Ebû Bekir, İbnü'd-Dağine'ye: "Senin himayeni sana geri veriyorum ve Allah'ın himayesine razıyım" dedi.

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 2297, Kitap 39, Hadis 8
Türkçe meal

Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) eşi Âişe (radıyallahu anhâ) şöyle rivayet etti:

Kendimi bildim bileli anne babamı ancak (İslâm) dinine bağlı olarak buldum.

(Başka bir senetle) Âişe (radıyallahu anhâ) şöyle dedi: Kendimi bildim bileli anne babamı hiç (İslâm) dininden başka bir din üzere görmedim. Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) günün iki ucunda, sabah ve akşam bize gelmediği bir gün geçmezdi. Müslümanlar (eziyetlerle) imtihan edilince Ebû Bekir hicret etmek üzere Habeşistan tarafına doğru yola çıktı. Berkü'l-Gımâd'a varınca, Kâre kabilesinin efendisi olan İbnü'd-Dağine onunla karşılaştı ve: “Nereye gitmek istiyorsun ey Ebû Bekir?” dedi. Ebû Bekir: “Kavmim beni (yurdumdan) çıkardı; yeryüzünde dolaşıp Rabbime ibadet etmek istiyorum” dedi. İbnü'd-Dağine şöyle dedi: “Senin gibi biri (yurdundan) çıkmaz, çıkarılmaz da. Çünkü sen yoksula kazandırırsın, akrabayı gözetirsin, (başkalarının) yükünü taşırsın, misafiri ağırlarsın, hak yolunda başa gelen musibetlerde yardım edersin. Ben sana himaye veren (bir civar sahibi)yim; dön, kendi memleketinde Rabbine ibadet et.” İbnü'd-Dağine yola koyuldu ve Ebû Bekir ile birlikte döndü. Kureyş kâfirlerinin ileri gelenlerini dolaşarak onlara şöyle dedi: “Ebû Bekir gibi biri (yurdundan) çıkmaz, çıkarılmaz da. Yoksula kazandıran, akrabayı gözeten, (başkalarının) yükünü taşıyan, misafiri ağırlayan, hak yolunda başa gelen musibetlerde yardım eden bir adamı mı çıkarıyorsunuz?” Bunun üzerine Kureyş, İbnü'd-Dağine'nin himayesini geçerli saydı ve Ebû Bekir'e güvence verdiler. İbnü'd-Dağine'ye de şöyle dediler: “Ebû Bekir'e söyle, Rabbine evinde ibadet etsin; orada namaz kılsın, dilediğini okusun; bununla bize eziyet etmesin ve bunu açıkça yapmasın. Çünkü onun çocuklarımızı ve kadınlarımızı fitneye düşürmesinden korkuyoruz.” İbnü'd-Dağine bunu Ebû Bekir'e söyledi. Ebû Bekir de Rabbine evinde ibadet etmeye başladı; evinin dışında namazı ve (Kur'an) okumayı açıkça yapmıyordu. Sonra Ebû Bekir'in aklına (bir şey) geldi ve evinin avlusunda bir mescit yaptı. (Ortaya) çıktı; orada namaz kılıyor ve Kur'an okuyordu. Müşriklerin kadınları ve çocukları hayranlıkla ona bakarak başına üşüşüyorlardı. Ebû Bekir çok ağlayan bir adamdı; Kur'an okurken gözyaşlarına hâkim olamazdı. Bu durum Kureyş müşriklerinin ileri gelenlerini korkuttu. İbnü'd-Dağine'ye haber gönderdiler; o da yanlarına geldi. Ona şöyle dediler: “Biz Ebû Bekir'e, Rabbine evinde ibadet etmesi şartıyla himaye vermiştik. O ise bunu aştı; evinin avlusunda bir mescit yaptı, namazı ve (Kur'an) okumayı açıktan yapmaya başladı. Onun çocuklarımızı ve kadınlarımızı fitneye düşürmesinden korkuyoruz. Ona git; eğer Rabbine evinde ibadet etmekle yetinmek isterse öyle yapsın. Yok, bunu açıktan yapmaktan başkasını kabul etmezse, ondan sana himaye ahdini geri vermesini iste. Çünkü biz senin ahdini bozmaktan hoşlanmayız; Ebû Bekir'in (ibadetini) açıktan yapmasına da razı değiliz.” Âişe şöyle dedi: İbnü'd-Dağine Ebû Bekir'e geldi ve şöyle dedi: “Sana ne şartla ahit verdiğimi biliyorsun. Ya buna uyarsın ya da himaye ahdimi bana geri verirsin. Çünkü Arapların, ahit verdiğim bir adam hususunda ahdimin bozulduğunu işitmelerini istemem.” Ebû Bekir şöyle dedi: “Ben senin himayeni sana geri veriyorum ve Allah'ın himayesine razıyım.” Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) o gün Mekke'deydi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Hicret yurdunuz bana gösterildi: İki kara taşlık arasında hurmalıkları olan çorak bir yer gördüm.” Bu ikisi, iki harradır. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bunu anlatınca hicret eden Medine tarafına hicret etti; Habeşistan diyarına hicret etmiş olanların bir kısmı da Medine'ye döndü. Ebû Bekir de hicret etmek üzere hazırlandı. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ona: “Acele etme; çünkü bana (hicret için) izin verilmesini umuyorum” buyurdu. Ebû Bekir: “Babam sana feda olsun, bunu umuyor musun?” dedi. “Evet” buyurdu. Bunun üzerine Ebû Bekir, ona arkadaşlık etmek için kendini Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) adadı ve yanındaki iki binek devesini dört ay boyunca semur ağacı yapraklarıyla besledi.

