Kayanın dibindeki Hayat pınarının suyu balığa değince balık canlanıp denize girdi.

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 4727, Kitap 65, Hadis 249
Türkçe meal

Saîd b. Cübeyr şöyle rivayet etti:

İbn Abbâs'a: “Nevf el-Bikâlî, İsrâiloğullarının Mûsâ'sının Hızır'ın (arkadaşı olan) Mûsâ olmadığını iddia ediyor” dedim. (İbn Abbâs): “Allah'ın düşmanı yalan söylemiş” dedi (ve şöyle devam etti): Übey b. Ka'b bize Resûlullah'tan (sallallahu aleyhi ve sellem) anlattı, (Resûlullah) şöyle buyurdu: “Mûsâ İsrâiloğulları arasında hutbe okumak için kalktı. Ona: ‘İnsanların en bilgilisi kimdir?’ denildi. ‘Benim’ dedi. Bilgiyi Allah'a havale etmediği için Allah onu kınadı ve ona: ‘Evet, kullarımdan bir kul iki denizin birleştiği yerdedir; o senden daha bilgilidir’ diye vahyetti. (Mûsâ): ‘Ya Rabbi! Ona nasıl yol bulurum?’ dedi. (Allah): ‘Zenbil içinde bir balık alırsın; balığı nerede kaybedersen onu takip et’ buyurdu. (Resûlullah) dedi ki: Mûsâ, yanında genç yardımcısı Yûşa' b. Nûn olduğu halde yola çıktı; balık da yanlarında idi. Nihayet kayaya vardılar ve onun yanında konakladılar. Mûsâ başını koyup uyudu.”

Süfyân dedi ki: Amr'dan başkasının hadisinde şöyle denildi: “Kayanın dibinde Hayat denilen bir pınar vardı; onun suyundan bir şey değdi mi mutlaka canlanırdı. O pınarın suyundan balığa değdi.”

(Resûlullah devamla) buyurdu: “(Balık) hareket etti, zenbilden sıyrılıp denize girdi. Mûsâ uyanınca ‘genç yardımcısına: Kuşluk yemeğimizi getir, dedi’ (Kehf 18/62) âyeti. (Resûlullah) dedi ki: Emrolunduğu yeri geçinceye kadar yorgunluk hissetmedi. Genç yardımcısı Yûşa' b. Nûn ona: ‘Gördün mü? Kayaya sığındığımız zaman ben balığı unuttum’ (Kehf 18/63) âyeti. (Resûlullah) dedi ki: İzlerini takip ederek geri döndüler ve denizde balığın geçtiği yeri kemer gibi buldular. Bu, genç yardımcısı için şaşılacak bir şey, balık için de bir tünel idi. (Resûlullah) dedi ki: Kayaya vardıklarında bir de ne görsünler, elbiseye bürünmüş bir adam! Mûsâ ona selam verdi. (Adam): ‘Senin yurdunda selam nerede?’ dedi. (Mûsâ): ‘Ben Mûsâ'yım’ dedi. (Adam): ‘İsrâiloğullarının Mûsâ'sı mı?’ dedi. (Mûsâ): ‘Evet. Sana öğretilenden doğruya ulaştıracak bir bilgiyi bana öğretmen şartıyla sana tâbi olabilir miyim?’ (Kehf 18/66) dedi. Hızır ona: ‘Ey Mûsâ! Sen Allah'ın ilminden, Allah'ın sana öğrettiği, benim bilmediğim bir ilme sahipsin; ben de Allah'ın ilminden, Allah'ın bana öğrettiği, senin bilmediğin bir ilme sahibim’ dedi. (Mûsâ): ‘Bilakis sana tâbi olacağım’ dedi. (Hızır): ‘Eğer bana uyacaksan, ben sana ondan söz edinceye kadar hiçbir şey hakkında bana soru sorma’ (Kehf 18/70) dedi. Sahilde yürüyerek gittiler. Yanlarından bir gemi geçti; Hızır tanındı ve onları gemilerine nevlsiz, yani ücretsiz bindirdiler. İkisi gemiye bindi. (Resûlullah) dedi ki: Geminin kenarına bir serçe kondu ve gagasını denize daldırdı. Hızır Mûsâ'ya: ‘Senin ilmin, benim ilmim ve bütün yaratılmışların ilmi, Allah'ın ilmi yanında ancak bu serçenin gagasını daldırdığı kadardır’ dedi. (Resûlullah) dedi ki: Mûsâ ne olduğunu anlamadan Hızır bir keser alıp gemiyi deldi. Mûsâ ona: ‘Bizi ücretsiz taşıyan bir topluluk! Sen ise gemilerine yönelip onu deldin; içindekileri boğmak için mi? Andolsun (çok kötü bir iş) yaptın’ (Kehf 18/71) dedi. Yürüdüler; bir de ne görsünler, çocuklarla oynayan bir çocuk! Hızır onun başını tutup kesti. Mûsâ ona: ‘Bir cana karşılık olmaksızın tertemiz bir canı mı öldürdün? Andolsun, çok çirkin bir iş yaptın’ dedi. (Hızır): ‘Ben sana, benimle beraberliğe asla sabredemezsin, demedim mi?’ (Kehf 18/74-75) sözünden ‘Onlar ise kendilerini misafir etmekten kaçındılar. Orada yıkılmak üzere olan bir duvar buldular’ (Kehf 18/77) sözüne kadar. (Hızır) eliyle böyle yaptı ve onu doğrulttu. Mûsâ ona: ‘Biz bu kasabaya girdik; bizi misafir etmediler, bize yemek de vermediler. İsteseydin buna karşılık bir ücret alırdın’ dedi. (Hızır): ‘İşte bu, benimle senin aranın ayrılmasıdır. Sabredemediğin şeylerin içyüzünü sana haber vereceğim’ (Kehf 18/78) dedi.” Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Mûsâ'nın sabretmiş olmasını isterdik; böylece onların durumundan bize anlatılırdı” buyurdu.

