Âişe (radıyallahu anhâ) şöyle rivayet etti:
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) vahiyden bir şeyi gizleyecek olsaydı şu âyeti gizlerdi: “Hani sen, Allah'ın kendisine nimet verdiği —yani İslâm ile— senin de kendisine nimet verdiğin —azat ile; onu azat etmiştin— kimseye: ‘Eşini yanında tut, Allah'tan kork’ diyordun. Allah'ın açığa çıkaracağı şeyi içinde gizliyordun; insanlardan çekiniyordun. Oysa kendisinden çekinmene Allah daha lâyıktır” sözünden “Allah'ın emri yerine gelir” (Ahzâb 33/37) sözüne kadar. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onunla (Zeyd'in boşadığı hanımla) evlenince: “Oğlunun hanımıyla evlendi” dediler. Bunun üzerine Allah Teâlâ: “Muhammed sizin adamlarınızdan hiçbirinin babası değildir; fakat Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur” (Ahzâb 33/40) âyetini indirdi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onu küçükken evlat edinmişti. O da adam oluncaya kadar (böyle) kaldı; kendisine Zeyd b. Muhammed deniyordu. Bunun üzerine Allah: “Onları babalarına nispet ederek çağırın; bu, Allah katında daha adaletlidir. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin dindaşlarınız ve dostlarınızdır (mevlâlarınızdır)” (Ahzâb 33/5) âyetini indirdi. (Yani) falan, falanın mevlâsıdır; falan, falanın kardeşidir. “Bu, Allah katında daha adaletlidir” yani Allah katında daha âdildir.
Ebû Îsâ (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis garîbdir.
(Bu hadis) Dâvûd b. Ebû Hind'den, Şa'bî'den, Mesrûk'tan, Âişe'den şöyle de rivayet edilmiştir: “Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) vahiyden bir şeyi gizleyecek olsaydı şu âyeti gizlerdi: ‘Hani sen, Allah'ın kendisine nimet verdiği, senin de kendisine nimet verdiğin kimseye...’ (Ahzâb 33/37) âyeti.” Bu lafız uzun hâliyle rivayet edilmemiştir. Bunu bize Abdullah b. Vaddâh el-Kûfî, Abdullah b. İdrîs'ten, o da Dâvûd b. Ebû Hind'den rivayet etti.
Câmiu't-Tirmizî 3207, Kitap 47, Hadis 259