Avf b. Mâlik el-Eşcaî (radıyallahu anh) şöyle rivayet etti:
Mûte gazvesinde Zeyd b. Hârise ile birlikte çıktım. Yemen halkından, yanında kılıcından başka bir şey olmayan bir meded (yardımcı birlik askeri) bana yol arkadaşı oldu. Müslümanlardan bir adam bir deve kesti. Meded asker ondan derisinden bir parça istedi; o da ona verdi. (Meded asker) onu kalkan biçiminde bir şey yaptı. Yolumuza devam ettik ve Rum topluluklarıyla karşılaştık. Aralarında, üzerinde yaldızlı bir eyer ve yaldızlı silah bulunan doru bir atın üstünde bir adam vardı. Rum, (askerlerini) Müslümanlara karşı kışkırtmaya başladı. Meded asker onun için bir kayanın arkasında (pusuya) oturdu. Rum yanından geçince onun atının ayak sinirlerini kesti; (Rum) yere düştü. (Meded asker) onun üzerine çıkıp onu öldürdü, atını ve silahını ele geçirdi. Allah Azze ve Celle Müslümanlara fethi nasip edince Hâlid b. el-Velîd ona (adam) gönderdi ve selebden (bir kısmını) aldı. Avf dedi ki: Ona (Hâlid'e) gittim ve: “Ey Hâlid! Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) selebin öldürene ait olduğuna hükmettiğini bilmiyor musun?” dedim. “Evet (biliyorum), fakat onu çok buldum” dedi. “Onu ona ya geri verirsin ya da bunu sana Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yanında bildiririm” dedim. Ona geri vermekten kaçındı. Avf dedi ki: Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yanında bir araya geldik. Ona meded askerin kıssasını ve Hâlid'in yaptığını anlattım. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Ey Hâlid! Seni yaptığın şeye ne sevk etti?” buyurdu. (Hâlid): “Ey Allah'ın Resûlü! Onu çok buldum” dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Ey Hâlid! Ondan aldığını ona geri ver” buyurdu. Avf dedi ki: Ona: “Al bakalım ey Hâlid! Sana (sözümü) yerine getirmedim mi?” dedim. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “O da ne?” buyurdu. Ona haber verdim. (Avf) dedi ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) öfkelendi ve: “Ey Hâlid! Ona geri verme. Siz benim emirlerimi bana bırakmayacak mısınız? İşlerinin iyisi sizin, bulanığı onların üzerinedir” buyurdu.
Sünen-i Ebû Dâvûd 2719, Kitap 15, Hadis 243