(Saîd) dedi ki: İbn Abbâs, “Önlerinde her sağlam gemiye zorla el koyan bir kral vardı” (Kehf 18/79) ve “Çocuğa gelince, o kâfirdi” (Kehf 18/80) diye okurdu.

Sahîh-i Buhârî 4727, Kitap 65, Hadis 249

Arapça metin
حَدَّثَنِي قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنِي سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، قَالَ قُلْتُ لاِبْنِ عَبَّاسٍ إِنَّ نَوْفًا الْبَكَالِيَّ يَزْعُمُ أَنَّ مُوسَى بَنِي إِسْرَائِيلَ لَيْسَ بِمُوسَى الْخَضِرِ. فَقَالَ كَذَبَ عَدُوُّ اللَّهِ حَدَّثَنَا أُبَىُّ بْنُ كَعْبٍ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " قَامَ مُوسَى خَطِيبًا فِي بَنِي إِسْرَائِيلَ فَقِيلَ لَهُ أَىُّ النَّاسِ أَعْلَمُ قَالَ أَنَا، فَعَتَبَ اللَّهُ عَلَيْهِ، إِذْ لَمْ يَرُدَّ الْعِلْمَ إِلَيْهِ، وَأَوْحَى إِلَيْهِ بَلَى عَبْدٌ مِنْ عِبَادِي بِمَجْمَعِ الْبَحْرَيْنِ، هُوَ أَعْلَمُ مِنْكَ قَالَ أَىْ رَبِّ كَيْفَ السَّبِيلُ إِلَيْهِ قَالَ تَأْخُذُ حُوتًا فِي مِكْتَلٍ فَحَيْثُمَا فَقَدْتَ الْحُوتَ فَاتَّبِعْهُ قَالَ فَخَرَجَ مُوسَى، وَمَعَهُ فَتَاهُ يُوشَعُ بْنُ نُونٍ، وَمَعَهُمَا الْحُوتُ حَتَّى انْتَهَيَا إِلَى الصَّخْرَةِ، فَنَزَلاَ عِنْدَهَا قَالَ فَوَضَعَ مُوسَى رَأْسَهُ فَنَامَ ـ قَالَ سُفْيَانُ وَفِي حَدِيثِ غَيْرِ عَمْرٍو قَالَ ـ وَفِي أَصْلِ الصَّخْرَةِ عَيْنٌ يُقَالُ لَهَا الْحَيَاةُ لاَ يُصِيبُ مِنْ مَائِهَا شَىْءٌ إِلاَّ حَيِيَ، فَأَصَابَ الْحُوتَ مِنْ مَاءِ تِلْكَ الْعَيْنِ، قَالَ فَتَحَرَّكَ، وَانْسَلَّ مِنَ الْمِكْتَلِ، فَدَخَلَ الْبَحْرَ فَلَمَّا اسْتَيْقَظَ مُوسَى {قَالَ لِفَتَاهُ آتِنَا غَدَاءَنَا} الآيَةَ قَالَ وَلَمْ يَجِدِ النَّصَبَ حَتَّى جَاوَزَ مَا أُمِرَ بِهِ، قَالَ لَهُ فَتَاهُ يُوشَعُ بْنُ نُونٍ {أَرَأَيْتَ إِذْ أَوَيْنَا إِلَى الصَّخْرَةِ فَإِنِّي نَسِيتُ الْحُوتَ} الآيَةَ قَالَ فَرَجَعَا يَقُصَّانِ فِي آثَارِهِمَا، فَوَجَدَا فِي الْبَحْرِ كَالطَّاقِ مَمَرَّ الْحُوتِ، فَكَانَ لِفَتَاهُ عَجَبًا، وَلِلْحُوتِ سَرَبًا قَالَ فَلَمَّا انْتَهَيَا إِلَى الصَّخْرَةِ، إِذْ هُمَا بِرَجُلٍ مُسَجًّى بِثَوْبٍ، فَسَلَّمَ عَلَيْهِ مُوسَى قَالَ وَأَنَّى بِأَرْضِكَ السَّلاَمُ فَقَالَ أَنَا مُوسَى. قَالَ مُوسَى بَنِي إِسْرَائِيلَ قَالَ نَعَمْ هَلْ أَتَّبِعُكَ عَلَى