Sahîh-i Buhârî 2297, Kitap 39, Hadis 8

Arapça metin
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، قَالَ ابْنُ شِهَابٍ فَأَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ لَمْ أَعْقِلْ أَبَوَىَّ إِلاَّ وَهُمَا يَدِينَانِ الدِّينَ. وَقَالَ أَبُو صَالِحٍ حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ عَنْ يُونُسَ عَنِ الزُّهْرِيِّ قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ لَمْ أَعْقِلْ أَبَوَىَّ قَطُّ، إِلاَّ وَهُمَا يَدِينَانِ الدِّينَ، وَلَمْ يَمُرَّ عَلَيْنَا يَوْمٌ إِلاَّ يَأْتِينَا فِيهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم طَرَفَىِ النَّهَارِ بُكْرَةً وَعَشِيَّةً، فَلَمَّا ابْتُلِيَ الْمُسْلِمُونَ خَرَجَ أَبُو بَكْرٍ مُهَاجِرًا قِبَلَ الْحَبَشَةِ، حَتَّى إِذَا بَلَغَ بَرْكَ الْغِمَادِ لَقِيَهُ ابْنُ الدَّغِنَةِ ـ وَهْوَ سَيِّدُ الْقَارَةِ ـ فَقَالَ أَيْنَ تُرِيدُ يَا أَبَا بَكْرٍ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ أَخْرَجَنِي قَوْمِي فَأَنَا أُرِيدُ أَنْ أَسِيحَ فِي الأَرْضِ فَأَعْبُدَ رَبِّي. قَالَ ابْنُ الدَّغِنَةِ إِنَّ مِثْلَكَ لاَ يَخْرُجُ وَلاَ يُخْرَجُ، فَإِنَّكَ تَكْسِبُ الْمَعْدُومَ، وَتَصِلُ الرَّحِمَ، وَتَحْمِلُ الْكَلَّ، وَتَقْرِي الضَّيْفَ، وَتُعِينُ عَلَى نَوَائِبِ الْحَقِّ، وَأَنَا لَكَ جَارٌ فَارْجِعْ فَاعْبُدْ رَبَّكَ بِبِلاَدِكَ. فَارْتَحَلَ ابْنُ الدَّغِنَةِ، فَرَجَعَ مَعَ أَبِي بَكْرٍ، فَطَافَ فِي أَشْرَافِ كُفَّارِ قُرَيْشٍ، فَقَالَ لَهُمْ إِنَّ أَبَا بَكْرٍ لاَ يَخْرُجُ مِثْلُهُ، وَلاَ يُخْرَجُ، أَتُخْرِجُونَ رَجُلاً يُكْسِبُ الْمَعْدُومَ، وَيَصِلُ الرَّحِمَ، وَيَحْمِلُ الْكَلَّ، وَيَقْرِي الضَّيْفَ، وَيُعِينُ عَلَى نَوَائِبِ الْحَقِّ. فَأَنْفَذَتْ قُرَيْشٌ جِوَارَ ابْنِ الدَّغِنَةِ وَآمَنُوا أَبَا بَكْرٍ وَقَالُوا لاِبْنِ الدَّغِنَةِ مُرْ أَبَا بَكْرٍ فَلْيَعْبُدْ رَبَّهُ فِي دَارِهِ، فَلْيُصَلِّ وَلْيَقْرَأْ مَا شَاءَ، وَلاَ يُؤْذِينَا بِذَلِكَ، وَلاَ يَسْتَعْلِنْ بِهِ، فَإِنَّا قَدْ خَشِينَا أَنْ يَفْتِنَ أَبْنَاءَنَا وَنِسَاءَنَا. قَالَ ذَلِكَ ابْنُ الدَّغِنَةِ لأَبِي بَكْرٍ، فَطَفِقَ أَبُو بَكْرٍ يَعْبُدُ رَبَّهُ فِي دَارِهِ، وَلاَ يَسْتَعْلِنُ بِالصَّلاَةِ وَلاَ الْقِرَاءَةِ فِي غَيْرِ دَارِهِ، ثُمَّ بَدَا لأَبِي بَكْرٍ فَابْتَنَى مَسْجِدًا بِفِنَاءِ دَارِهِ، وَبَرَزَ فَكَانَ يُصَلِّي فِيهِ، وَيَقْرَأُ الْقُرْآنَ، فَيَتَقَصَّفُ عَلَيْهِ نِسَاءُ الْمُشْرِكِينَ وَأَبْنَاؤُهُمْ، يَعْجَبُونَ وَيَنْظُرُونَ إِلَيْهِ، وَكَانَ أَبُو بَكْرٍ رَجُلاً بَكَّاءً لاَ يَمْلِكُ دَمْعَهُ حِينَ يَقْرَأُ الْقُرْآنَ، فَأَفْزَعَ ذَلِكَ أَشْرَافَ قُرَيْشٍ مِنَ الْمُشْرِكِينَ، فَأَرْسَلُوا إِلَى ابْنِ الدَّغِنَةِ فَقَدِمَ عَلَيْهِمْ، فَقَالُوا لَهُ إِنَّا كُنَّا أَجَرْنَا أَبَا بَكْرٍ عَلَى أَنْ يَعْبُدَ رَبَّهُ فِي دَارِهِ، وَإِنَّهُ جَاوَزَ ذَلِكَ، فَابْتَنَى مَسْجِدًا بِفِنَاءِ دَارِهِ، وَأَعْلَنَ الصَّلاَةَ وَالْقِرَاءَةَ، وَقَدْ خَشِينَا أَنْ يَفْتِنَ أَبْنَاءَنَا وَنِسَاءَنَا، فَأْتِهِ فَإِنْ أَحَبَّ أَنْ يَقْتَصِرَ عَلَى أَنْ يَعْبُدَ رَبَّهُ فِي دَارِهِ فَعَلَ، وَإِنْ أَبَى إِلاَّ أَنْ يُعْلِنَ ذَلِكَ فَسَلْهُ أَنْ يَرُدَّ إِلَيْكَ ذِمَّتَكَ، فَإِنَّا كَرِهْنَا أَنْ نُخْفِرَكَ، وَلَسْنَا مُقِرِّينَ لأَبِي بَكْرٍ الاِسْتِعْلاَنَ. قَالَتْ عَائِشَةُ فَأَتَى ابْنُ الدَّغِنَةِ أَبَا بَكْرٍ، فَقَالَ قَدْ عَلِمْتَ الَّذِي عَقَدْتُ لَكَ عَلَيْهِ، فَإِمَّا أَنْ تَقْتَصِرَ عَلَى ذَلِكَ وَإِمَّا أَنْ تَرُدَّ إِلَىَّ ذِمَّتِي، فَإِنِّي لاَ أُحِبُّ أَنْ تَسْمَعَ الْعَرَبُ أَنِّي أُخْفِرْتُ فِي رَجُلٍ عَقَدْتُ لَهُ. قَالَ أَبُو بَكْرٍ إِنِّي أَرُدُّ إِلَيْكَ جِوَارَكَ، وَأَرْضَى بِجِوَارِ اللَّهِ. وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَئِذٍ بِمَكَّةَ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " قَدْ أُرِيتُ دَارَ هِجْرَتِكُمْ، رَأَيْتُ سَبْخَةً ذَاتَ نَخْلٍ بَيْنَ لاَبَتَيْنِ ". وَهُمَا الْحَرَّتَانِ، فَهَاجَرَ مَنْ هَاجَرَ قِبَلَ الْمَدِينَةِ حِينَ ذَكَرَ ذَلِكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَرَجَعَ إِلَى الْمَدِينَةِ بَعْضُ مَنْ كَانَ هَاجَرَ إِلَى أَرْضِ الْحَبَشَةِ، وَتَجَهَّزَ أَبُو بَكْرٍ مُهَاجِرًا، فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " عَلَى رِسْلِكَ فَإِنِّي أَرْجُو أَنْ يُؤْذَنَ لِي ". قَالَ أَبُو بَكْرٍ هَلْ تَرْجُو ذَلِكَ بِأَبِي أَنْتَ قَالَ " نَعَمْ ". فَحَبَسَ أَبُو بَكْرٍ نَفْسَهُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِيَصْحَبَهُ وَعَلَفَ رَاحِلَتَيْنِ كَانَتَا عِنْدَهُ وَرَقَ السَّمُرِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ.

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 2297 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü