Allah'ın kendisine indirdiği bir şeyi gizlediğini iddia ederse Allah'a karşı büyük bir iftirada bulunmuş olur. Allah şöyle buyuruyor: ‘Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et.’ (Mâide 5/67) Kim de onun yarın ne olacağını bildiğini iddia ederse Allah'a karşı büyük bir iftirada bulunmuş olur. Hâlbuki Allah şöyle buyuruyor: ‘De ki: Göklerde ve yerde bulunanlardan Allah'tan başka kimse gaybı bilmez.’ (Neml 27/65)”
Ebû Îsâ (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Mesrûk b. el-Ecda'ın künyesi Ebû Âişe'dir; o, Mesrûk b. Abdurrahmân'dır. Divanda adı böyle (kayıtlı) idi.
Câmiu't-Tirmizî 3068, Kitap 47, Hadis 120