أَنْ تُعَلِّمَنِي مِمَّا عُلِّمْتَ رَشَدًا. قَالَ لَهُ الْخَضِرُ يَا مُوسَى إِنَّكَ عَلَى عِلْمٍ مِنْ عِلْمِ اللَّهِ عَلَّمَكَهُ اللَّهُ لاَ أَعْلَمُهُ، وَأَنَا عَلَى عِلْمٍ مِنْ عِلْمِ اللَّهِ عَلَّمَنِيهِ اللَّهُ لاَ تَعْلَمُهُ. قَالَ بَلْ أَتَّبِعُكَ. قَالَ فَإِنِ اتَّبَعْتَنِي فَلاَ تَسْأَلْنِي عَنْ شَىْءٍ حَتَّى أُحْدِثَ لَكَ مِنْهُ ذِكْرًا، فَانْطَلَقَا يَمْشِيَانِ عَلَى السَّاحِلِ فَمَرَّتْ بِهِمَا سَفِينَةٌ فَعُرِفَ الْخَضِرُ فَحَمَلُوهُمْ فِي سَفِينَتِهِمْ بِغَيْرِ نَوْلٍ ـ يَقُولُ بِغَيْرِ أَجْرٍ ـ فَرَكِبَا السَّفِينَةَ قَالَ وَوَقَعَ عُصْفُورٌ عَلَى حَرْفِ السَّفِينَةِ، فَغَمَسَ مِنْقَارَهُ الْبَحْرَ فَقَالَ الْخَضِرُ لِمُوسَى مَا عِلْمُكَ وَعِلْمِي وَعِلْمُ الْخَلاَئِقِ فِي عِلْمِ اللَّهِ إِلاَّ مِقْدَارُ مَا غَمَسَ هَذَا الْعُصْفُورُ مِنْقَارَهُ قَالَ فَلَمْ يَفْجَأْ مُوسَى، إِذْ عَمَدَ الْخَضِرُ إِلَى قَدُومٍ فَخَرَقَ السَّفِينَةَ، فَقَالَ لَهُ مُوسَى قَوْمٌ حَمَلُونَا بِغَيْرِ نَوْلٍ، عَمَدْتَ إِلَى سَفِينَتِهِمْ فَخَرَقْتَهَا {لِتُغْرِقَ أَهْلَهَا لَقَدْ جِئْتَ} الآيَةَ فَانْطَلَقَا إِذَا هُمَا بِغُلاَمٍ يَلْعَبُ مَعَ الْغِلْمَانِ، فَأَخَذَ الْخَضِرُ بِرَأْسِهِ فَقَطَعَهُ. قَالَ لَهُ مُوسَى {أَقَتَلْتَ نَفْسًا زَكِيَّةً بِغَيْرِ نَفْسٍ لَقَدْ جِئْتَ شَيْئًا نُكْرًا * قَالَ أَلَمْ أَقُلْ لَكَ إِنَّكَ لَنْ تَسْتَطِيعَ مَعِيَ صَبْرًا} إِلَى قَوْلِهِ {فَأَبَوْا أَنْ يُضَيِّفُوهُمَا فَوَجَدَا فِيهَا جِدَارًا يُرِيدُ أَنْ يَنْقَضَّ} فَقَالَ بِيَدِهِ هَكَذَا فَأَقَامَهُ، فَقَالَ لَهُ مُوسَى إِنَّا دَخَلْنَا هَذِهِ الْقَرْيَةَ، فَلَمْ يُضَيِّفُونَا وَلَمْ يُطْعِمُونَا، لَوْ شِئْتَ لاَتَّخَذْتَ عَلَيْهِ أَجْرًا. قَالَ هَذَا فِرَاقُ بَيْنِي وَبَيْنِكَ سَأُنَبِّئُكَ بِتَأْوِيلِ مَا لَمْ تَسْتَطِعْ عَلَيْهِ صَبْرًا. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " وَدِدْنَا أَنَّ مُوسَى صَبَرَ حَتَّى يُقَصَّ عَلَيْنَا مِنْ أَمْرِهِمَا ". قَالَ وَكَانَ ابْنُ عَبَّاسٍ يَقْرَأُ وَكَانَ أَمَامَهُمْ مَلِكٌ يَأْخُذُ كُلَّ سَفِينَةٍ صَالِحَةٍ غَصْبًا، وَأَمَّا الْغُلاَمُ فَكَانَ كَافِرًا.

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 4727 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü