Âd'ın elçisi gibi olmaktan Allah'a sığınırım.

Kaynak
Câmiu't-Tirmizî 3273, Kitap 47, Hadis 325
Hasen
Türkçe meal

Rebîa kabilesinden bir adam şöyle rivayet etti:

Medine'ye geldim ve Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yanına girdim. Onun yanında Âd'ın elçisi anıldı. Ben, “Âd'ın elçisi gibi olmaktan Allah'a sığınırım” dedim. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), “Âd'ın elçisi nedir?” buyurdu. Ben de şöyle dedim: “Bilene rastladın! Âd (kavmi) kıtlığa uğrayınca Kayl'i (yağmur duasına) gönderdi. O, Bekr b. Muâviye'nin yanına konuk oldu. Bekr ona şarap içirdi, iki şarkıcı cariye (Cerâdetân) da ona şarkı söyledi. Sonra Mehre dağlarına gitmek üzere çıktı ve şöyle dedi: 'Allah'ım! Ben sana tedavi edeyim diye bir hasta için, fidye verip kurtarayım diye bir esir için gelmedim. Kuluna sulayacağın kadar su ver; onunla birlikte Bekr b. Muâviye'yi de sula.' (Bununla) ona içirdiği şarap için teşekkür ediyordu. Bunun üzerine onun için birkaç bulut yükseltildi ve ona, 'Bunlardan birini seç' denildi. O da içlerinden siyah olanı seçti. Ona, 'Al onu; kül, ince kül! Âd'dan hiç kimseyi bırakmasın' denildi. Anlatıldığına göre onlara rüzgârdan yalnızca şu halka kadarı, yani yüzük halkası kadarı gönderilmişti.” Sonra şu âyeti okudu: “Hani onlara o kısır rüzgârı göndermiştik. Uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyor, onu çürümüş kemik gibi yapıyordu.” (Zâriyât 51/41-42)

Ebû Îsâ (Tirmizî) dedi ki: Birçok kişi bu hadisi Sellâm Ebü'l-Münzir'den, o Âsım b. Ebü'n-Necûd'dan, o Ebû Vâil'den, o da Hâris b. Hassân'dan rivayet etmiştir. Ona Hâris b. Yezîd de denir.

Câmiu't-Tirmizî 3273, Kitap 47, Hadis 325

Arapça metin
حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ سَلاَّمٍ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ أَبِي النَّجُودِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ رَجُلٍ، مِنْ رَبِيعَةَ قَالَ قَدِمْتُ الْمَدِينَةَ فَدَخَلْتُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذُكِرْتُ عِنْدَهُ وَافِدَ عَادٍ فَقُلْتُ أَعُوذُ بِاللَّهِ أَنْ أَكُونَ مِثْلَ وَافِدِ عَادٍ . قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " وَمَا وَافِدُ عَادٍ " . قَالَ فَقُلْتُ عَلَى الْخَبِيرِ سَقَطْتَ إِنَّ عَادًا لَمَّا أُقْحِطَتْ بَعَثَتْ قَيْلاً فَنَزَلَ عَلَى بَكْرِ بْنِ مُعَاوِيَةَ فَسَقَاهُ الْخَمْرَ وَغَنَّتْهُ الْجَرَادَتَانِ ثُمَّ خَرَجَ يُرِيدُ جِبَالَ مَهْرَةَ فَقَالَ اللَّهُمَّ إِنِّي لَمْ آتِكَ لِمَرِيضٍ فَأُدَاوِيَهِ وَلاَ لأَسِيرٍ فَأُفَادِيَهُ فَاسْقِ عَبْدَكَ مَا كُنْتَ مُسْقِيَهُ وَاسْقِ مَعَهُ بَكْرَ بْنَ مُعَاوِيَةَ . يَشْكُرْ لَهُ الْخَمْرَ الَّذِي سَقَاهُ فَرُفِعَ لَهُ سَحَابَاتٌ فَقِيلَ لَهُ اخْتَرْ إِحْدَاهُنَّ فَاخْتَارَ السَّوْدَاءَ مِنْهُنَّ فَقِيلَ لَهُ خُذْهَا رَمَادًا رَمْدَدًا لاَ تَذَرُ مِنْ عَادٍ أَحَدًا وَذُكِرَ أَنَّهُ لَمْ يُرْسَلْ عَلَيْهِمْ مِنَ الرِّيحِ إِلاَّ قَدْرُ هَذِهِ الْحَلْقَةِ يَعْنِي حَلْقَةَ الْخَاتَمِ . ثُمَّ قَرَأَ : (إذْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ الرِّيحَ الْعَقِيمَ * مَا تَذَرُ مِنْ شَيْءٍ أَتَتْ عَلَيْهِ إِلاَّ جَعَلَتْهُ كَالرَّمِيمِ ) الآيَةَ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَقَدْ رَوَى غَيْرُ وَاحِدٍ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ سَلاَّمٍ أَبِي الْمُنْذِرِ عَنْ عَاصِمِ بْنِ أَبِي النَّجُودِ عَنْ أَبِي وَائِلٍ عَنِ الْحَارِثِ بْنِ حَسَّانَ وَيُقَالُ لَهُ الْحَارِثُ بْنُ يَزِيدَ .

Hata bildir

Câmiu't-Tirmizî 3273 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü