Evet, Allah'ın kaderinden yine Allah'ın kaderine kaçıyoruz.

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 5729, Kitap 76, Hadis 44
Türkçe meal

Abdullah b. Abbâs (radıyallahu anhümâ) şöyle rivayet etti:

Ömer b. Hattâb (radıyallahu anh) Şam'a doğru yola çıktı. Serğ'e vardığında ordu komutanları Ebû Ubeyde b. Cerrâh ve arkadaşları onu karşıladılar ve ona Şam topraklarında veba baş gösterdiğini haber verdiler. İbn Abbâs dedi ki: Ömer: “Bana ilk muhacirleri çağır” dedi. Onları çağırdı; (Ömer) onlarla istişare etti ve onlara Şam'da veba baş gösterdiğini haber verdi. Ayrılığa düştüler. Bazıları: “Sen bir iş için çıktın; ondan dönmeni uygun görmüyoruz” dedi. Bazıları da: “Yanında insanların geri kalanı ve Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ashâbı var; onları bu vebanın üzerine götürmeni uygun görmüyoruz” dedi. “Yanımdan kalkın” dedi. Sonra: “Bana Ensâr'ı çağırın” dedi. Onları çağırdım; onlarla istişare etti. Onlar da muhacirlerin yolunu tuttular ve onların ayrılığa düştüğü gibi ayrılığa düştüler. “Yanımdan kalkın” dedi. Sonra: “Bana burada bulunan, Fetih muhacirlerinden Kureyş'in yaşlılarını çağır” dedi. Onları çağırdım; aralarından iki kişi bile ona karşı ayrılığa düşmedi. “İnsanlarla geri dönmeni ve onları bu vebanın üzerine götürmemeni uygun görüyoruz” dediler. Bunun üzerine Ömer insanlara: “Ben sabahleyin binek üzerinde (yola çıkacağım); siz de sabahleyin (yola çıkmak üzere) bineklerinizin üzerinde olun” diye seslendi. Ebû Ubeyde b. Cerrâh: “Allah'ın kaderinden kaçarak mı?” dedi. Ömer şöyle dedi: “Keşke bunu senden başkası söyleseydi, ey Ebû Ubeyde! Evet, Allah'ın kaderinden yine Allah'ın kaderine kaçıyoruz. Ne dersin, senin develerin olsa da iki yamacı bulunan bir vadiye inse, bunlardan biri verimli, öbürü kurak olsa; verimli olanı otlatırsan onu Allah'ın kaderiyle otlatmış olmaz mısın, kurak olanı otlatırsan onu da Allah'ın kaderiyle otlatmış olmaz mısın?” (İbn Abbâs) dedi ki: Bu sırada bir işi için orada bulunmayan Abdurrahman b. Avf geldi ve şöyle dedi: “Bu konuda bende bir bilgi var. Resûlullah'ı (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyururken işittim: ‘Bir yerde onun (varlığını) işitirseniz oraya gitmeyin; bulunduğunuz bir yerde ortaya çıkarsa da ondan kaçmak için oradan çıkmayın.’” (İbn Abbâs) dedi ki: Bunun üzerine Ömer Allah'a hamd etti, sonra (geri) döndü.

Sahîh-i Buhârî 5729, Kitap 76, Hadis 44

Arapça metin
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَبْدِ الْحَمِيدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ زَيْدِ بْنِ الْخَطَّابِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ نَوْفَلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ خَرَجَ إِلَى الشَّأْمِ حَتَّى إِذَا كَانَ بِسَرْغَ لَقِيَهُ أُمَرَاءُ الأَجْنَادِ أَبُو عُبَيْدَةَ بْنُ الْجَرَّاحِ وَأَصْحَابُهُ، فَأَخْبَرُوهُ أَنَّ الْوَبَاءَ قَدْ وَقَعَ بِأَرْضِ الشَّأْمِ. قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ فَقَالَ عُمَرُ ادْعُ لِي الْمُهَاجِرِينَ الأَوَّلِينَ. فَدَعَاهُمْ فَاسْتَشَارَهُمْ وَأَخْبَرَهُمْ أَنَّ الْوَبَاءَ قَدْ وَقَعَ بِالشَّأْمِ فَاخْتَلَفُوا. فَقَالَ بَعْضُهُمْ قَدْ خَرَجْتَ لأَمْرٍ، وَلاَ نَرَى أَنْ تَرْجِعَ عَنْهُ. وَقَالَ بَعْضُهُمْ مَعَكَ بَقِيَّةُ النَّاسِ وَأَصْحَابُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلاَ نَرَى أَنْ تُقْدِمَهُمْ عَلَى هَذَا الْوَبَاءِ. فَقَالَ ارْتَفِعُوا عَنِّي. ثُمَّ قَالَ ادْعُوا لِي الأَنْصَارَ. فَدَعَوْتُهُمْ فَاسْتَشَارَهُمْ، فَسَلَكُوا سَبِيلَ الْمُهَاجِرِينَ، وَاخْتَلَفُوا كَاخْتِلاَفِهِمْ، فَقَالَ ارْتَفِعُوا عَنِّي. ثُمَّ قَالَ ادْعُ لِي مَنْ كَانَ هَا هُنَا مِنْ مَشْيَخَةِ قُرَيْشٍ مِنْ مُهَاجِرَةِ الْفَتْحِ. فَدَعَوْتُهُمْ، فَلَمْ يَخْتَلِفْ مِنْهُمْ عَلَيْهِ رَجُلاَنِ، فَقَالُوا نَرَى أَنْ تَرْجِعَ بِالنَّاسِ، وَلاَ تُقْدِمَهُمْ عَلَى هَذَا الْوَبَاءِ، فَنَادَى عُمَرُ فِي النَّاسِ، إِنِّي مُصَبِّحٌ عَلَى ظَهْرٍ، فَأَصْبِحُوا عَلَيْهِ. قَالَ أَبُو عُبَيْدَةَ بْنُ الْجَرَّاحِ أَفِرَارًا مِنْ قَدَرِ اللَّهِ فَقَالَ عُمَرُ لَوْ غَيْرُكَ قَالَهَا يَا أَبَا عُبَيْدَةَ، نَعَمْ نَفِرُّ مِنْ قَدَرِ اللَّهِ إِلَى قَدَرِ اللَّهِ، أَرَأَيْتَ لَوْ كَانَ لَكَ إِبِلٌ هَبَطَتْ وَادِيًا لَهُ عُدْوَتَانِ، إِحْدَاهُمَا خَصِبَةٌ، وَالأُخْرَى جَدْبَةٌ، أَلَيْسَ إِنْ رَعَيْتَ الْخَصْبَةَ رَعَيْتَهَا بِقَدَرِ اللَّهِ، وَإِنْ رَعَيْتَ الْجَدْبَةَ رَعَيْتَهَا بِقَدَرِ اللَّهِ قَالَ فَجَاءَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَوْفٍ، وَكَانَ مُتَغَيِّبًا فِي بَعْضِ حَاجَتِهِ فَقَالَ إِنَّ عِنْدِي فِي هَذَا عِلْمًا سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِذَا سَمِعْتُمْ بِهِ بِأَرْضٍ فَلاَ تَقْدَمُوا عَلَيْهِ، وَإِذَا وَقَعَ بِأَرْضٍ وَأَنْتُمْ بِهَا فَلاَ تَخْرُجُوا فِرَارًا مِنْهُ ". قَالَ فَحَمِدَ اللَّهَ عُمَرُ ثُمَّ انْصَرَفَ.

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 5729 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü