Ebû Kılâbe şöyle rivayet etti:
Kendisi Ömer b. Abdülazîz'in arkasında oturuyordu. (Orada bulunanlar) anıp durdular, konuşup durdular ve: “Halifeler onunla kısas uyguladılar” dediler. (Ömer) arkasında bulunan Ebû Kılâbe'ye döndü ve: “Ey Abdullah b. Zeyd! Sen ne dersin?” -ya da: “Ey Ebû Kılâbe! Sen ne dersin?”- dedi. Ben dedim ki: “İslâm'da öldürülmesi helâl olan bir kimse bilmiyorum; ancak evlendikten sonra zina eden, haksız yere bir cana kıyan ya da Allah'a ve Resûlü'ne (sallallahu aleyhi ve sellem) karşı savaşan kimse müstesna.” Anbese: “Enes bize şöyle şöyle rivayet etti” dedi. Ben: “Enes onu bana rivayet etti” dedim. (Enes) şöyle dedi: Bir topluluk Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) geldi, onunla konuştular ve: “Bu yerin havası bize yaramadı” dediler. “Bunlar bizim (otlağa) çıkan develerimizdir; siz de onlarla çıkın, sütlerinden ve sidiklerinden için” buyurdu. Onlarla çıktılar, sidiklerinden ve sütlerinden içtiler ve sağlıklarına kavuştular. Sonra çobana saldırıp onu öldürdüler ve develeri sürüp götürdüler. Bunlar(ın cezası)nda ne gecikilebilirdi ki? Cana kıydılar, Allah'a ve Resûlü'ne karşı savaştılar ve Resûlullah'ı (sallallahu aleyhi ve sellem) korkuttular. (Anbese) “Sübhanallah!” dedi. Ben: “Beni itham mı ediyorsun?” dedim. “Bunu bize Enes rivayet etti” dedi. (Anbese) ayrıca şöyle dedi: “Ey şu (memleketin) halkı! Bu ya da bunun gibisi aranızda bırakıldıkça hayır üzere olmaya devam edeceksiniz.”
Sahîh-i Buhârî 4610, Kitap 65, Hadis 132