Ahnef b. Kays şöyle dedi:
Kureyş'ten bir topluluğun yanına oturdum. Saçı, elbisesi ve kılığı kaba bir adam geldi, yanlarına dikilip selam verdi, sonra şöyle dedi: “(Mal) biriktirenlere, cehennem ateşinde kızdırılacak bir taşı müjdele! (Bu taş) onlardan birinin göğüs ucuna konur, kürek kemiğinin ucundan çıkar; kürek kemiğinin ucuna konur, göğüs ucundan çıkar; (böylece) sarsılıp durur.” Sonra dönüp bir direğin yanına oturdu. Ben de peşinden gidip yanına oturdum; onun kim olduğunu bilmiyordum. Ona: “Görüyorum ki bu topluluk senin söylediğinden hoşlanmadı” dedim. Şöyle dedi: “Onlar hiçbir şeye akıl erdirmiyorlar. Dostum bana şöyle dedi -(Ahnef) dedi ki: ‘Dostun kim?’ dedim; ‘Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’ dedi-: ‘Ey Ebû Zer! Uhud'u görüyor musun?’ Günün ne kadarının kaldığını görmek için güneşe baktım; Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) beni bir işi için göndereceğini sanıyordum. ‘Evet’ dedim. Şöyle buyurdu: ‘Uhud kadar altınım olsa, üç dinar dışında hepsini harcamadıkça (buna sahip olmayı) sevmem.’ Bunlar ise akıl erdirmiyorlar; ancak dünyayı topluyorlar. Hayır, vallahi Allah'a kavuşuncaya kadar onlardan ne dünya isterim ne de din hakkında onlara fetva sorarım.”
Sahîh-i Buhârî 1407, 1408, Kitap 24, Hadis 12