Zü'l-Huvaysıra'ya: "Yazık sana! Ben adaletli olmazsam kim adaletli olur?" buyurdu.

Kaynak
Sahîh-i Buhârî 6163, Kitap 78, Hadis 189
Türkçe meal

Ebû Saîd el-Hudrî (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:

Bir gün Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bir taksim yaparken, Benî Temîm'den bir adam olan Zü'l-Huvaysıra: “Ey Allah'ın Resûlü! Adaletli ol” dedi. “Yazık sana! Ben adaletli olmazsam kim adaletli olur?” buyurdu. Ömer: “Bana izin ver, boynunu vurayım” dedi. “Hayır. Onun öyle arkadaşları var ki, sizden biri kendi namazını onların namazı yanında, orucunu onların orucu yanında küçük görür. Okun avı delip geçmesi gibi dinden çıkarlar. Okun temrenine bakılır, onda bir şey bulunmaz; sonra sinir sargısına bakılır, onda bir şey bulunmaz; sonra gövdesine bakılır, onda bir şey bulunmaz; sonra yeleklerine bakılır, onda bir şey bulunmaz. (Ok) işkembedeki pisliği ve kanı geçip gitmiştir. İnsanlar arasında bir ayrılık zamanında çıkarlar. Alametleri, iki elinden biri kadın memesi gibi ya da sallanan bir et parçası gibi olan bir adamdır” buyurdu.

Ebû Saîd dedi ki: Şahitlik ederim ki bunu Peygamber'den (sallallahu aleyhi ve sellem) işittim. Yine şahitlik ederim ki Ali onlarla savaştığında ben onunla birlikteydim. (O adam) ölüler arasında arandı ve Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) tarif ettiği vasıfta getirildi.

Sahîh-i Buhârî 6163, Kitap 78, Hadis 189

Arapça metin
حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، عَنِ الأَوْزَاعِيِّ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، وَالضَّحَّاكِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ بَيْنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَقْسِمُ ذَاتَ يَوْمٍ قِسْمًا فَقَالَ ذُو الْخُوَيْصِرَةِ ـ رَجُلٌ مِنْ بَنِي تَمِيمٍ ـ يَا رَسُولَ اللَّهِ اعْدِلْ. قَالَ " وَيْلَكَ مَنْ يَعْدِلُ إِذَا لَمْ أَعْدِلْ ". فَقَالَ عُمَرُ ائْذَنْ لِي فَلأَضْرِبْ عُنُقَهُ. قَالَ " لاَ، إِنَّ لَهُ أَصْحَابًا يَحْقِرُ أَحَدُكُمْ صَلاَتَهُ مَعَ صَلاَتِهِمْ، وَصِيَامَهُ مَعَ صِيَامِهِمْ، يَمْرُقُونَ مِنَ الدِّينِ كَمُرُوقِ السَّهْمِ مِنَ الرَّمِيَّةِ، يُنْظَرُ إِلَى نَصْلِهِ فَلاَ يُوجَدُ فِيهِ شَىْءٌ، ثُمَّ يُنْظَرُ إِلَى رِصَافِهِ فَلاَ يُوجَدُ فِيهِ شَىْءٌ، ثُمَّ يُنْظَرُ إِلَى نَضِيِّهِ فَلاَ يُوجَدُ فِيهِ شَىْءٌ، ثُمَّ يُنْظَرُ إِلَى قُذَذِهِ فَلاَ يُوجَدُ فِيهِ شَىْءٌ، سَبَقَ الْفَرْثَ وَالدَّمَ، يَخْرُجُونَ عَلَى حِينِ فُرْقَةٍ مِنَ النَّاسِ، آيَتُهُمْ رَجُلٌ إِحْدَى يَدَيْهِ مِثْلُ ثَدْىِ الْمَرْأَةِ، أَوْ مِثْلُ الْبَضْعَةِ تَدَرْدَرُ ". قَالَ أَبُو سَعِيدٍ أَشْهَدُ لَسَمِعْتُهُ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَأَشْهَدُ أَنِّي كُنْتُ مَعَ عَلِيٍّ حِينَ قَاتَلَهُمْ، فَالْتُمِسَ فِي الْقَتْلَى، فَأُتِيَ بِهِ عَلَى النَّعْتِ الَّذِي نَعَتَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم.

Hata bildir

Sahîh-i Buhârî 6163 metninde gördüğünüz hatayı bildirin. Bildiriminiz incelendikten sonra düzeltilir.

Hata türü